Türkiye Süper Lig 3. Hafta Karşılaşması
21:45 Eskişehir Atatürk Stadyumu
Yayın: Lig TV
0 - 0
  • önemli olan galibiyetin değil, tatmin edici futbolun olmaması. bu takım, iki sene önce kanatlarını engin ve emre çolak'ın oluşturduğu takım kadar güven vermiyor vasatın üzeri bir deplasmanda. geçen sene de potansiyelini sahaya yansıtamadık, aksini kimse iddia etmesin. sorun üç puan olsaydı, melo'nun kaçırdığı pozsiyonu konuşur olurduk. daha bir kişi bile yazmadığına göre, insanların anlatmak istediği gayet açık.
  • eskişehirspor – galatasaray : 0-0 tipik puan maçı – selçuk inan geride kalırken

    son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim, eskişehir deplasmanında 1 puan iyidir, aynı bursa deplasmanında alınan 1 puan var.
    galatasaray çok sakin, sıkmadan oynuyor. bir çok taraftar için ruhsuz oynuyor ama ben pollyanna taraftar olduğum için sakin, ne yaptığını bilen, kontrollü oynuyor demeyi tercih ediyorum.
    işin şakası bir yana; drogba, burak yılmaz ve snijder’le oynuyorsanız bu adamların yakaladıklarını atmaları şart. yoksa takım büyük sıkıntı yaşıyor. çünkü savunma yapmayan, yapmayı bilmeyen bu adamlar yüzünden takım savunması zayıflıyor. bu kadroyla selçuk inan oldukça geride kalıyor. orta saha üçlü olmak durumunda kalınca selçuk inan’ın savunma görevleri artıyor, forvete desteği azalıyor. selçuk inan çok önemli. kariyeri falan gibi saçmalıklara ayıracak zamanım yok. selçuk inan dünya çapında muhteşem oyun kuruculardan biridir. illa örnek lazımsa, andrea pirlo gibi bir topçu selçuk inan. bu adamın etkinliğini arttıracak, takımın lideri olduğunu ortaya çıkaracak hangi diziş, hangi oyuncular gerekiyorsa onlar oynamalı. yine örnek vereyim, drogba’nın her uzak topu kaleye vurmak için gelmesi engellenmeli. kendisinin ifadesiyle c.ronaldo’dan kopyaladığı vuruşların çoğu baraja çarpıyor. halbuki topu inan’a bırakıp gitse inan o topu drogba’nın kafasına atar zaten. hani fernandes için söylediğim bir şey var ya: 5’e 10 kalas koy, topu o kalasa çarptırarak gol yaptırır diye. selçuk inan da fernandes’den aşağı değil.
    galatasaray takımı bu sezon başından beri izlediğim bütün maçlarda o kadar rahattı ki. geriye düşünce acayip hırslı oynayan bir takım yok. öne geçince daha fazlasını atmak için uğraşan bir takım yok. geçen haftada yazmıştım benzeri bir şeyi, fatih terim takımlarında pek görmediğimiz hatta yakışmayan bir oyun şekli. tam da bu sebeple yani fatih terim takımlarından alıştığı şekilde galatasaray taraftarı takımın vurup geçmesini istiyor. ama bu işler böyle olmuyor ne yazık ki. takımın, topçuların psikolojisi bir dolu şeyden etkileniyor. hocanın milli takımı çalıştırması, alınacak topçu söylentileri, satılacak topçu söylentileri takımı illa ki etkiliyor. transfer mevsimi bitse de kurtulsak. wenger mi söylemişti geçenlerde “transfer ligler başladıktan sonra bitmeli” diye. kesinlikle ve yüzde yüz katılıyorum.
    neyse, bir lig maçı daha bitti. galatasaray iyi takıma karşı iyi oynuyor. şampiyonlar liginde zorlu bir gruba düştük. takım kopenhag’a juventus ve real’den fazla zorlanır. şimdi kötümserler “kaptan o zaman avrupa ligine kalamayız” diyeceklerdir, başınıza gelmeyen bir şeyle ilgili mutlu olmak ya da olmamak sizin tercihiniz.

    ilk söylediğimi sonda yine söyleyeyim: antep, bursa ve eskişehir’den sezonun ilk 3 haftasında alınan 5 puan oldukça iyidir. hele ki en zorlularının deplasman olduğunu düşünürseniz.
    ilk üç haftada 5 puan için takıma, hocaya, topçuya, başkana sallayacaksınız lütfen görüşmeyelim. bunları yapanların neredeyse hepsi son iki sezondur yine aynı tavırdaydılar. bazen ligde alınan bir beraberlikte salladılar bazen şampiyonlar ligindeki sonuçlardan sonra.
    bir reklam var ya, 2 tane taş gibi manita arabayla yanaşıyor gerizekalı sizi polise şikayet etmeden gidin falan diyor. baban gibi olma diyor reklamın sonunda. o salağın düştüğü duruma düşmeyin.
    olur öyle, top bu.

    *