• 564
    izlemesi epey bir işkence oldu. bizim takım için söylemiyorum, maçın tamamı. ikinci yarı bir ara öyle daraldım ki böyle hıaağğğ deyip koltuk kumaşını parçalayasım geldi. niye katlanıyorum buna diye kendimi sorguladım filan. fakat şunu da söylemek lazım, sürekli kendimizi eleştirmek pek iyi fikir değil. sonuçta bir derbi ve rakip de sahaya çıkıp oturup çimleri saymıyor. öyle aman aman kalite farkına sahip değiliz. çok yetenekli olmasalar da öküz gibi pres yapabiliyorlar en azından. zaten oyunu kitlemeye gelmişler. ülkemizde zırt pırt düdük çalma, tempoyu düşürme anlayışı da genel bir problem. ha evet bunu bekliyorduk ve aşamadık. tutuk kaldık, bazı oyuncular çok kötüydü, hocayı da eleştirecek bir şeyler sayabiliriz elbette ama büyütmemek lazım. fenerbahçe maçtan önce iddia edildiği kadar zayıf bir takım değil. hatta şu an şampiyonluktaki en ciddi rakibimiz. kolay kolay maç kaybetmeyeceklerini ama özellikle kısa vadede beraberliklerle çok puan kaybedeceklerini düşünüyorum. biz de kolay kolay yenilmeyiz ve ligin ilk yarısında onlardan daha çok galibiyet alarak puan farkını açarız bence.
  • 566
    mac boyu tam bir anadolu takımı gibi mücadele etti fenerbahce. bizimkiler de on tarafın düşük temposu sebebiyle fark yaratamadı. böyle maçlarda buna tarzı, onyekuru tarzı ya delici, ya koşucu bir adama ihtiyacımız var. fenerbahçe'nin defolari haftaya karagümrük gibi kontrata oynayacak bir takımla daha net görünecek. bugün övülen lemos ve tiserand ile beklerin arasından vızır vızır geçecek karagümrük kanatları. fener'de şu kadroda bile gustavo'yu çıkart yine bir cacık olmaz. erken gol bulduklari maçlarda rakibi belki açarlar ama gol bulamadıkları her dakika işleri ters gidecek.
  • 568
    anadolu takımı gibi oynayan bir fenerbahçe'ye karşı, avrupa yorgunu galatasaray'ımızın mücadele verdiği maç.
    fener anadolu takımı gibi oynadı ama olay şu; anadolu takımı mantığını anadolu takımlarından daha iyi oynadılar, daha iyi kapandılar ve defans yaptılar çünkü anadolu takımlarından daha iyi futbolculara sahipler.
    anadolu takımı mantığının zirvesini gördük pazar günkü maçta.
    bu utanç da fener'e yeter.
  • 569
    uzuuuun bir aradan sonra izledigim "derbi" müsabakasi oldu. fener maçlarini izlemeye adeta tövbeliydim. kayinço israr edince kirmadim. son yillarda tt arena'da oynanan derbilerden pek farki yoktu. fener tabiri caizsa otobüsü park etti ve ara ara eski formlarindan çok uzak olan gg ve caner ile çikmaya çali$ti. orta saha'da ileride basmaya çali$tilar ancak bunda çok da ba$arili olamadilar. zira 3günde bir maç yapmamiza ragmen 4-5 net gol pozisyonuna girdik. kalecimiz fatih'in yere yatmadan maçi bitirdigini söyleyebilirim.

    galatasaray tutuk gözüktü. ancak ben bunu biraz da yorgunluga bagliyorum. hatta oyuncularin kafasinda sanki 1 ekim 2020 rangers maçi vardi. maça konsantre degildiler. saman alevi gibi ara ara parladilar, sonra yine rolantiye aldilar ve buna ragmen 4-5 net gol pozisyonuna girdiler. maç seyircili oynansa durum herhalde farkli olurdu. en az 2 farkli bir galibiyet alirdik diye dü$ünüyorum.

    lig uzun bir maraton. yogun maç temposunda 1 puan iyidir.
  • 571
    coşkusuz oyun, zorlama atak girişimleri ve düşük tempo. bir fenerbahçe derbisini daha maalesef bu şekilde bitirdik. rakip mi iyiydi asla değil, bizim oyun sistemimiz mi bu derbi için yeterli olmadı asla değil...
    ben işin ruh kısmını özümseyemediğimizi düşünüyorum. özellikle derbiler daha yüksek tempolu ve rakibin deplasmanda olduğunu hissettirecek atmosferlerde oynanmalı bizi adımıza. derbiyi yorumlamaya çalıştık biz de. sessiz ve ruhsuz derbiyi... https://youtu.be/rE5k7gIyPyQ
  • 573
    lig ve avrupa kupalarında oynadığı dört maçı da kayıpsız atlatan fatih terim'in galatasaray'ı ile "limitlere" rağmen takımı baştan aşağı yenileyen erol bulut'un fenerbahçe'si "erken derbide" karşı karşıya gelince, herkesin gönlünden kendi takımının galibiyeti geçerken, deplasman ekibi maç öncesi bütün hesaplarını "oynatmamak" üzerine kurunca, 90 dakika sonrası ali sami yen'de tatsız tuzsuz ve golsüz bir derbi sahnelendi.

    fatih terim, başakşehir maçında sakatlanan sarrachi dışında yine ideal on biri ile çıkmıştı yeşil zemine, daha önceki maçlarda kurguladığı oyun planını değiştirmeye niyeti yoktu, marcao ve luyindama taylan'ın da desteği ile geriden oyun kuracak, linnes ve omar'ın takviye ettiği arda ve feghouli de kanatlardan falcao'yu besleyecek, emre ve belhanda da yeteneklerini kullanıp, savunmayı yaracaktı. ev sahibinin seyredenlere "çata çat" bir derbi izletme düşüncesi ve arzusunda bir değişiklik yoktu ama karşılarındaki rakip "kafa kafaya çarpışmaya" gelmemiş, "önce durdur, fırsat olursa da atarız" mantığı ile hazırlanmıştı hafta içi. bunun için de daha hazır olmadığı gözlenen ve oynadığı maçlarda bir yahut ikişer hata yapan luyindama ile genç ve derbi tecrübesi olmayan taylan'ı takımın zayıf halkası olarak görüp, bu iki topçuya forvet ve orta saha elemanları ile baskı yaparak başlamışlardı oyuna. bu düşüncelerinde nispetten de başarılı oldular, galatasaray ilk dakikalarda arzuladığı baskıyı da kuramadı ve orta saha mücadelesi ile geçen bir devre izledik desek pek de yanılmayız. buna rağmen, galatasaray yine tehlikeler yarattı rakip kalede, önce linnes'in pasında taylan'ın ceza yayı üzerinden sert bir şutu vardı ki, altay parmaklarının ucuyla çıkardı. 20. dakika dolarken, maçta hocasını hayal kırıklığına uğratan oyunculardan biri olan omar'ın ortasında arda'nın müsait pozisyondaki kafa vuruşunu yine genç kaleci iki hamlede kurtarmayı başardı. üç dakika sonra falcao'ya atılan uzun pası tisserand eliyle "çelerek" kolombiyalı golcünün kaleciyle karşı karşıya kalmasını önledi. hakem hocalarının maçtan sonra tartışmasız kırmızı kart olmalıydı dedikleri pozisyonda, var'ın da "desteği!" ile sarı kart çıktı. ali palabıyık, mete kalkavan, alper ulusoy, bahattin duran dörtlüsünden zaten galatasaray lehine bir şey beklemiyordık da, bereket marcao ve luyindama rakipleri ceza sahası içine sokmadı da, oralarda penaltı çalınacak pozisyon yaşanmadı. falcao'nun kullandığı serbest vuruş gol olmadı ama sonrasında top yine sarı-kırmızılılara geçti ve linnes'in ayak içi plasesini yine altay uçarak çıkardı. seyircili derbi olsaydı, peşi sıra gelen bu tehlikeli pozisyonlar taraftarı coşturur, o sinerjiyle galatasaray daha da sindirir rakibi ve aranan gol gelirdi ama maalesef boş stada oynanıyordu müsabaka.

    rakibin baskısına, ozan'ın her pozisyonda denize atlar gibi kendini yere bırakıp oyunu yavaşlatmasına rağmen galatasaray ilk 30 dakikada bulduğu pozisyonları gole çeviremedi de beş dakika sonra belhanda'nın uzun pasında feghouli çaprazdan altay'ın bakışları arasında topu filelerle kucaklaştırdı, lakin yardımcı hakem bayrağını tereddütsüz kaldırmıştı, var kontrolü sonrası gol da iptal oldu. bu pozisyon ve ikinci yarı ani bir kontra atakta feghouli'nin topu ayağından açıp, belhanda'nın cılız şutu harici bu iki topçuyu sahada hiç görmedik desek, yanıltmayız okuyucuları, oysaki sezona ikisi de müthiş başlamışlardı. fenerbahçe de beşiktaş'tan geri çağırdığı eski bekleri caner ve gökhan'ın ortaları ile pozisyon bulmaya çalıştı fatih öztürk'ün kalesinde ama luyindama ve marcao geçit vermediler rakiplerine. bu arada fatih demişken, maçtan sonra en temiz forma fatih'indi zira sarı-lacivertliler koca maç boyunca kaleyi tutan tek bir şut dahi atamamışlardı.

    ikinci devre galatasaray'ın daha arzulu başlayacağını beklerken, fenerbahçe "baskın basanındır" mantığı ile sürpriz bir gol için oyunu galatasaray yarı sahasına yıktı ve 5-10 dakika maçta ipleri eline aldı. lakin geçen dakikalarla birlikte ev sahibi tekrar oyun üstünlüğünü eline alıp, altay'ın kalesine gitmeye başladı. önce arda ile başlayan atakta emre kılınç solundan gelen kaptanı yerine feghouli'yi düşününce, cezayirli oyuncu kötü bir top kontrolü sonrası tehlikeli olabilecek bir atağı harcarken, 5 dakika sonrasında falcao'nun orta sahada başlattığı atakta linnes'in pasıyla buluşan arda'nın sert şutunu altay sakatlanmak pahasına çeliyordu. maç sonrası verdiği demeçte "sosyal medyada taraftarlar benim koşmadığımı, pres yapmadığımı söylüyor ama ben artık 20 yaşındaki arda değilim, ben hocamın verdiği görevi yapıyorum" diyen arda turan, derbinin bitimiyle sosyal medyanın "şımarık çocukları" tarafından eleştirildi ama bence maçın galatasaray adına iyilerindendi. tecrübesi, oyun zekası ve yeteneği ile "kısır" geçen derbide en fazla pozisyona giren futbolcu olarak yerini etebo'ya bıraktı.

    fatih terim elindeki oyuncuların fiziki yapılarını iyi biliyor ve oyunu da kendi içinde 45+25+20 diye üçe bölüyor. maç öncesi düşünülenin aksi çok büyük bir gelişme görmediği müddetçe de son yirmi dakikada arda, feghouli ve falcao'yu kenara alıp, daha enerjik diagne, babel ve etobo ile fiziken güçten düşmüş rakibe öldürücü darbeyi vurmayı hesaplıyor. bundan önceki maçlarda bu plan tuttu ve derbi de babel'in harika ara pasında emre kılınç biraz daha sert vurabilse, yine başarılı olacaktı düşüncesinde. gol gelmedi ama yapılan oyuncu değişiklikleri galatasaray baskısını iyice arttırdı rakip kalede ama sarı-lacivertli savunmacılar kalelerinde gol görmemek için oldukça dikkatliydi.

    golsüz biten ve galatasaray'ın "sarı" ya boyandığı derbide, ali palabıyık ev sahibi topçulara sarı kart göstermede nasıl bönkör davrandıysa, rakibe bir o kadar cimriydi. özellikle maçın ilk dakikalarında peşi sıra pozisyonlarda marcao'nun yüzüne dirsek ve tokat atan valencia görmezden gelinirken, yine arda'nın umut vaad eden atağını eliyle kesen gökhan gönül'e de tebessüm etmekle yetindi maçın hakemi. oysa ki çıkacak bir sarı kart, 69. dakikada arda'yı "biçen" gökhan'ı oyun dışına yollayabilirdi.

    87. dakika oyuna giren ve transfer sezonun en fazla konuşulan oyuncusu mert hakan yandaş'ın 90 dakika mücadele etmiş taylan'la galatasaray ceza sahası cıvarında omuz omuza kapışması sonrası taylan'ın galip çıkması, galatasaray'ın nasıl bir beladan kurtulduğunu gösteriyordu. eğer mert hakan sözünde durmuş olsa, galatasaray'a transfer olacaktı ve taylan bugün bulduğu şansı elde edemeyecekti, galatasaray da sahada güçsüz bir 8 numara ile oynayacaktı maalesef. oysa şimdi pırıl pırıl, yakışıklı mı yakışıklı, topu ayağına yakıştıran bir 4 numaralı taylan seyrediyoruz mutlulukla...
    yazı içinde dillendirdiğim "şımarık sosyal medya" çocukları, ali palabıyık'ın maçı sonlandıran düdüğü ile birlikte maçı seyrettikleri web sayfasını kapayıp, tabletlerinden twitter ya da facebooku açıp, başlamışlar galatasaray'ı yerden yere vurmaya. "hoca oyuncu değişikliklerinde geç kalmış", "belhanda yürümüş", "feghouli gönderilmeliymiş", "yönetim orta saha almamış"... bir de bunların fenomen denilen "türleri" var, onlar daha da tehlikeli, zira parayla satın alınmış "naylon" takipçi sayısına bakıp, onlara inanan "saf" taraftarlar var... sosyal medya hesabı olan konuşuyor da benim için bunların pek önemi yok, zira yıllarca tribünde bizler derbilere bilet bulamazken, soğuk ve yağmurlu havalarda sıradan maçlara kimsenin gelmediğini çok iyi bilirim ama sene sonu şampiyonluk kutlamaları yine full çekiyordu. bu sene de böyle olacak, ileriki yıllarda da, kazanınca sevinecekler, kaybedince sövecekler... çünkü hayatta bir tek kendilerini hatasız görüyorlar komik bir şekilde... onları da böyle kabullenip,

    "yürüyoruz biz yolda, göğüs gerdik zorluklara, inat olsun inanmayanlara, ant içtik şampiyonluğa" bestesiyle selam yollayalım kendilerine...

    ve biterken, bir eylül günü aramızdan ayrılan sevgili alpaslan abiyi anmadan geçmeyelim, galatasaraylı futbolcular keşke bir galibiyet armağan edebilselerdi alpaslan abiye ama olmadı, umarım kadıköy'de telafi ederler. ruhun şad olsun abi...

    kaynak ve maçtan fotoğraflar: http://ultrasmovement.blogspot.com/...ay0-0fenerbahce.html
  • 574
    iki takımın da yeniliriz diye birbirinden korktuğu, son derece sıkıcı bir maçtı. rahat alırız diyenlerin aksine yarım sıfır olsun bizim olsun görüşündeydim, beraberliğe de üzülmedim. kazanacak bir oyun ortaya koymadık. üstelik adı üstünde derbi bu. fenerbahçeden daha üstün takımlara daha cesur oynayabiliyoruz ama derbi maçı olunca böyle tutuk oynayabiliyoruz. normaldir artık bu. güzel oyun falan geçtim artık, istediğimiz skoru alalım kafasındayım. güzel oyun isteyen liverpool izlesin. bizim maçlarda savaş oluyor, mücadele oluyor. bir de nedense son bir kaç yıldır fenerbahçe deplasmanında daha iyi top oynuyoruz. geçen yıl eze eze yendik, bu sene de bi aksilik olmazsa yeneriz gibime geliyor. fenerbahçe yeni bir takım ama verebilecekleri belli. belki mhy üzerine biraz koyup takımın çehresini değiştirir, caner bir kaç asist fazla yapar falan o kadar. savunmada iyiler, kalecileri idare eder ama gol atma konusunda halen iyi değiller. samatta’ya güveniyolarsa çok beklerler. samatta hiçbir döneminde inanılmaz skorer bir oyuncu değildi. üstelik vedat gibi takım oyununa da yatkın değil. iyi oyuncu ama yanlış transfer gibi geliyor bana. göreceğiz bunu...

    bizde ise halen kalemizde fatih olmasının vermiş olduğu ürkeklik var. muslera olsa daha rahat çıkabilirdik bence. defans hattımız hatasız oynadı zaten çok pozisyon da olmadı. doğru düzgün pozisyonu bile yoktu fenerbahçe’nin ama nedense burda ve medyada erol bulutun taktik dehasından bahsediliyor. adam bildiğin kapandı yahu. organize tek bir atakları bile yoktu. böyle abartmaları aslında hoşuma gidiyor. lan bizim takım aslında iyi yav kafasında takılırlarsa daha çoook puan kaybederler anadolu takımlarına. farkına vardıklarında da her şey için geçmiş olur.

    bizdeyse aslında çok büyük bir eksiklik yok. takım bildiğin derli toplu. geçen seneye bakıyorum, en azından daha ne yaptığını bilen bir takım. ürkeklik var biraz ama normaldir. ileriye de pek top taşıyamadık. bizde performansı iyi olmasa da emre akbabayı ikinci yarı oynatsak farklı olurdu bu maç bence. diagneyi de erken alabilirdik. onun dışındakilere zaten diyecek bir sözüm yok. 10 üzerinden 6’lık top oynadık genelde. 7 8 oynayan biri olmazsa berabere bitiyor işte. geçen yıl seri ve onyekuru vardı, muslera vardı, 1-3 aldık. bu maç böyle öne çıkan futbolcumuz yoktu, sağlık olsun. dediğim gibi kadıköyde daha iyi oynayıp yeneriz diye düşünüyorum çünkü fenerbahçe sol kolu bağlı olan solak boksör gibi oynuyor. ne kadar sağ kroşe yaparsa yapsın deviremez rakiplerini. net bir golcü almadılar, iyi oldu bizim açımızdan.

    neyse çok uzadı bu konu. önümüzde rangers maçı var. şüphesiz çok daha önemli bir maç ve eksikliklerimizi daha iyi görebileceğimiz bir sınav. takımın gidişatından memnunum. inşallah yenip gruplara kalırız da devam ederiz avrupa serüvenine.

    edit: söylemeyi unuttum, samatta’nın genk’deki performansını kaale almadım. belçika ligi bir kıstas değil gol açısından. kanat/yardımcı forvet oynayan onyekuru bile 20 golle falan tamamlamıştı sezonu. 2 3 takım haricinde genelde göze hoş gelen futbol oynuyorlar. hollanda ligi gibi işte.