• 159
    türk futbol tarihinin kulüpler bazındaki zirve noktası. tek maçlık, genel anlamda prestij için düzenlenen bir organizasyon havası olsa da avrupa'nın o sezonki en büyük kupasıdır aslında. galatasaray'ın tam manasıyla bir geçiş dönemine denk gelen, buna rağmen formanın da ağırlığıyla kazanmayı bildiği bir maç olmuştur.

    o zamanlar tabi şimdikinden değişikti. öyle akhisar deplasmanının tersliğinden dem vurup rodellega'da korkmuyorduk. işte böyle her sene böyle milan'a da böyle koyarlar amman diye gönül rahatlığıyla bağırabildiğimiz, sezon sonuna doğru o sloganda milan yerine madrid diyeceğimiz falan bir dönemdi. takımın sağ beki fatih akyel'in roberto carlos gibi bir yaratığın belalısı olduğu, bu maçta altın golle kupayı getiren jardel'in casillas'ı her gördüğünde avladığı falan fantastik bir devirdi...

    eskidendi çok eskiden...

    (bkz: bir zamanlar maziye bak ne kadar da şendik)
  • 162
    süper kupa'yı kazandığımız maç.

    o dönemle ilgili her şey güllük gülistanlık olarak hatırlanıyor ama asla öyle değildi. zor bir dönemece girmiştik, bahsi geçen real madrid maçı da tam o döneme denk gelmiş ve bize ilaç gibi gelmişti.

    bu maç öncesinde oldukça bunaltıcı şampiyonlar ligi ön eleme maçları oynamıştık. isviçre'de zar zor 2-1 kazandığımız 9 ağustos 2000 st. gallen galatasaray maçı'nın rovanşında, yani 22 ağustos 2000 galatasaray st. gallen maçı'nda 2-2'lik beraberlik almış ve şampiyonlar ligi'ne katılma hakkı kazanmıştık. lakin son derece kötü oynamıştık, kalecimiz taffarel maçın son dakikalarında zaman geçirdiği için sarı kart bile görmüştü. çok eleştirilmiştik. fatih terim'in ayrılmasıyla başlayan süreç, sancılı devam ediyordu. st. gallen maçındaki bu kötü performans da epey tepki çekmişti. çünkü daha birkaç ay önce dünya devlerine diz çöktüren bir takım vardı. galatasaray taraftarı başarıya alışmıştı.

    dünya devlerine diz çöktürüp uefa kupası'nı kazanan o takımın yıldızlarından hakan şükür inter'e, arif erdem ise real sociedad'a gitmişti. formamızla bekleneni veremeyen bruno quadros ülkesine dönmüş; tolunay kafkas denizlispor'a; saffet akyüz kocaelispor'a; osman coşkun, volkan kilimci ve mehmet gönülaçar ise türk bir işadamının satın aldığı beveren takımına transfer olmuştu. uefa kupası'nın alındığı sezon formamızı kiralık olarak giyen sergen yalçın ve mehmet yozgatlı gibi isimler de kendi takımlarına dönmüştü. bu isimlerin yerine dört yeni oyuncu almıştık. forvete iki kral mario jardel ve serkan aykut'u getirmiş, stopere emre aşık takviyesi yapıp, orta alana da bülent akın'ı transfer etmiştik. gidenleri çok da aratacak isimler alınmamıştı.

    kağıt üstünde her şey güzeldi, türk futbolunun en alternatifli kadrolarından biri kurulmuş, kazanmayı adet edinen galatasaray geniş bir takıma sahip olmuştu. ama ilk iki süper lig karşılaşmasının kazanılmasına rağmen st. gallen maçlarının getirdiği bir ümitsizlik vardı. mircea lucescu yaptıklarıyla, konuşmalarıyla ümit vermiyordu.

    işte tam burada, real madrid maçı devreye girdi. galatasaray bir dünya devini daha dize getirdi.

    galatasaray kariyerinde sağ bek, sağ stoper, sağ açık, ön libero, merkez orta saha oynamış ümit davala; bu karşılaşmada mario jardel'le birlikte çift forvetin ikinci elemanı olarak oynamıştı. bunun dışında son dört yıldır beraber oynayan isimlerden oluşan bir kadro vardı. lucescu akıllıca davranmış, çok riske girmeden - real'e verilen haksız penaltıya rağmen - maçı kazanmıştı.

    2-1 kazanılan maç ve süper kupa hocamız lucescu'ya biraz soluk aldırsa da eleştirilerin sonu hiç gelmemiş, bu eleştiriler 7 kasım 2000 galatasaray sturm graz maçı'yla beraber tavan yapmıştı. malesef, gelmiş geçmiş en iyi galatasaray kadrolarından biriyle girilen 2000-2001 sezonunu şampiyon olarak tamamlayamamıştık. burda aziz yıldırım'ın yaptığı oyunlarını da unutmamak lazım.

    her şeye rağmen, lucescu bir sezon sonra galatasaray'ı şampiyon yaparak ve görev aldığı iki sezonda da güzel şampiyonlar ligi anıları bırakarak kendini affettirdi, hatta taraftarca da sevildi. süper kupa da başarılarla dolu galatasaray tarihinde, bizim için güzel bir anı ve başarı olarak kaldı.