• 226
    saat 17'de orjin köfte kaldırım kafesi, iki bira biçimiyle başladı maç bizim için. bilmeyenler, orjin köfte ile, arena'nın nerede olduğunu öğrense, sokakta biriken, meşale yakan, hangi maç olursa olsun fenerbahçe'ye söven tribünlerin kalbini 5 dakika seyretse, alayına kafayı yedi muamelesi yapıp balıklı rum hastanesi'nde format attırır. maç konya'da taraftar niğde'de bağırıp, ışınlanarak tribünlere doluyor, bilmeyenler öyle düşünsün. cinayeti işleyen, cinayet mahallinden ayrılamazmış, öyle derler. ali sami cehennem'ine odun taşıyan son taraftar, piyasadan çekilene kadar sokağın anısı yaşatılacaktır. dünya'ya nam salmışlığımız vardır. en çok da mançester biriliği taraftarları bilir. saat 18 gibi ingiliz televizyonu geldi. tecrübeli taraftarlar olarak, bizi, bizim çocukları layık görmüşlerdi çekim öncesi yazışmalarda. kendi çöplüğümüzde bize saldırıyı, reva görenler iyi bilsinler, iş galatasaray tribün tarihi gibi uluslararası konuysa,, türkçe konuşmasını, tezahürat yapmasını, yaptırmasını bilmeyen, ağız ishalli çapulcuları değil, galatasaray taraftar akademisin'den doktora almış, bizim gibileri arar bulurlar.

    20'de tribünlerdeydim. binlerce galatasaray'lının ilk uğrak ilk savaş yerinde. kimilerinin bir kaç maç takılıp, uzayıp gittiği, kimilerinin sevdaya tutulup asla terkedemediği, ilkeli ve gönüllü birliğin bir neferi olmanın, tarif edilemez onurunu ömrü boyunca taşıdığı, gırtlağını parçaladığı, acıktığı, üşüdüğü, ağladığı, tepindiği, orada olmak için nelerini feda etmeye hazır olanların imrendiği, işte bizimkiler diye gurur duyduğu er meydanında. ben içeri girdiğimde, tribünlerin kale arkası bölümlerindeki bayrakları görünce anladım ki, bu gece gövde gösterisi bayrak sallamayla gerçekleşecek. öyle de oldu gördü herkes.

    maç öncesi, galatasaray org'tan okumuştum. arena'da saha sulanmış, akşam maça hazır hale gelmesi için sulanması gerekiyormuş. çok fazla dua edersen olacağı bu. israfil, edilen duaların hacmini hesaplayamamış belli ki. maçın başlamasına yarım saat kala yağmuru başlattı. maksat, stat müdürünün işini kolaylaştırmak canım. maç boyunca yağmurun hızın artıran israfil, maç bittikten sonra su tabancası oyununu durdurdu. kim emir verdi acaba? saha sulansın diye. terim desem, başlayacaksınız yine, moruk demeye, bunamış demeye, nankör demeye. sanmam, ama yazdıklarımı hatırlıyorum, yıldırım düşse fatih terim'in üstüne atacak değilim. keşke bir panel düzenleyebilsek de, fatih terim hakkında 7 gün 7 gece konuşabilsem. araya sıkıştırayım maç yazısında. hocalığı önemli değil, bize de hoca falan lazım değil.

    1- fatih terim , ülke futbolunda gelmiş geçmiş tek adamdır. kulağı duymayana, bacağı tutmayana kadar da böyle kalacaktır. en büyük odur. hiç kimseyi yerine koyamam. dedim, anlayın kelime manasında kullanıyorum, tek adam. 2. adam yok bu yüzden tek adam, yerine kimse geçemez, rıza göstermem..
    2-hakan şükür, galatasaray'ın başına geçip, şampiyonlar şampiyonu yapmadan'da 2. adam çıkmayacak. bu olasılığın gerçekleşmesi için hakan şükür'ün galatasaray başına geçmesi gerekir.
    3- böyle bir olasılığın gerçekleşme ihtimalinin oluştuğu anda, 1. madde uygulanır.

    maç öncesi bir yazı yazma gereği duymuş, endişelerimi belirtmiştim. haklı çıktığım gibi saçma sapan önermelere girmem. maçın eleştirilecek hiç bir tarafı yok. seyrettiğimiz maç falan değildi. bu sahada maç yapılmaz. 3-0 yenilsek bile görüşüm değişmez di. onca para ve emek harcanıp yapılmış stadı görünce, olimpiyat stadı'nı yapanlara saydırılına kadar bunlara da saydırılmıştır. 40 sene önce inönü stadı'na yağmur kar yağar, o sırada bizim gibi çoluk çocuğu tribünden aşağıya indirirler, elimize küreme tahtasını tutuştururlar, nizami olarak kürdürler di. maç iptal olmasın diye evimizin önünü boş verip stadın zeminini temizlerdik. felix uzaydan, dünya'ya balıklama atlarken, abdurrahim albayrak kalfa, 5-6 kürücüye sahanın suyunu kürdürüyordu. o tahtayı, ingiltere'ye götür, ne işe yaradığını 1 milyon kişiye sor, cevap alamazsın. fatih terim'den stat müdürüne, ızgara tamircilerine ağır bir sopa bekliyorum. imparatorluksa, hodri meydan, imparatorluğunu göstersin. yardıma ihtiyacı varsa da beni çağırsın, tereddütsüz kafayı yapıştırırım.

    maça televizyonların gösterdiğinden, medya maymunlarının yorumlarından farklı bir pencereden bakmak isteyen varsa, bana biraz daha tahammül göstersin. galatasaray son 5 maçtır, ne istediği oyunu oynayabildi, ne tabeladan istediğini alabildi. bu maç ta benzeri şekilde başladı. sanki 5 maç hiç bitmemiş gibi, devreler halinde oynanıyordu. saha olumsuzluğunu istisna tutarsak, engin baytar hariç en kuvvetli galatasaray 11 i sahadaydı. cluj demirspor'da diğerleri gibi gol yememeyi hedeflemiş, bir delik bulup, mucize golün peşine düşmüştü. galatasaraylı futbolcuların böyle bir sahada oynama tecrübesi yoktu. bir tek melo, plaj futbolu oynamanın avantajıyla, çocukluk günlerinin copacabana'sındaydı sanki. hamit'e verdiği pas, tam plaj futbolu pasıydı. böyle bir sahayı çocukluğunda bile görmeyen riera'da çabuk uyum sağladı. hayatında yağmur görmemiş dany ise muhtemelen okulda fizikten sıkıntı yaşamış olmalıydı. israrla yağmura inat muslera'ya pas veriyordu. mücadele bakımından çok iyi olan dany, iş zekaya gelince cortluyor. belki duruş hatası var, ama biraz da kısmet olacak arkadaş. böyle gol yenince kime kızacaksın. asimo olmuş çocuklar. galatasaray tarihine ismini şimdiden yazdırmış. sahanın azizliğine hiç uğramadan, sanki halı sahada oynuyormuşvasına oynadı. tekniği gün geçtikçe gelişiyor, bir kaç sene sonra tek başına savunma yapar. galatasaray 1-3-4-3 oynar. bu maçın adamıdır. tek handikap, bu sahada oynamayacak tek adam emre çolak'ın sahada oluşuydu. elmander'in erken çıkışı, burak'ın son dakikadaki vuruşu, haca durumu, alınan netice tamamen şanssızlıktı. amrabat'ta geldiğinden beri en iyi oyununu oynadı. hakkında yorum yapmak için bir kaç maç iyi oyununu sürdürmesi gerekiyor.

    olan olmuş, şimdi önümüze bakalım, ne görünüyor aktaralım. biz bu kluj demirspor'u deplasmanda yeneriz, braga'yı'da yeneriz, hatta işi bitmiş mmançester'i bile yeneriz. nereden çıktı, maç öncesi olumsuz tablo, yenemediğimiz halde niye değişti demenize fırsat vermeyeceğim. galatasaray, bir hücum takımıdır. savunma yapan takımlara karşı oynamasını bilmiyor. bu saydığım maçlar da rakipler de bizi yenmeye oynayacaktır. kafa kafaya oynadığımız her maçı kazanma ihtimalimiz, savunma yapan takımlara karşı kazanma ihtimalimizden büyüktür.

    kusuruma bakma fatih terim, dost olmayana, adam olmayana sitem edilmez. dost eline gel olmadan varılmaz. git, şunları indir gel de bizi tribünlerden geri bıraktırma.
  • 227
    asıl penaltıcısı selçuk inan'ken, ilk yarısında, cluj 10 kişiyken melo'nun penaltı kullandığı ve kaçırdığı, kurtarıcı olarak uçan adam sabri'nin oyuna girdiği, riera'nın galatasarayın en iyilerinden biri olduğu, ebue'nin yediğimiz golde ayağını topa uzatmaktan imtina ettiği maç. sonra akıl mantık sistem taktik fındık fıstık....
    ama ben manu kazanmaya devam ettiği sürece şansımızın devam ettiğini düşünüyorum. ama cluj ve bragayı, iyi oynadığımız deplasman maçlarındaki gibi yener miyiz meçhul! hele hele bu mantıksızlıklarla....
  • 228
    galatasaray – cluj : 1-1 oynandı bitti, saygısızca

    hani ortaçağ kaleleri vardır ya, etrafı sularla çevrili, sadece indirilen bir kapıyla içine girilebilen, suların içinde timsahlar yüzer falan. galatasaray dün bu kalelerden birini almaya çalıştı, olmadı. çok şükür ki, timsahlara yem olmadık.

    teknik, taktik falan filan gibi hiçbir şeyin geçerliliğini yitirdiği bir maç oynadı bitti, saygısızca. futbolculara, tribündekilere ve televizyon başında maçı izleyenlere saygısızca.

    yağmur, rüzgar, galibiyet alma gerekliliği bir takım üzerinde baskı oluşturamazsa başka bir baskı olamaz. dikkat ettinizse rakipten bahsetmedim. galatasaray son oynadığı gençlerbirliği maçı dışında rakibin baskısını görmedi pek. genellikle baskı yapıp rakibi kırmaya çalışan takımdı dün de, önceki maçlarda da. cevizleri de kıramadı bir türlü.

    galatasaray pas yaparak oynayan, rakibi ceza sahasına iten, hapseden bir takım. dün yine rakibi itti, hapsetti. gelgelelim pas yapamadı. nasıl yapsın ki, saha su içindeydi. aslında stada girerken anlamalıydık, bileklere kadar su içinden kapılara ulaştık. saha zemini de aynıydı. şimdi sorumlular, ihmali bulunanlar ortaya çıkarılacak. kimi çimler diyor, kimi drenaj onarılmadı diyor. bence gider tıkalıydı, lavabo aç kullanılsa iş çözülürdü. ben evde banyonun giderini böyle açıyorum, valla.
    yazın o sahada madonna konseri, akp kongresi, türkçe olimpiyatları yapıldı. zemine etkisi büyük elbette ama şampiyonluk kutlamaları sırasında sahaya dalaıp foto üstüne foto çektiren facebook taraftarı dallamalrın hiç suçu yok mu? beni en çok bunlar ilgilendiriyor. zemine zarar veren diğerleri galatasaraylı değil ki, bunlara sorarsan galatasaraylı. o gün galatasaray sözlük tayfasının bu dallamalara tepkisini görmüştüm, şimdi bu tepkiyi çok daha iyi anlıyorum.

    galatasaray bazı anlar dışında bu sahada nasıl oynanması gerekiyorsa öyle oynadı. topu santraforlarına doğru şişirdi, kenarlardan ortalar yaptı. çok önemli bir eksiklik dışında: kaleye olması gerektiğinden az şut attı. fatih hoca önemli bir hata yaptı daha ilk yarıda. şut atacak ve çıkana kadar en şut atan adamı hamit altıntop’u oyundan aldı. önemli bir hataydı bu. sanki hoca da ne yaptığını fark etmiş gibi ikinci yarı sabri’yi oyuna aldı. sabri kuvveti ve kaleye şut atma özelliği ile en akıllı oynayan adamlardan biri oldu. normalde sabri’nin şut atmasını istemeyiz ama dün tam yeri, tam zamanıydı.

    fatih hocanın hamit’i çıkarmasındaki hata yapmasını biraz daha açayım. hoca maçtan sonra taktik gereği burak’ı oyuna almak için hamit’i çıkardığını söylemiş. aslında topu ileri şişirmek zorunlu olduğunda bunu santraforlar gol atsın diye yapmazsınız. santraforlardan ya da rakipten dönen toplara sahip olup, kaleye vurmak için yaparsınız. bir nevi 45-50 metreden ver-kaç yaratmak için. oysa dün toplar zaman kaybetmeden ileri santraforlara kaldırıldı ve o toplar genelde 18 yayı üzerine düştü. ve fakat o toplara vuracak adamlar çok gerideydi. bir ara melo tamamen forvet gibi oynamaya başladı. ama işte forveti, ne forveti bildiğin santraforu üçlemek yerine 2 santraforun hemen arkasında bekleyip dönen topları beklemesi gerekirdi. selçuk zaten topu forvetlere ulaştırmak için daha geride kalmıştı. işte burada hocanın hamit’i çıkarmak yerine onu santraforların arkasına göndermesi gerekirdi.
    üçgen şeklinde bir forvet hattı bize çok daha fazla frikik kazandırırdı. eh, böyle bir sahada kazanılan frikikleri uzaklardan bile kaleye vuracak tek adam da hamit.

    dün akşam oynanan maçlarda ilginç sonuçlar alındı. manu 2-0 geriye düştüğü maçı 3-2 kazandı, barcelona 1-0 geriye düştüğü maçı 90+4’te 2-1 kazandı. büyük takım işte budur.

    büyük takım olmak istiyorsan, stoperin 90+’da 45 metreden kaleye şut atmayacak. büyük takım olmak istiyorsan, rakip kaleye yüklendiğinde santraforların sık sık rakip stoperlere faul yapmayacak. büyük takım olmak istiyorsan, ceza sahası köşesinden röveşataya kalkmayacaksın.

    ------pollyanna taraftar modu--------
    yine de galatasaray kalan 3 maçı da kazanıp gruptan çıkabilir. buna da dünyada kimse şaşırmaz.
    ------pollyanna taraftar modu--------

    gerçi benim yazılarım genelde zaten pollyanna mod oluyor. ama maçın bitiş düdüğünde, etrafımızda takımı alkışlayan sadece 5 kişi olmamız da çok tuhaftı yahu.
    *
  • 229
    1-1 devam eden macin 88. dakikasinda, ilk yarida penalti kacirmis bir oyuncunun, ceza sahasinin caprazindan rovesatayla gol atmaya calistigi; kendi kalesine gol atmis futbolcunun da 90. dakikada 40 metreden sut cekmek suretiyle gol atmayi denedigi bir mac. hangi takim oldugu onemli degil. 1-1 devam eden kritik bir macta, bu bahsettigim iki oyuncu ayni takimdaysa, ortada bir ciddiyetsizlik var demektir.
  • 232
    futbol maci degil iq testi gibi bir seydi.

    test sonucu ortalama ustu iq'ya sahip oldugu anlasilanlar:
    - topun dibine girmeyi ilk kez akil edip hamit'e guzel bir sut pasi veren melo
    - topu tek vurusla kaleye göndermeye calisan forvetler
    - ikinci yari sol acikta zeminin guzel oldugunu fark edip en azindan orada bir seyler yapmaya calisan ve bir de asist yapan amrabat

    iq seviyesi ciddi suphe uyandiranlar:
    - balcigin icinde israrla topu ittire ittire surmeye calisan ve bunu birkac kez yapan emre colak
    - emre colak
    - muslera'ya akil dolu bir geri pas verip imkansiz golu cluj'a attirmaya calisan dany
    - emre colak
    - ikinci yari uzun toplar yerinde olsa da sol aciktaki firsati yeteri kadar degerlendirmeyen aceleci defans hatti
    - dany
    - kendi takiminin durumundan, sampiyonlar ligi deneyimimizden bihaber cluj icin iki macta da sikeriz sokariz diyen futbol heveskarlari (bkz: cfr cluj/#1074627)
    - dunyanin dört bir yaninda stadin ustu acik-kapali olsun, yagmur-kar demeden cillop gibi zeminlerde futbol oynanirken tek yagmurda cöken zemin ve drenaj sistemini yaratip bir de "ustu kapatilmaliydi :(" ya da "dogal afet oldu :(" diye aglayan g-e-r-i-z-e-k-a-l-i-l-a-r.

    nitekim, sinifta kaldigimiz bir test oldu.
  • 233
    oynatılmasına bir türlü anlam veremediğim maç. maça 5 dakika kala yetişebildim stada. arkadaşım top sekmiyor olm dedi. pek bir şey anlamadım. sonra çözüldü olay. önce fena değildi de yağmur yağdıkça top sekmemeye başladı gibi bir durum söz konusun değil. futbolcular su balesi yaptılar. bu sahada futbol oynanmasına izin verilmesinin tek nedeni "reklam geliri." sekteye uğratılmak istenmiyor futbol endüstrisinden para kazanan babaların keyfileri. ve küçük insanlar, yani biz futbol seyircileri, birbirimizi yiyeduralım. o gün oraya yine yeniden binbir zorlukla giden taraftarın çektikleri yanlarına kalsın.

    drenaj problemiyle ilgili değer verdiğim tek açıklama stadın zemin işlerini yapan support in sports firmasının yönetim kurulu üyesi ilyas koval'a ait:

    "dün metrekareye 6 saat boyunca 250 mm/h yağış düştü. türk telekom arena'nın drenaj kapasitesi ise 150 mm/h. diğer yandan uefa standartlarına baktığımız zaman istenilen rakamın 100 mm/h olduğunu görebilirsiniz. dolayısıyla biz dün yaşanan olayı bir doğal afet olarak görüyoruz. eğer yağmur 15 dakika ara verseydi saha normale dönecekti ama aralıksız yağdı. yağmur maçtan sonra durdu ve saha düzeldi. bu yaşananlarda firmamızın ve galatasaray kulübünün hatası yok. çünkü dünyanın en büyük su tutma profillerinden biri de bu statta. drenaj sisteminin derinliği 65 cm; normalde ise rakam 40-45 cmlerde kalır."

    yani her şey kitabına uygun hatta daha tedbirlisi. hakikaten maçta da gördük ki yağış hiç kesilmeden yağdı. ben bunun üzerine çıkıp kulübümden kimseye laf etmem. tabii ki bu olayın da önüne geçilebilecek sistemler vardır. ama niye kurulmadı diye sağa sola saldırmak saçmalık. en basitinden kendi evinize bakın, prizlerin üzerinde çocuk koruması var mı? sizin olmasa bile gelen misafirin çocuğu olabilir. elini sokar da başına bir iş gelirse? ya da yangın tüpü var mı evinizde? ne olacak ufak bir yangın büyümeden kontrol edilemediği için itfaiye mi aranacak? ya hırsız alarmı? su basmasına karşı sensörler? doğalgaz bacasına ani tıkanma sonucu alternatif olacak bir hava akımı borusu? binanızın tepesinde paratoner?

    yazarlar hala taktik teknik hesapları peşinde. geçiniz bunları. kendilerine tarihten bir yaprak açalım: kupa galipleri kupası çeyrek final rövanş maçı (bkz: 18 mart 1992 galatasaray werder bremen maçı) rotariu'nun vurduğu topun karla kaplı zeminde kalenin önünde takılması ve elenmemiz. ardından werder bremen'in kupayı kazanması.
    maçın hikayesinin de bulunduğu video: http://alkislarlayasiyorum.com/...remen-eslesmesi-1992

    oldu bu. ve 2 gün önceki maçtan çok daha büyük, tarihimizin seyrini değiştirecek bir sonucu oldu.

    özet olarak vasat bir havada, vasat bir takıma karşı, vasat hakemlerle, vasat bir mentaliteyle, vasat taraftarlarla vasat bir maç oynandı. geride bıraktığımız 100'lerce maça birini daha etkiledik. tecrübemize bir puan daha kattık.

    sıkmayın canınızı. beklentilerinizi bu kadar yüksek tutmayın. ne kadar yüksekten düşerseniz canınız o kadar çok yanar. takımımızın daha çok ekmek yemesi lazım. bunu aklınızın bir kenarında tuttuğunuz sürece ilerisi için daha temiz bir görüşe sahip olabilirsiniz.
  • 236
    aslında gündüz hava gayet güzeldi, açık bir gökyüzü ve kendini gösteren güneş vardı. iş yerinden çıkıp stat yolculuğuna başladığım saat olan 7 civarında da yağmur hafif hafif yağmaya başlamıştı. fakat yağmurun maç saati yaklaştıkça hızını ve etkisini arttırması, bizim işlerimize de çomak soktu. takımın uzun bir aradan sonra bu kadar bilinçli oynadığı bir maçta kazanmamızın muhtemel olduğu 3 puan da bizim için hayal oldu. maçı izleyen herkes şundan adı gibi emindir ki kuru veya pas yapmamızın, top çevirmemizin nispeten mümkün olduğu bir zeminde oynasaydık en az 3 gollü rahat bir galibiyet alırdık.

    tüm bu olumsuz şartlara rağmen, üstelik yediğimiz şanssız bir gol sonrası skor olarak geri düşmemize rağmen maçı çevirebilecek fırsatları da bulduk. cluj'un 10 kişi kalması sonrası zaten maç öncesi genel oyun anlayışları olan savunmayı sertleştirmeleri ve yarı sahayı geçmelerinin bile imkansız hale gelmesi galibiyete olan inancımızı kuvvetlendirmişti. o dakikalarda gruptaki tüm dengeleri değiştirmemizi ve önümüzdeki 3 maça daha umutlu bakmamızı sağlayacak olan 3 puan ile aramızdaki tek engel oyunumuzu olumsuz yönde etkileyen zemindi. pas yapmanın ve top sürmenin imkansız hale geldiği zemin sonrası oyun anlayışımız da haklı olarak doldur-boşalt'a dönmüştü. elmander ve umut'un yanına ceza sahası içine gelecek hava toplarında cluj savunmasına karşı üstünlük kurmamız adına oyuna burak da dahil edilmişti fakat onun yerine oyundan çıkan ismin hamit olması bana göre pek de doğru değildi. gerek elmander gerekse umut zaten topları indirebilecek oyuncularken bu oyun anlayışı ile oynadığınızda forveti üçlemek-dörtlemek yerine inen topları toplamak, dağıtmak, şut atmak için orta sahanızı korumak veya sayıca çoğaltmak daha mantıklıdır. bu açıdan fatih hoca'yı oyuncu değişiklikleri konusunda haddim olmayarak eleştirmek istiyorum.

    bunun akabinde ilk yarıda skoru dengelemek, galibiyet yolunda büyük bir adım demekti. cluj ceza sahasında yaşanan karambol sonrası kazandığımız penaltıyı gole çevirebilseydik, ikinci yarıda da bize üstünlük kazandıracak golü er ya da geç bulurduk. fakat olmadı; burada "penaltıyı neden melo attı? neden selçuk atmadı?" şeklinde sitem etmek pek doğru değil. nitekim 2011-2012 sezonunda melo, kazandığımız penaltıları kullanan oyunculardan biriydi ve normal sezonda attığı 10 golün 4'ünü (karabükspor maçları, trabzonspor ve antalyaspor) penaltıdan bulmuştu. bu penaltıların 3 tanesini ise skor olarak 1-0 geride olduğumuz karabükspor, antalyaspor ve trabzonspor maçlarında kullanmış ve gole çevirmişti. elbette o da en az bizim kadar gol yapmak istemiştir o penaltıyı fakat olmayınca olmuyor.

    maçtaki bir diğer şanssızlığımız da doldur-boşalt'a dönmemiz sonrası açılan ortalarda en güvendiğimiz silahımız olan elmander'in sakatlanarak oyun dışında kalmasıydı. elmander, özellikle ikinci yarısı tamamen bu şekilde geçen maçta boyu ve fiziği ile ciddi tehlikeler yaratabilirdi. netice olarak olağanüstü bir durum yaşandı o gece ali sami yen'de; haddinden fazla yağan yağmur 90 dakika boyunca tek bir an bile durmamış, etkisini azaltmamış ve işimizi gittikçe daha da zorlaştırmıştı. bu konuda kimseye kızamayız, ne 'stadın üstünü kapatmadı' diye yönetime, ne '73 ortaya rağmen yalnızca 1 gol bulabildi' diye takıma. illa bir yere çatmak isteyenler de maç öncesi havanın durumunu ve göle dönen zemini görüp de maçı tatil etmeyen, futbolcuları o elverişsiz zeminde futbol oynamaya zorlayan hakemlere, yetkililere saldırabilir.

    son sözüm; biz bu cluj'u deplasmanda yeneriz.
  • 243
    mübarek ramazan ayinin vermi$ oldugu hu$u ile sol frame de gördügümde birden heyecan yaptigim müsabakadir.

    üzerinden 4 yil geçmi$ nerede ise ama dün gibi hatirlarim.

    güzel $ehir mekke'de izlemi$tik, tostçu mustafa abi'nin mekaninda. di$arda su içtigim için motoru bozmu$, tost'tan ba$ka bir $ey yiyemiyordum.

    ulen ne güzel günlerdi be. kabe'desin, yaninda sevdigin dostlarin, bir yandan sucuklu tost kiviriyosun ve cimbom u izliyosun. paha biçilmez bir ani olarak kalacak bende..
  • 245
    olay yeri mekke. sultans of europe garda$imla hacc ibadetimizi gerçekle$tirmek üzere kabedeyiz. henüz arafata çikmamiz, haci olmami$iz. sanirim kabe'den gelmi$tik, birden solugu tostçu mustafa abinin mekaninda aldik, zira maç izlenebilen 1-2 yerden bir tanesiydi. gol gelmiyor, gelmedikçe de bizde heyecan artiyordu.

    sonra burak çikti sahneye ve beraberlik golü geldi. beraberlik golü ile gayri ihtiyari sanirim bulundugumuz mekan ve haleti ruhiyye'nin hasebi ile birden "tekbiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiir" diye bagirdim.

    hadi ben sçtim, niye siviyonuz arkada$. ortamdan bulunan 50 ki$inin yarisi (belki daha fazladir) allah'u ekber diye bagirmasin mi? sonra tabi sarilmacalar, çak, çaklar falan, arada kaynadi gitti.

    i$te böyle yillar geçse bile kolay kolay unutulmayacak bir ani olarak kalacak bende.
  • 247
    babamın, dany'nin şutundan sonra "bu herifteki beyni tavuğa taksan, akşama kadar kümesin yolunu bulamaz" tepkisini gösterdiği maç. bir de, 23 kasım 1994 galatasaray barcelona maçı'nda norman mapeza'nın kaleyi cepheden gören bir noktadan kullandığı frikik taça gitmişti. babam o zaman da epey söylenmiş, "top uzaya gitti birazdan mustafa topaloğlu getirecek" demişti. kötü espiriydi ama güldük.
  • 249
    ders olarak okutulması gereken bir maçtır.

    rakibi küçümsememeyi, o anki koşulların elverip elvermediği ve tabi ki dany'nin şutu.

    dany'nin şutu, özgüven'in simgesidir. en zor koşullarda bile çevreden etkilenmeyip, kafandaki yapmaktır. s**erim lan böyle işi demektir.

    herkese, dany'nin umursamazlığı şart. tarihi değiştiren adamın umursamazlığı...

    "dany, ne yaptın dany"