• 126
    tabiki tek maç ile karar verilmez fakat bence gelecek için umut veren bir futbol gördük. selçuk'un son dakikalarda serdar özkan'ın son vuruşu yapacakken orda bulunabilmesi bile bir işarettir. umarım ileride basma olayını devam ettiririz. tahmin edersiniz ki mücadele ve pres taraftarın en çok özlediği ve takımın en çok ihtiyacı olan iki özellik.
    maç sonu yorumum; döneceğiz yine o eski şanlı günlere!
  • 127
    bazı yazarlar takım kötü gitse mutlu olacaktı sanırım onlar adına üzgünüm istedikleri için biraz daha beklemek zorunda kalacaklar. maça gelirsek selçuk asli görevinde yine iyi değildi ama attığı goller falan moral kazanmıştır, özgüveni yerine gelirse hala kendisinden umudum var. maçın en iyisi bana göre emre çolak. emre yüksek tempolu, baskılı oyunlara uyum sağladığı gibi pas trafiğine de uyum sağlıyor açıkçası daha çok göreceğiz sahada sanırım kendisini. pandev penaltı kaçırsa da fana değildi bence fizik olarak güçlendikçe sağladığı katkı da artacaktır. bruma mutlaka pas çalıştırılmalı ama attığı gole acayip sevindim inşallah o da sürelerini çoğaltır. gelelim melo'ya , bugün kendisinin yaptığını başka bir futbolcu yapsa servet çetin konumuna düşerdi geçmişin hatırına bu maçlık bir şey demiyorum ama umarım bu böyle gitmez. hamza hocanın en büyük hatası melo'yu oyunda tutmaktı, onun dışında takımın pres yaptığını görmek çok sevindirici. akhisar hamza hocayla en iyi kanat hücumları yapan takımlardan biriydi bizde de ilk işi bu olmuş , bu işi kıvırabilenler formayı kapar.
  • 129
    güzel galibiyet.
    bruma gol atmış, selçuk frikik çakmış, umut gol sevinciyle yardırmış.
    eee tamam işte herkesin galatasarayı için ortak bir nokta var,
    buradan yola çıkarak
    kavga, gürültü ve laf sokmaları kenara mı bıraksak bir süre ?
    şahsım adına ben deneyeceğim, sinerji , evrene pozitif enerji falan hani...
    denemek lazım.
  • 131
    grubun belki ilk maçıydı ama grup liderini büyük ölçüde belirleyecek maç da bu maçtı. hoca gençlere şans verememiş olabilir fakat önümüzde diyarbakır bb ve balçova yaşamspor maçları var. yani gençleri bol bol izleyebileceğimiz 4 maç. o yüzden hocaya bu maç bazında "korkak" yakıştırması yapmak yersiz.

    ayrıca önce geriye düşmüş, sonra kırmızı görmüş, sonra da 2-1'den maçın berabere gelmiş olmasına rağmen kazanmak gerçekten güzel. maç içinde bu durumlara takımın reaksiyon gösterebilmiş olması gelecek için umut veriyor.
  • 134
    2-2 olunca, bir an ümitsizlendim. zira eski$ehir iyi top çevirmeye ba$lami$ti. ulan dedim en kötü ihtimal 2. goldeki gibi balina atarlar bi tane $imdi. sonra bir baktim takim toparlanmaya ba$ladi. bir ara 4 ki$i ile ileride pres yapiyor, sabri ceza sahasina girmeye çali$iyodu. i$te o an dedim, bu maç geri dönücek arkada$.

    3. golden önce bruma nin becerisinin yani sira sabrinin ceza sahasina girmesi gole adeta davetiye çikarmi$tir. az kaldi, birazdan ordayim demi$tir. tabii ki buna eski$ehirli oyuncularin rehaveti de eklenince, adeta kaçinilmaz oldu.

    yani neymi$?

    takim ruhu + pres + i$ini bilen sevecen yerli hoca.

    futbolcu zaten i$ini biliyor. senin hoca olarak görevin, onlara i$ini sevdirmen. bunu ba$arirsan, zafer senindir. ve tabii ki adaletli olman ve elindeki oyunculardan maksimum verim alman. bu da i$in teknik, taktik i$i.

    tebrikler çocuklar..
  • 136
    hamza hamzaoğlu’nın yeni gelmesinden mütevellit, as futbolcularını kullandığı maçtır. takımın başına yeni geldiği için olsa gerek, risk almak istemedi, iyi de yaptı. takımın morale ihtiyacı olduğunu bilip o ciddiyetle takımını oynattı ve galibiyeti kopardı.

    maç başlar başlamaz takımın sahaya yayılımını inceledim; çünkü cesare prandelli döneminde sahada sadece duran ve alan paylaşmadan gezinen oyuncular görüyordum ve maçları kale arkasından izlediğim için bu çok net belli oluyordu. örneğn mancini de takımın sahaya yayılımı konusunda büyük bir çaba sarf etmişti. çok iyi hatırlıyorum, juventus maçı öncesi antremanlarda ilk yaptırdığı iş kademe kayışlarıydı, bunu prandelli’de hiç görmedim topçular sadece top sektiriyordu:) bu maçta ise hamza hoca’nın bu konuda yaptığı müdahele belli oluyordu. top rakipteyken teles ve olcan (bruma); sabri ve emre (yasin) beraber, chedjou, selçuk ve umut; ve semih, melo ve pandev (emre çolaq) paralel bir şekilde kayma yapıyrodu, bu hamza hoca’nın bu disiplini oturtması çok güzel.

    kadroyu gördüğümde az da olsa fatih terim etkisi gördüğümü belirtmek isterim. sağda emre çolak, solda olcan adın ve ortada selçuk inan ile felipe melo ile 4’lü orta saha bana 2011-2012 sezonunu hatırlattı. o zamanlarda da kenarlarda emre çolak ve engin baytar ile değerlendiriyorduk. emre çolak bildiğimiz gibi saf bir kanat oyuncusu değil ve orta sahaya, yani içe doğru kat ederek melo ve selçuğu rahatlatması gördüğüm artılardan bir tanesi. maç içerisinde birçok atak organizasyonunda en az bir kere emre’nin topla buluştuğuna şahit oldum ve zaten benim açımdan da maçın adamı umut bulut ile beraberemre çolak’tır.al-ver'i çok iyi yaptı, selçuk'u rahatlattı ve bir de asist yaptı. sol tarafta ise olcan adın’dan faydalanan hamza hoca, hücümda çok verim alamasa da onun mücadeleci yönünü kullandı ve ben topsuz alanda olcan’ın gerçekten büyük bir çaba sarf ettiğine şahit oldum. bir pozisyonda, ilk yarıydı sanırım, olcan geri dönemeyince emre çolak sol kanada geçip adam kovaladı ve bu beni mutlu etti. takımdaki yardımlaşma artınca oyuncuların yaptığı hatalar göz önüne çok gelmiyor.

    goran pandev için ayrı bir parantez açmak istiyorum; genel kanı beğenilmediği yönünde; fakat ben ilk yarıda yapmaya çalıştığı hareketleri beğendim ve oyundan erken alındığını düşünüyorum. pandev bir görev oyuncusudur ve ona verilen görev hocanın oyun anlayışına bağldır. mesela prandelli pandev'i pivot santrafor olarak oynatmaya çalıştı; ama bunda başarısız oldu. hamza hoca ise pandev’i taşıyıcı olarak umut’un arkasında görevlendirdi ve hem ortasahaya yakınlığından; hem de önünde oynayan umut’tan dolayı daha rahat toplar kullandı. örneğin penaltı yaptırdığı pozisyondan önce topu ortasahanın ortasından dönerek alıp top sürdü veya yine aynı şekilde ortasahadan aldığı topu umut’a verip pozisyon hazırladı. umut çabuk karar vermese içeriye kaçan pandev cezasahası içinde pozisyonunu almıştı. sonuç olarak pandev, hemşehrim diye söylemiyorum, çok zeki bir oyuncu ve kendisini doğru bir şekilde kullanırsa hamza hoca ondan daha çok verim alabilir.

    umut bulut için pek fazla sçyleyecek bir sözüm yok; çünkü gerçekten özverili oynadı ve bu her zamanki oyunuydu. arkadaşlarına pozisyon yarattı, kendine pozisyon hazırladı, şu çekti, kafa vuruşları yaptı, golü de hak etti.
    ortasahaya gelecek olursak, melo oyuna kötü başlamadı, hatta selçuktan daha iyiydi. ben meloyu fatih terim’den sonra ceza sahası önünde hiç görmemiştim. yan toplardan dönen toplarda hep melo vardı ve bu takımın hücüm yönünü de olgunlaştırdı. ilk penaltı pozisyonunda da melonun topu alıp sabri’yi çok güzel kaçırdı, bu da bir artıydı benim için. olumsuz olarak hepimizin de bariz gördüğü gereksiz agresifliği. ilk yarıda 3 kere atılmasını gerektirecek fauller yaptı ve ben birçok maçını hatırlıyorum sarı kartla tüm maçı bitirdiğini ki hamza hoca da sana güvenmiş oyundan almamış, sen hala riskli oynuyorsun. zaten birkaç haftadır riskli bölgelerde yaptığı laubali hareketleri göze batıyordu, bu da tuz biber oldu. umarım kendini düzeltir.
    selçuk ise maça iyi başlamadı, imdadına frikik yetişti. bir de penaltı gelince morallendi, yani yine ekstra bir şey yoktu; selçuğun selçuk olduğu zamanlardan ara ara şeyler gördüm. maçın ikinci yarısında skor 3-2 iken sanırım ceza sahası içinde eskişehirli oyuncu kaleciyle karşı karşıya iken arkadan selçuğun müdahelesi gerçekten çok iyiydi. aslında bu normal olanı; ama başakşehir maçında iki golü de rakibi kovalamadığından dolayı yediğimizi düşününce başlangıç için bu iyi bir şey.
    defans dörtlüsü için ise pek bir farklılık göremedim. sabri iyiydi, teles dengesizdi, ched yine kafa toplarını bırakmadı. semih kaya'da ise ufak bir kıpırdanma gözüme çarptı. ilk yarıda yandan gelen ortada yaptığı müdahele, eskisi kadar ruhsuz olmadğını gösterdi. sinan bolat ise yediği ilk golde barajı yanlış kurdu ikincisini sinan değil bütün sinanlar gelse kurtaramazdı.

    son olarak armindo tue na bangna bruma ve yasin öztekin’den bahsetmek istiyorum. bruma ne yeteneksiz ne de tembel; tek eksiği özgüven. gole kadar, oyuna girdikten hemen sonra kaçırdığı golün de etkisi olsa gerek, pas yapamadı ver-kaç bile yapamadı; fakat golden sonraki hali öncekiyle siyah beyaz kadar farklıydı. rakibine yapışan, kovalayan, kanat değiştiren, umut’un golünde sol taraftaydı sanırım, bir bruma vardı. kendine güveni geldikçe kendisi durdurulması zor olur, yeter ki kafası rahat olsun. yasin ise olcan’ın yerine girdikten sonra hiç sırıtmadı; aksine iyi de oynadı. prandelli döneminde aynı pandev gibi yanlış oynatılan yasin, hamza hoca ile çıkış yapacağına inandığım bir oyuncu ve bunu da bu maçta gördük. hamza hoca yorulan olcan’ın yerine yasin’i koyarak sistemi bozmadı ve 10 dakika topa değemeyen takım bir anda öne çıkarak pres yapmaya başladı. bu sayede de goller geldi. hamza hoca’nın bu müdahelesi çok yerindeydi.

    hamza hamzaoğlu galatasaray kariyerine iyi başladı. kırmızı kart kendisi için iyi bir sınav oldu ve yaptığı oyuncu değişiklikleriyle benden geçer not aldı. umarım ligde de aynı performansı gösterir, sezon sonu bizi şampiyonluğa taşır.
  • 137
    (bkz: tarihte bugün)

    hamza hamzaoğlu'nun galatasaray teknik direktörü olarak sahaya çıktığı ilk maç.

    maçın tamamı: https://www.youtube.com/watch?v=b5CRf3F1Jc4
    maçın özeti: https://www.youtube.com/watch?v=WTffjcpiu0A

    zevkli bir maç olmuştu. 2 serbest vuruş golü, 2 penaltı (1'i kaleci tarafından kurtarıldı), felipe melo'nun kırmızı kartı, sinan bolat'ın yediği jeneriklil goller, 10 kişiyken bruma'nın yardırıp gol atması, umut bulut'un rakibe çarptırmadan ayağıyla gol atması vsyr, dopdolu bir hafta içi maçıydı.

    edit: tarihte yarınmış :(
  • 139
    ali palabıyık'ın ileride galatasaray'ın başına ne sıkıntılar açacağından fragmanlar gösteren maç...
    "geçen hafta kanalları dolaşırken rast geldi lig tv'nin top kale programı ve programın son 10-15 dakikasıydı galiba, hakem ali palabıyık'la röportaj yapıyorlardı. "bana sen fifa hakemi olacaksın diye söylüyorlardı...", "ekranda kendini görmek insanı mutlu ediyor...", "herkesin benden bir beklentisi var, özellikle merkez hakem kurulunun...", "problem yaratacak oyuncularla ilgili önceden önlem almaya çalışıyoruz, yardımcı hakemlerime uyarıda bulunuyorum...", "sahada otoriter olmak bizim için çok önemli... ", "oyuncular bazen bizden yüz bulabiliyorlar..." gibi cümleleri yüzünden bir mahcubiyet, bazen de gülümseme ama çok da kendine güvenen bir hakem edasıyla sarf ediyordu. gençliğinin ve kariyer basamaklarını hızlı tırmanmanın heyecanı suratını yansımıştı. röportaj sonrası bende uyandırdığı "egosu yüksek" hakem imajı, "umarım bize zarar vermez" diye düşünürken, ufak bir araştırma sonrası fatih terim'i attıran hakem olduğunu hatırlayınca taşlar yerine oturuverdi birden. ve sonra da ekşi sözlükte blihackk rumuzlu kullanıcının yazmış olduğu şu satırları görünce bu gece melo'yu hangi duygularla oyun dışına attığı ortaya çıkmış oldu: "egosunun altında ezilen, gerçekten kötü bir hakem. geçen sene fatih terim'in bissürü maç ceza almasına sebep olan dördüncü hakem de kendisiydi, bu sene yönettiği birkaç maçı izledim, sanki sahada süperstar edasıyla koşuyor, verdiği kararların yarısı yanlış. kendinden başka hiçkimseye sempati beslemezsmiş gibi bir havası var."

    geçen sezon emre belozoğlu'nun kırımızı kartı sonrası ona saha dışını göstermesi sonrası başlayan "melo'yu linç kampanyası", brezilyalı topçunun federasyon başkanının elini sıkmaması ile doruğa ulaşmış, twitterdan ceza alan ilk futbolcu olarak tarihe geçmiş ve hala memleket medyasının köşe başlarını tutmuşlarca melo nefreti körüklenirken, fifa kokartını takmanın heyecanıyla sahaya çıkan tecrübesiz denilecek kariyerdeki bir hakemin kendine hangi futbolcuyu "riskli" kategorisine alacağı şüphe uyandırır mı?

    girizgahı melo ve ali palabıyak'la yaptık da, ileride bu hakemin yapması muhtemel "sıkıntılar" için blog sayfalarına bir not düşmek idi arzumuz, yoksa hamza hamzaoğlu'nun teknik direktör olarak takımımızın başında ilk galibiyetini kutlamadan geçmek olmaz. gerçi hocanın elinde sihirli değnek yok, üç günde dört gol atan bir takım yaratamaz da, "kazanmak için neler yapması gerektiğini" göstermiş oldu prandelli'ye. kupa maçıydı, rotasyondu, yorgundu demeden ideale yakın bir takım sürdü sahaya ve oyuncuların mücadele etmesini istedi. çok mu iyi oynadılar, "sahayı dar mı ettiler eskişehirspor'a?" tabii ki hayır ama maçın belli bölümlerinde "galatasaray ruhuyla oynadılar"... rakip sahada pres yaptılar, görevini unutan arkadaşlarını azarladılar, işini hatırlattılar, 2-2 olduktan sonra "yine kaybedeceğiz" düşüncesini attılar beyinlerinden rakip kaleye gittiler ve maçı kazandılar sahadaki mor formalılar... yeni hoca, yeni başlangıç, yeni umutlar derken, yeni forma olmasın şu mor formalar, ne olur? arsenal maçında giyilmişti ve bir daha giyilmez diye düşünürken, bu gece de karşımıza çıktı. yetsin artık... rengimiz belli, sarı ve kırmızı, işimiz olmasın morla filan...

    son söz, selçuk güzel bir gol attı ama bu şimdiye kadar yazdıklrımızı bize sildirmez, dediklerimizi yalatmaz... umarım özgüveni biraz daha gelir, hamza hocayla toparlanır da maç sonları ya da ay başlarında banka hesabına yatan parayı hak ederek harcar, yoksa zaten sene sonunda kulüple yolları ayrılır, çok özler böyle büyük bir camiada forma giymeyi.

    https://ultrasmovement.blogspot.com/...-2eskisehirspor.html