• 478
    ilk düdüğü ile son düdüğü arasında geçen zaman diliminde sözlüğe 764 tane entry giren sözlük yazarlarının oturdukları yerde, sahaya çıkan futbolcuların toplamından daha çok efor sarfettiği maç.

    galatasaray 115 yıllık bir camiadır. ne bir mağlubiyetle küçülür, ne bir maçın skoruyla rezil olur.

    maçlar kazanılır, kaybedilir. bazen işler iyi gider, bazen kötü gider, bazen beklediğinden iyi gider, bazen beklediğinden kötü gider...

    ama bu kadar aciz ve rezil bir duruma düştüğü maç, özellikle futbol branşı özelinde çok çok zor bulunur...

    başka da söyleyebilecek bir şey kalmıyor geriye... belki yarın, belki öbür gün kelimeleri toparlayıp yazmak mümkün olur...
  • 480
    öncesinde kendi kendime yapay olasılıklar yarattım, sonunu tahmin etsem bile başında o kadar vazgeçmiş olmak istemedim. çünkü takımımı şampiyonlar ligi maçında izleyeceksem bundan keyif almamın tek yolu bu. bir ihtimal daha olmalı. o ihtimali yok kabul edersem, işin tadı tuzu kalmıyor. bu konuda rasyonel olmanın tatsızlığı ilgimi çekmiyor. taraftarlık olgusu zaten rasyonel bir şey değil ki...

    tek beklentim, ilk 20 dk dayanmak, birkaç hızlı hücum veya olgun atak izlemekti. bölüm bölüm de olsa rakibe karşılık vermek için didinen oyuncular görmekti. bizim için bile değil yahu, kendileri için, şampiyonlar ligi vitrininde biraz olsun parıldamak için...

    evet gol yiyeceğimiz kesindi. değil üçlü savunma, 8'li savunmayla da çıksak er geç o golü yiyecektik. belliydi bu. kendi evimizdeki maçlarda denedik ve yine yedik, daha fazlasını yemekten şans eseri kurtulduk. savunma yapmanın da ayrı bir beceri gerektirdiği malum...

    ama bu... bu gördüğümüz... herhalde hiçbirimiz bu kadar aciz bir galatasaray görmedik.

    kimseyi tek tek suçlamak içimden gelmiyor. beklentim, sorumlu olan herkesin utanç duyması ve bu acizliği telafi etmek için elinden geleni yapması. olur mu? pek olacak gibi görünmüyor.

    adım adım yükselip 2000'e vardıktan sonra, adım adım gerileyip en dibe kadar geldik sanırım. sebepler saymakla bitmez, ki zaten bu platformda da en alasından analizlerle sayıldı bu sebepler.

    ben bu ülkede kaldırımları bile beğenmeyen insanım. eleştirmeye oradan başlar, muslera'nın çaresizliğinin sebeplerine bağlarım... ama sıkılıyorum!

    şu yaşımda artık hayattan keyif almak için en küçük şeyden bile mutlu olmaya çalışıyorum. hayat kahırla geçmiyor ve takımın haline üzülemeyeceğim kadar kısa. ya tamamen uzak durmak ya da olanla idare etmek kalıyor elde. şimdilik idare etmekten yanayım. önümüzdeki maçlara bakacağız artık.
  • 481
    "o formayı giymek kolay mı! galatasaray formasını giymek kolay mı! çok zordur. olmaz. böyle olmaz." diye beinsports ekranlarında maçtan sonra üzüntü ve kızgınlığını dile getiriyordu cevad prekazi. "ben eski bir galatasaray futbolcusu olarak utanıyorum bu gece. ben galatasaray'ın avrupa'da böyle bir tokat yediğini hatırlamıyorum." diye de sitemini devam ettiriyordu sarı-kırmızılı forma ile avrupa şampiyonlar kupasında yarı final oynamış efsane futbolcu... haklıydı isyanında, duygularını dile getiriyordu televizyon başındaki milyonlarca galatasaray sevdalısının... armanın peşinden santiago bernabeu stadyumuna "deplase olanlar" maç içinde dökmüşlerdi öfkelerini: "sabrımız taşıyor, adam gibi oynayın..." ve "formayı çıkarın çıplak oynayın" şeklinde uzun seneler duymadığımız "naftalinli sloganları" gün yüzüne çıkararak da sahada bunları "anlayacak!" futbolcu yoktu ne yazık ki?

    galatasaray neredeyse maçın başlama düdüğü ile kalesinde golü gördü. "bu nasıl gol, nagatomo neredesin?" demeye kalmadı ki, ev sahibi adına maçın yıldızı rodrygo kafayla ikinci defa fileleri sarsıyordu. yeni yeni avrupa sahnesine çıkmış, madrid deplasmanına ilk defa ayak basmış genç türk topçular olsa "mantıklı" gelecekti real madrid karşısındaki bu "felç" durumu ama şampiyonlar liginde, uefa avrupa liginde, dünya, afrika ve amerika kupalarında finaller, yarı finaller oynamış topçuların bu duruma düşmesi "utanç vericiydi." toparlar mı acaba diye düşünürken, nzonzi'nin acemice bir hatasıyla kazanılan penaltıda bu defa ramos fileleri havalandırıyordu. kalesinde 5 dakikada 1 gol görmek ortalaması hiç galatasaray'a yakışan bir durum değildi de, neyse dakikalar ilerledikçe durumu "az buçuk" topladı bizimkiler. transfer edildiği günlerde g.o.r.a. filminden repliklerle "sen japonsun bir kere, akıllı adamsın, seni seçtim" diye eller üstünde tutulan yuto nagatomo "çin malı" sol bek gibi devre biterken ispanyollara dördüncü golü armağan ediyordu.

    soyunma odasına dört farklı mağlup olarak girilmişti ama daha da fazlası olabilirdi, bazılarını muslera çıkardı, bazı pozisyonda beyaz formalılar beceriksizdi. ali sami yen'de peşi sıra oynadığı psg ve real madrid maçlarında üçlü savunmayla mücadele eden ve gayet de başarılı olan fatih terim, santiago bernabeu'da tekrar iki stoper ve iki bekli sisteme dönüş yapmıştı... ilk devre kalesinde dört gol görünce, donk'u oyuna alarak tekrar üçlü savunmaya dönüş yaptı ve babel'i forvette tek bıraktı tecrübeli teknik adam... lakin bu değişiklik de farkın gelmesine yeterli olmadı, zidane'nın takımı iki gol daha atıp, kalesinde lemina'nın kafa vuruşu olmak üzere tek pozisyon vererek farklı bir şekilde maçı kazandı...

    böyle ağır bir yenilgiden sonra, hele ki yenilen gollerden sonra reaksiyon vermeden rakibi seyredilen bir maçtan sonra oyuncuları tek tek değerlendirmek oldukça manasız olurken, göze batan isimler muslera ve lemina oldu. uruguaylı kaleci altı gol yedi belki ama farkın daha da açılmasını önlerken, lemina da orta sahada koştu, çabaladı, didindi, kısaca bu hezimeti kabul etmediğini göstermiş oldu...

    gerisi mi? top ayaklarına geldiğinde ne yapacağını şaşıran futbolcu topluluğuydu...

    6 kasımı 7 kasıma bağlayan gece kötü bitmişti ama yüzümüzü güldüren bir haberle de güneşi batırmıştık aslında. abilerinin maçından önce karşı karşıya gelen iki takımın u-19 yaş takımlarından galatasaray ev sahibini 4-2 ile mağlup etmişti. genç aslanlar da abileri gibi daha 2. dakika yenik duruma düşmüş ama "armanın onuru" için isyan etmiş ve süleyman luş ile yunus akgün'ün penaltı golleri ile 2-1 öne geçmişlerdi. ikinci yarıda guttierez klas bir golle beraberliği sağlasa da, geleceğin galatasaray 10 numarası ve kaptanı atalay yıldırım belki de kariyerinin en anlamlı gollerinden birini atacak ve takımını öne geçirecektir. atalay'ın golünün hemen ardından yunus akgün, hocasının korner talimatına uyarak işık kaan arslan'a harika bir asist yapacaktı... "biz futbolcuların geçmişine yatırım yapıyoruz, aslında geleceğine yatırım yapmamız lazım" diyen fatih terim'in sürekli vurguladığı ocak ayını beklerken, bu gençlere de ara ara takımda şans vereceğine inanıyorum... galatasaray'da kaybolmuş olan "ruh" belki de florya'nın havası ve suyuyla büyümüş bu çocuklarla gelecektir takıma...

    kaynak: https://ultrasmovement.blogspot.com/...d6-0galatasaray.html