• 7
    bu maçtan birkaç hafta önce, beşiktaşın inönü'de fenerbahçeye yenilmesiyle (ki o maçta serhat akın ali eren'i haksız yere attırmıştı), bjk'lı arkadaşlarım bir anda galatasaraylı kesilmişti. bu maçtan sonra, galatasaraylısı beşiktaşlısı hep beraber caddeye çıkıp kutlamasını yapmıştık.

    üzücü olan boyutu, galatasaray'ın 15. şampiyonluğunu kazandığı bu maçın hemen sonrasında, mircea lucescu'nun taraftarları selamlayıp, gözü yaşlı 'beni galatasaray'dan ayırmayın' sözleri ertesi günkü gazete manşetlerinden olmuştu. yeni canaydın yönetiminin 'galatasaraylıların gönlündeki hocayı* getireceğiz' açıklamasına direnircesine...
    aslında hüzün ve sevinç bir aradaydı.

  • 10
    mahallede ki bütün galatasaray'lı arkadaşlarla karar vermiştik, şampiyonluk yolunda yapılan her maçı izlemeye kahvehaneye gidiyorduk. daha da küçüktük pek içeri alan yer yoktu ama abi galatasaray sevgisi diye diye 5-6 küçük oğlan girip izliyorduk. bu maça hatırladığım başka şey, aynı gün galatasaray ile fenerbahçe basketbol maçı yapmış ve fenerbahçe kazanmıştı sanırım. maçta ise; hasan şaş, arif'ın açtığı ortaya kafayı inanılmaz koymuş ve golü attıktan sonra kendisiyle beraber bizleri de ağlatmıştı. ancak maç sıkıntılı geçiyordu ve kontraatağa çıkan galatasaray radu ile farkı ikiye çıkartmıştı. maçı sunan ercan taner hatta "gol geldi 3. yıldız geldi" diye bir şeyler söylemişti. özlüyoruz eskileri bazen...
  • 13
    hakkında çok güzel ve değişik anılarımın olduğu maç. yıl 2002 ve benim maçlara gitmem babam tarafından yasaklanmış hatta aynı sezon babamın uyarısına rağmen gittiğim bir göztepe maçı yüzünden babamdan dayak yemişliğim bile var ama ben dinler miyim hiç? bu maça gideceğim dedim arkadaş. kralı gelse yolumdan döndüremez beni. kafama koymuşum yani. peki nasıl gideceğim?

    abdurrahim albayrak mart ayında yapılan seçimde yöneticilikten ayrılmış olmasına rağmen sağolsun ali sami yen stadı'nın önünden kaldıracağı altur turizm'e ait eski püskü 302 mercedes otobüslerden oluşan konvoyla taraftarı izmit'e götüreceğini söyledi. ben de kaçış planını hazırladım hemen; dışarı çıkıyorum deyip maça kaçmak. yaş daha 15 ve ben evden kaçıp tek başıma deplasman maçına gideceğim. bütün hazırlıklarımı yaptım ve maç gününü beklemeye koyuldum. pazar sabahı hazırlandım ve kimseye çaktırmadan evden çıkacakken kapıda babama yakalandım. nereye gidiyosun sözü ile birden afallasam da kendimi toparlayıp hiç. dışarı çıkıyorum alışveriş merkezine gidip dolaşacağım dedim ve tam o sırada kıyafetimin içine sakladığım galatasaray atkım pat diye yere düştü. o an benim için film koptu ve tüh gidemiyorum maça diye düşündüm. babamın ''gir ulan eve'' demesini beklerken bir atkıya, bir bana bakan bizim ihtiyar ''geç kalma sakın'' dedi ve kapıyı kapadı. en önemli engeli aşmıştım. bundan sonrası vız gelirdi artık.

    mecidiyeköy'e geldiğimde altur turizm'e ait sarı kırmızı mercedesleri gördüm ve heyecanım daha da arttı. stadın gişelerinden kocaelispor'un bastırdığı 80'li yıllardan kalma gibi duran makbuza benzer maç biletini aldıktan sonra tekrar otobüslere yöneldim ve kalkış saatini beklemeye başladım. derken o an geldi ve otobüslerin kapıları açıldı. ben kalabalığın arasında bir şekilde o otobüse bindim. otobüse adımımı atarken aklıma birden gece eve döndüğümde babamdan yiyeceğim dayak geldi. varsın yiyelim dedim. ne önemi vardıki. hayatımda ilk kez galatasaray'ın şampiyonluğunu ilan edeceği bir maça gidecektim hem de deplasmanda diyip bindim sarı kırmızı renkli eski mercedes'e.

    hayatımdaki en zevkli yolculuklardan birini yaparak marşlarla, şarkılarla izmit'e geldik. maçın başlamasına daha çok vakit olmasına rağmen bize ayrılan tribünde inanılmaz bir kuyruk oluşmuştu şimdiden. en az 2-3 saat ayakta bekleyerek bir şekilde stada girdim. tribün tamamen dolmuştu. iğne atsan yere düşmesini bırak nefes alıp verecek yer bile kalmamıştı. zar zor skor tabelasının olduğu bölüme çıktım ve yerimi aldım. bu sırada evdekiler geldi aklıma. maça gideceğimi söylememiştim onlara ve o dönem cep telefonum da yoktu. eve haber veremiyordum. benim eve gelmediğim her saat babamın sinirini daha da arttıyordur diye düşünürken karşılaşmanın ilk düdüğü geldi. hepinizin bildiği gibi maçı hasan şaş ve radu niculescu'nun golleriyle 2-0 alarak 3. yıldızın sahibi olduk. çektiğim o kadar çileye değmişti. galatasaray'ım şampiyondu ve ben buna canlı şahit oluyordum. büyük bir medya baskısıyla geçirdiğimiz sezonu liderlikle bitirmeyi garantilemiştik.

    dönüş yolunu hatırlamıyorum bile ama eve geldiğimde saat gece 12'yi geçiyordu büyük ihtimalle. işte o an evde sinirli bir şekilde beni bekleyen babam aklıma geldi. zili çaldım, kapı açıldı ve istemeyerek de olsa merdivenleri çıkmaya başladım. o 2 dakika bana 2 saat gibi geldi. derken bizim kapıya geldim ve babamla gözgöze geldim. korkudan arada 5-6 basamak bıraktım ve durdum. o sırada babamla aramızda ömrüm boyunca unutamayacağım şöyle ilginç bir diyalog yaşandı.

    babam: nerdeydin?
    ben: maça gittim
    babam: ben sana gitmeyeceksin demedim mi lan?
    ben: dedin
    babam: niye gittin?

    dedi ve içeri girdi. ben yavaş adımlarla açık kapıdan içeri baktım, evin boş koridorunu gördüm. girsem mi girmesem mi diye düşünürken kendimi evde buldum. beklentimin aksine babamdan herhangi bir tepki almadım. adam pes etmişti ve odasına gitmişti. ben de odama çekildim ve yatağıma uzandım o an ne kadar yorulduğumu anladım ama olsundu. galatasaray'ım şampiyon olmuştu. cimbom'a canım feda dedim ve başımı yastığa koyup hayatımın belki de en huzurlu uykularından birini uyudum.

    bu da böyle bir anımdı. normalde anlatmazdım ama sözlükteki güzel ortamı görünce birden yazıverdim içimdekileri.
  • 20
    yüzbaşım işlem tamam.
    görev verildi;geçen yıl kaybedilen emanet, verilen yıldız geri alınacak. avrupa'da daha büyük takımlarla kahramanca çarpışılacak, galatasaray efsanesi dilden dile dolaşmaya devam edilecekti.
    anlaşıldı komutanım; ve savaş başladı. kora kor burun buruna. bir cenapta yıllardır şampiyonluğa aç beşiktaş, bir cenapta uzun yıllardır şampiyon olamamış, galatasaray'a yetişmeye çabalayan, rezil, ezik ağzından salyalar akan kudurmuş fenerbahçe. içeride daha da beteri, komutana korkak, bezirgan çingene diye, takıma ömür biçen, yenilmesini beter olmasını bekleyen fularlı, monşer, entel medyayı kontrol eden tetikçiler, stada girmesi yasak olanlar.
    ahval ve şerait böyleydi komutanım. ama inananlar, terketmeyenler ve asla terketmeyecek olanlar hep tribünlerdeydi. ligte 34 haftanın 30 unu önde götürerek bitirdik işi. şampiyonlar liginde italyan'ların ünlü mağrur roma'sını, lazio'sunu eledik. çeyrek finalden ofsay golle döndük barca'ya kan kusturduk sami yen'de. efsane ümit burnun'dan sibirya bozkırlarına yayıldı.
    yüzbaşım takım 8 şehit(hagi,popescu,taffarel,jardel,okan,emre,ümit,hakanünsal) 1 hain(fatih akyel) 3 gazi(sergen,b.akın,m.sözkesen) ve kalan sağlarla ve de her hafta desibel desibel gırtlaklarını parçalayan taraftarıyla emaneti ali sami yen'e geri getirdi.
    bir nişandı, göğsüme takacağım, mehtaplı gecelerde yüzümü onurla gururla göğe çevirdiğimde, kırmızı hareli sarı yıldızı seyredeceğim. ve ömrüm ne kadar vefa ederse seni seveceğim. benden sonrakilere miras bırakacağım.
    avrupa göklerine bir takım yıldızı bırakmıştık. sarı kırmızılı uefa-süper kupa şampiyonu namlı takım yıldızını. şimdi de yanlarına yenilerini gönderiyoruz. sonsuza dek parlayadursunlar. hasan yıldızı, bülent yıldızı, arif yıldızı, mondragon yıldızı, perez, viktoria,florkin yıldızı, vedat yıldızı, ayhan yıldızı, ümit karan yıldızı...lucescu yıldızı
    yüzbaşım vukuatsız görevi tamamladık. hazroldayım, esas duruştayım, sarhoşum, yıldızların altındayım.

    not; bu yazı maçtan hemen sonra yazılmıştır, sözlük henüz ana rahminde bile değilken.
  • 22
    penaltıyı, kocaelispor kalecisi ahmet şahin'in radu horia niculescu'yu ceza sahası içerisinde iterek düşürmesiyle kazanmıştık. topun başına arif erdem gelmiş, fakat kalenin sağ köşesine yolladığı topu ahmet şahin güzel bir biçimde çıkarmıştı. bu maça kadar süper ligde o sezon 19 golü bulunan arif erdem, eğer o gün o penaltıyı gole çevirebilseydi, süper lig gol krallığını ilhan mansız ile paylaşmadan tek başına elde edebilirdi. ertesi haftaki yimpaş yozgatspor maçında 2 gol birden atmıştı.

    arif üzerine düşeni yaptı ve 2 golü de attırmayı tercih etti.
  • 23
    maçi besiktas çarsi'da izlemistim. ortamdaki besiktaslilar galatasaray'in sampiyon olmasini istemekle beraber, bu maçta da bizi tutmuyorlardi. neyse maça gelecek olursak, ayhan akman'in galatasaray formasiyla en iyi performanslarindan birini ortaya koydugu maç diyebilirim. hasan sas'in attigi ilk golde yoktan var ettigi bir pozisyonda ceza sahasi icinde topu kocaelili futbolcudan kapip arif'e kazandirmis ve arif'in ortasinda keline kurban hasan sas golu yazmisti. ikinci golde de ayhan yine kosuyu yapan arif'e harika bir pas cikarmisti ve o pasi asiste cevirmeyi bilen arif niculescu'ya golu attirip golumuzu hazirlamisti. nihayetinde sezon basinda hagi, popescu, jardel, taffarel, umit davala gibi yildizlarimizi kaybetmemize ragmen 15. sampiyonlugumuzu kazanmistik.