• 1104
    süper galibiyet fakat avrupa arenasında devlere karşı rezil olmamak için çok daha bitirici takım olmak zorundayız. 15 pozisyondan 3 gol çıkarmak yetmez, mesela bu maçın en kötü 1-7 filan bitmesi gerekirdi. ben bu kadar kötü bir fenerbahçe görmedim, bu sene oynadığımız en zayıf rakip bu takım olabilir. fenerbahçe bizden çok korkmuş.
  • 1105
    maçın 90 dakikasını şimdi izleyebildim.

    gayet sakin, diri ve istekli oynamışız. sahada ne yaptığını bilen bir takım görüntüsü sergilemişiz. özellikle donk ve seri'nin sakin kalarak hatasız oynaması dikine çıkışlarımızı olumlu yönde çok etkilemiş.

    hakemin faul çaldığı her pozisyonda fenerbahçe'li futbolcu ve taraftarlar korkunç bir itiraz yumağı oluşturmuş ama düdüklerin birçoğu doğru. özellikle dirar ve ozan'ın enteresan hareketleri olmuş bizim futbolcularimiz üstünde.
    kadıköy'de bu düdükleri çalacak yerli bir hakemi hayal bile edemezdim.

    bir söz de oradaki taraftarımıza; hepsinin yüreğine, ağzına sağlık. saraçoğlu deplasmanında yalnız bizimkilerin tezahüratlarını duydum. fenerbahçe cephesinde bu 20 yıllık yenilmezlik serisi çok ciddi bir stres oluşturmuş. izlerken bunu çok net hissettim. bence artık onlar da rahatladı biz de.

    3. golü attığımız andan beri bütün dertlerimi unuttum, aşırı mutluyum. belki bu mutluluk bâki değil fakat bâki olan bu dünyada zaten yalnızca bir hoş sada değil mi?

    bu seneyi şampiyon bitirip yazın kadroyu gençleştirmeye yönelmeliyiz ama bu başka bir başlığın konusu.

    terim'in ciddiyet ve konsantrasyonuna güveniyorum. oyuncularımıza güveniyorum. lemina ve andone'nin dönüşünü dört gözle bekliyorum. bu sene çok çılgın bir şampiyonluk bekliyorum. şampiyon olur da doğru planlamayı yapabilirsek 5. yıldız o kadar yakın ki...
  • 1114
    maç esnasında hep 23. golü düşündüm. henry'nin kaçırdığı pozisyonlardan sonra bir müddet ümitsizliğe kapıldım ve düşünmeye başladım, biz kadıköy'de normalde nasıl gol atıyoruz diye. aklımda nedense hep karambol golleri kalmış. yok abi dedim bu iş olmayacak.

    bunun üstüne bir duran top, bir penaltı ve bir de akan oyunda kontradan gelen bir gole şahitlik ettik, bu da bana kapak oldu çok şükür.
  • 1116
    maç heyecanıyla maçta olan biteni anlamadığım için maçtan sonra bir gün içinde 3 kere maçın tekrarını izledim ve hala daha kabullenmekte zorluk çekiyor bünyem; ekici'nin inanılmaz frikiği, ceza sahasında nando'nun tuttuğu top,(müthiş pozisyon almış canım muslera) dirar'ın ortasında donk'un topu kesmesi ve sonrası zaten rock'n roll...

    hocayı her defasında ne olursa olsun savundum ama şunu kabul edeyim 3. ve 4. döneminin en iyi maçını ve hatta kariyerinin imza maçlarından birisini 4.dönemin 3. senesinde oynattı ve olsun varsın bu çok tatlı bir kırgınlık bence*

    maçla ilgili tek endişem oyuncu grubunun "biz artık tamamız" demesi olur ama hoca teknik direktörlük vasıflarıyla futbolculara en büyük teknik adamlardan biriyim mesajını verdi, oyuncular can atacaklardır artık sahada.*

    şen ola cimbom
    şen ola cimbom
  • 1118
    güzel maçti bizim için ama artık bu hasi kapatıp önümüze bakmamız lazım. ne yazık ki fikstürümüz cidden çok zor ve artık rakipler, tüm anadolu takımları bizi şampiyon yapmamak için ekstra çaba sarfe edecekler. yanlışım yoksa erol bulut'un alanya'sı ile maçımız var. sivas, başakşehir deplasmanları var. içeride 2 derbi var. fikstür gerçekten çok zor.

    güzel maçtı ama dünde kaldı, önümüze bakalım.
  • 1120
    hiçbir şey yazamadım, konuşamadım maçtan sonra. tadını çıkarmak istedim. o yılları aklıma getirdim. baros'un direkten dönen topunu, pino'nun çizgiden dönen topunu hatırladım. kezman'ın, johnson'un gollerini, kuyt'un golünü hatırladım. lise ve üniversite yıllarımda kadıköy deplasmanından sonraki gün okula gitmek istemeyişimi, saçma sapan hakem yönetimlerini, kabulleneyemeyişimizi...

    maç klasik bir kadıköy maçı gibi başlıyor. gerçi fenerbahçe bu yıl ilk 10 dakika dahi maçı dengede tutamıyor. yine topu biz oynuyoruz, inanılmaz goller kaçırıyoruz, ilk kez geliyorlar ve penaltı. dişlerimi sıkıyorum, gözlerim doluyor, yine mi diyorum içimden yine mi ?

    bu kez farklı bir şey oluyor, golü yiyoruz ama dağılmak yok, topumuzu oynamaya devam ediyoruz. pozisyon vermiyoruz, top kaybetmiyoruz. inanılmaz bir korner organizasyonun sonunda , falcao 'nun attığı yanıltıcı koşu ve feghouli'nin muhteşem perdesiyle bomboş kalan donk köşeye bırakıyor topu durum 1-1.

    fenerbahçe gerginlik çıkarmaya çalışıyor ikinci yarı başında, ilk kez aldırmıyoruz, topumuzu oynamaya devam ediyoruz. hakeme de bir parantez açalım ilk kez bir hakem doğru kararlar veriyor kadıköy atmosferine kanmıyor. gereken kartları çıkartıyor, kart gören fenerbahçe futbolcuları şaşırıyor, onlar için bu anormal çünkü, kadıköy derbilerde her türlü çirkefliği yapıp, ilk kartlarını 85. dakika da gördükleri, cüneyt çakır yönetimini arıyorlar.

    oyun planımız çok basit, falcao'nun yanında götürdüğü stoperlerin oluşturduğu boşluğa onyekuru'yu kaçırmak. müthiş uyguluyoruz, fenerbahçe görüyor; ancak çare bulamıyor. ama onyekuru kaçırmaya devam ediyor.

    altay bir gol hediye ediyor belhanda'ya belhanda kibarca reddediyor bu teklifi, sinirlerimiz harap durumda hadi diyoruz hadi.

    onyekuru kaçmaya devam ediyor, sonunda son 5 maçtır penaltıya sebep olan jailson bir tane de bizim için kayıyor ceza sahası içerisinde.

    falcao geliyor topun başına, tüm beklentiler omuzlarında. bu maçta yan rol oynuyor, ancak kadıköy'de penaltı vurmaktan çekinmiyor. herkes gergin, fatih hoca dahi nefesini tutuyor. o sadece düdüğü bekliyor, altay köşeyi tahmin ettiğinde yüreğimiz ağzımıza geliyor, ama yan ağlara gidiyor o top dakika 80.

    o sırada baros'un direkten dönen topu tekrar aklıma geliyor. o maçta da 2-0 geriden gelip ezici bir futbol oynadığımız, ama galibiyet golünü atamadığımızı hatırlıyorum. ilk değilmiş düşündüğüm gibi diyorum. ama bu kez farklı, savunmamız yeterli ve biz maçın başından beri pozisyon dahi vermiyoruz.

    belhanda attırıyor kendini, maç boyu herkes ama herkes stresi mükemmel yönetirken, atmosfer bizden yanayken bir amatörlük bize her şeye mal olabilir. ama deniz 'de hem de fatih terim'i ittirerek kulübeye saldırıyor. herkes çok sakin kalıyor. bu sene kazanmaya geldik diye düşünüyorum, bu kez kavga çıkaramayacaksınız, rezil futbolunuzu bu şekilde kapatamazsınız. hakem deniz'i de atıyor. bir anda yorgun belhanda ile oyuna yeni girmiş hamle oyuncusu deniz'in atılması ile bayağı karlı duruma geçiyoruz. ahmet giriyor oyuna. herkes hoca'dan başka değişiklikler bekliyor, ama hocanın aklında başka bir şey var.

    mehmet ekici, geçmiş maçları tekrar aklımıza getiren bir şut çekiyor. fenerbahçe 'nin kaleyi bulan 3-4 şutundan penaltı hariç tek tehlikeli olan top otuz küsur metre bir frikikten geliyor. top dıştan içe falso alıyor. maç başından beri yere dahi yatmamış, soğuk muslera bu kez değil diyor, bu kez değil.

    direniyoruz, pozisyon dahi vermiyoruz, onyekuru kaçırmaya devam ediyor. yardımcı hakem kendi sahamızdan hareketlenen futbolcu için ofsayt bayrağı kaldırıyor. devam ediyoruz.

    bir daha başlıyor koşmaya onyekuru, baros'un direkten dönen topunu, pino'nun çizgiden dönen topunu hatırlıyorum. kezman'ın, johnson'un gollerini, kuyt'un golünü hatırlıyorum. liseyi, üniversiteyi...

    emeği geçen herkese binlerce teşekkür ediyorum. bizi çok mutlu ettikleri için , iyi ki galatasaraylıyız.
  • 1125
    maç tipik kadıköy deplasmanı şeklinde başladı: fenerbahçe kalesinde çok ciddi pozisyonları cömertçe harcadık ve kalemize ilk kez gelmeleri de penaltı ve golle sonuçlandı. fakat onyekuru hemen her koşusunda kaleci ile karşı karşıya kalıyordu ve fenerbahçe deplasmanında ilk kez geri düşmüyorduk. aklıma sow ve alex'ten yediğimiz akıl dışı goller ile 2-0 geri düşmemize rağmen 2-2'yi yakaladığımız 17 mart 2012 fenerbahçe galatasaray maçı gelmişti ve içimde tarifsiz bir umut vardı.

    nitekim donk da bomboş vurduğu kafa ve attığı golle bu umudu perçinledi. ilk yarıyı geride bitirmemek çok önemliydi ve artık ikinci yarıya çok daha motive ve istekli başlayabilirdik.

    falcao'nun penaltısı ise sanırım bu maçı hatırlayınca aklıma gelen ilk anı olacak. çünkü evin içinde televizyonun karşısında ne yapacağımı, nasıl duracağımı bilemedim. totem için televizyona sırtımı mı dönmeliydim, yoksa gözümü kırpmadan falcao'nun vuruşunu mu izlemeliydim? hangisini yaparsam atma ihtimalimiz daha yüksekti? olur da izlersem ve kaçırırsa kendimi suçlardım fakat sonra "bu maçı bu golle kazanırsak canlı izlemediğine pişman olmayacak mısın?" dedim kendi kendime ve izledim.

    sonuç: "falcao geldi. falcao. falcao golü attı!"

    tüm bunların yanında kadıköy galibiyetinin bizim için en büyük anlamı şampiyonluk yarışında zorlu bir deplasmanı kayıpsız geçmekti elbette. çünkü oynanan oyunu ve fenerbahçe'nin dağınık görüntüsünü düşündüğümüzde 1 puan bile çok yazık olurdu.