• 374
    uzunca bir aradan sonra stadyumda izlediğim maç. öncelikle son dakikada bir arkadaşımın işi çıkması üzerine kombinesini devretti arkadaşa teşekkür edelim buradan, tabi truva olduk pek sevinemedik ama içimizde yaşadık maçı. uzun zamandır stadyumda maç izleyemiyordum. cidden çıplak gözle maç çok farklı. şeref trübününe yakın bir noktadan takip ettik maçı. bazı futbolcular özelinde incelemek istiyorum maçı.

    öncelikle fatih terim:dürüst olmak gerekirse gelişini pek sindiremedim. hala da içime sinmeyen şeyler var. ama artık bunlar için geç, hocanın başarısı elzem. kulübenin enerjisi muazzamdı. son ana kadar ekipteki enerjiyi almak mümkün. hoca da her an oyunun içinde, bu güzel. sadece kısa bir süre kayboldu. her pozisyonda o da yaşadı, bu çok önemli

    fernando muslera:ilk yarıya nazaran ciddi gelişim göstermiş. bunu görmek mümkün. sanki yediği golü de tutacak gibime geldi açıkcası şaşırdım gol olunca, hatası var minvalinde demedim. tafarel ona çok yaramış anlaşılan.

    mariano:defansif olarak iyi olsa da ofansif olarak tutuktu bana göre. yenilen golde muslera ile atıştılar, muslera çok kızdı reyise.

    denayer: ikinci yarının iyi isimlerinden. maçın kurtarıcılarından. ben beğendim. umarım devamını getirebilir.

    selçuk inan:son yıllarda gördüğüm en kötü performans olabilir. adam gerçekten çok kötü. topsuz oyunda kaçak, ikili mücadelde kaçak. resmen takımı on kişi oynattı. bence artık ısrar edilememeli.

    eren derdiyok: hocanın yaradığı isimlerden eren de. çok istekliydi, nerdeyse tğüm kafa toplarını aldı. mücadelesi üst düzeydi. bence yedek forvete adı rahatlıkla yazılabilir.

    rodrigues: bana göre maçın adamı. adam sağ kanadı tünel yaptı. hem defansif hem ofansif muazzamdı. hoca ile iletişimi de çok iyi. hoca resmen elinde joystick rodriguesi yönetti yerini ayarladı. gelişiyor ve gelişmeye devam edecek.

    tolga ciğerci:adı listeye ilk yazılacaklardan birisi de tolga. katkısı çok önemli. bence tolga iyiyken selçuk'un oynaması ihanet takıma. adam resmen oyunu rahatlattı. pasları, baskısı çok yerinde.

    kayserispor özelinde teknik direktörleri bence oyunu iyi okudu. ilk yarı leş oyuncuları ikinci yarı çıkarttı. deniz türüç'ü başıma birşey gelmeyecekse beğenmedim. fizik kalitesi yerlerde. resmen 50. dakikada öldü adam. ama güray vural eh işte ayağı düzgün. yine de takım oalrak kaliteli oynadılar 2. yarı. ilk yarı şok yaşamasalar bizi daha çok zorlarlardı.

    yıllardır görmediğim sevgilimi görmüş gibiyim. şimdi huzurla uyuma zamanı sözlük. umarım güzel zamanlar yakındır, takımın yaydığı enerji güzel. şimdiden şampiyonluk türküleri söylenmesi lazım.

    edit: yasin efendiyi unuttuk laf arası. çok yatması beni bile sinir etti açıkçası. orda kayserisporlu oyuncuların topu oyuna sok ması ne kadar fair dışıysa yasin'in dakika başı yatması da saçmaydı. yine de iyiydi o da defansif anlamda bile gayretliydi, oynadığı süre boyunca.
    edit2: tolga ciğerci dedik düzelttik teşekkürler, o kadar soğuk yedik :)
  • 375
    selçuk inan yeniden ilk on bir seviyesine gelebilir mi? hayat, neden olmasın… ancak bugün selçuk’u ilk yarıda çok çok çok beğenmeme rağmen ikinci yarıdaki korkunç performansıyla, performanstan öte yarım saatten sonra bıçak gibi kesilen kondisyonuyla bir kez daha gördük ki o zaman daha gelmemiştir. tekrar ediyorum, ilk yarıda kayserispor savunmasını neredeyse tek başına bazen yerinden kımıldamadan attığı paslarla dağıtmasına, birçok top kesip istekli de bir görüntü vermesine rağmen hala ilk on bire yazılacak isim değildir. daha doğrusu olmamalıdır.

    maçın geneline dönecek olursak, olmadı bir şeyler tat vermedi bu sefer. alınabilecek en güzel skoru aldığımız halde, ilk 18 dakikada 0-2 öne geçmemize rağmen sonrasındaki futbol ve maçın bütününe yakın yaptığımız baskı hataları, pozisyon almadaki hatalar, verdiğimiz pozisyonlar derken aman aman huzur yakalanmadı. elbette ki her şeyden önce çok zor bir maça çıktığımızı, yine çok da önemli eksiklerimizin olduğunu kabul ederek başlamak zorundayız. içimi sıkan şeyse maç içinde yaşadığımız en bariz sorunların isimsel değil takımsal sorunlar olması, yani taktiksel sıkıntılardan kaynaklı sorunlar yaşamamız. neydi bu sorunlar diye sorabiliriz:

    maçın 8. dakikasında top kayserispor takımında ve onların sahasındayken şiddetli bir baskıya çıktık takım olarak. orta sahamızın ilerisindeki oyuncularımızın tamamına yakının katıldığı bir baskı olmasına rağmen o kadar savruk davrandık, o kadar acemice bir baskı uyguladık ki rakibe, tekrar ediyorum takımın çoğu hareket halinde olmasına rağmen yayla gibi bir boşluk bıraktık sahada. kayserispor takımı da altın tepside sunulmuş korkunç boşluğu geri çevirmeyerek kalemizde pozisyon oluşturdu baskı yemelerine rağmen. baskı pozisyonunda sağ açıkla sol açık arasında bir hiza yok derinlik hiç yok, orta elemanların birisi arkasındaki rakibi bırakmış topa koşuyor arkadaki adam bomboş, ortanın diğer oyuncusu apayrı bir yerde, santra civarı oyuncuları kopuk kalmış, savunma yeterince önde değil ve tankla tüfekle saldırdığın bu anda da topu kazanamıyorsun işin kötüsü asıl bu. doğru baskı bu değil.

    yakın dönemde simeone’nin atletico madrid’i, ranieri’nin leicester city’si ve conte’nin italya’sı bu baskı işini çok iyi yaptı. üç takımın ortak yanı da çift forvetli oynamalarıydı. baskı pozisyonlarında uçtaki ikili araları biraz genişçe olacak şekilde açılırlar –oyunun beklere aktarılmasını önlemeye yarar- , arkadaki oyuncu grubu da artık üç oyuncu mu dört oyuncu mu beş oyuncu mu o formasyona kalmış tıpkı önlerindeki iki oyuncu gibi ip gibi dizilerek organize hareket ederler. dolayısıyla rakip topu kaptırmamak için bin bir şekle girer, sıklıkla birkaç oyuncusu düz hattın arasında kaybolur –insigne orta hatta yer aldığında gerçekten kaybolabilir- ve yüksek oranda da rakip topu kaybeder.

    biz ise bu görüntüye yaklaşamadık bile. yaklaşamazsak da eğer iki uç oyuncuyla oynamayı düşünüyorsak sıkıntılı maçlar yaşarız. neyse, zamanla gelişecektir diye umuyorum ve konuyu geçiyorum.

    12. ve 18. dakikalarda bulduğumuz gollerde takım kimliğini hissettik. devre arası kamp dönemindeki maçlarda bolca bulduğumuz türden goller olması daha anlamlı kıldı olayı. dar alanda, tam olarak ezberlenmiş varyasyon diyemesem de aşinalığın olduğu paslaşmalarla hızlıca sonuca gitmeyi başardık ki gerçekten ligin kalitesinin üzerinde pas akışlarıyla bulduk golleri. bunaysa fatih terim etkisi diyebiliriz ancak zira önceki dönemde bu kadar bariz deyim yerindeyse paket gol bulmamıştık. çalışılmış, düşünülmüş, en önemlisi üzerine düşülmüş bir organizasyon olması teknik direktörümüzün kalitesini de belli ediyor. tekrardan maçı kopartanın da bu artımız olduğunu söylemeden geçmeyelim. şunu da söylemeden geçmeyelim,

    ilk yarıda takım diriyken daha bir net gözüme çarpsa da ikinci yarıda da fazlasıyla devam eden bir sorun vardı ortada. top ne zaman santra ile santranın bizden 15 metre tarafında dolaşsa ya top kaybı yaptık ya da pas bağlantılarımızın tıkanması sonucu baskı yedik. burada fernando ve belhanda’nın yokluklarını hissettik kısacası. topun santradan hücum bölgesine geçiş süresi kısalmasına rağmen yukarıda bahsettiğim alandaki geçiş süresinin eskiye kıyasla uzaması da takımın dengelerini bozdu. her ne olursa olsun belhanda- ndiaye- fernando üçlüsünü korumalı ve iyi yaptığımız rakip yarıya sahaya hızlı geçişi sürdürmeliyiz. hocamız da muhtemelen ileriki maçlarda bu üçlüyü kullanacaktır diye düşünüyorum.

    belhanda’nın önemi: selçuk ilk yarım saatte çok güzel oynamasına rağmen bu zamandan sonra öyle bir koptu ki takım da dağıldı. hele ikinci yarının başlarındaki darmadağın görüntü tüylerimi diken diken etti. işte bu noktada belhanda farkı ortaya çıkıyor. belhanda gününde olmayabilir, etkisiz kalabilir, paslar atamayabilir ancak oyun içi performansı en sabit isimlerden biridir. maçın başında da sonunda da koştuğunu, mücadele ettiğini, oyundan kopmadığını görürsünüz ve dolayısıyla takımın bütünlüğüne de doğrudan etki eder. bölgeler arası geçişlerde bir standart sağlar, maçın hiçbir anında bağlantıların yavaşlamasına neden olmadığı gibi rakibin zaman ilerledikçe düşen temposuna koşu kapasitesiyle üstünlük sağlar. takımının maç ilerledikçe, skor ne olursa olsun rakibine üstünlük kurmasına yardımcı olur. bursaspor maçımız, karabükspor maçımız, göztepe maçımız…

    bir konudan daha bahsedeyim, 75. dakikada kalemizde bir duran top yaşandı. herhalde sezon boyunca en sinirlendiğim anlardan biri oldu. ceza sahasının içinde abartısız 15 kişi var. bizim takımın zannedersem tamamı ceza sahamızın içinde ve havadan süzülerek inen topa rakip futbolcu voleyle vurdu. hani az biraz yetenekli de bir oyuncu olsa orada her türlü fantezik vuruş denemesi yapabilirdi. akıl alır gibi değil… orada rakibe öyle bir boşluk vermek gerçekten akıl alır gibi değil.
  • 376
    fatih terim'in 60-66-70'te 3 oyuncu degistirerek kazandirdigi mac.

    mac plani tuttu, mac icinde olusan negatif oyunu da cevirdi, kac tane kontra da yakaladik, maci kaybedebilecigimiz gibi 5-1 de kazanabilirdik.

    sonucta hoca 3 önemli eksik(maicon, fernando, gomis) ve belhanda'sız kayseri deplasmaninda 3 puan aldi.

    bence cok buyuk is. bu 3 puanla birlikte 27 ocak 2018 osmanli maci 45 bin uzerini gorur.

    resmen onumuz acildi.

    tebrikler takim, tebrikler hoca.
  • 378
    2 gün önce hayırlısı uğurlusuyla yönetim demeye bin şahit boş kümesi değişmiş, hocası resmi 5 maça çıkmış bir takım ve son 4 lig deplasman maçını kaybetmiş bir takım, ikinci devre oynayacağı 9 deplasmanının en zor 3 tanesinden birine çıkan bir takımın daha 35. dakikada maçın fişini çekme şansını elde etmesi çok önemli bir olaydır. aksaklıklara değinecek olursak ki hala çok var, yan toplara bir fatih terim reçetesi yazılmış ama belli ki reçete henüz tam manasıyla yaraya merhem olmamış. takımın fizik gücü ikinci yarının ilk maçı olmasına rağmen düşük. takımın sol beki latovlevici ve sağ stoperi denayer bu takımın oyuncuları değil. latovlevici için ucuz etin yahnisi ve ederi bu diyordum ama bugün topu vermedikleri pozisyon desem hepinizin anlayacağı pozisyonda lato topu taca atamadı, o kadar lakayıt şekilde vurdu ki topa. biz orada adamlar da topu vermedi yiyebilirdik de golü. her pozisyonda ikinci yarı bilhassa sinan da girdikten sonra o kadar çok orta kesildi ki o kanattan kalemize, gol yemememiz bir talih ve orta sahanın boyunu uzatma hamleleri oldu. donk ve tolga bir kaç kez çıkardı kafa ile topu. denayer taraftarımız olarak bize destek sağlayabilir ama stoper mevkisinde yapacağı bir şey yok, kendisinde ısrar etmenin bir manası da... bugün ilk yarıda yaptığı hamle ve alan kontrolü hataları belki de kırmızıya neden olabilirdi. ikinci yarı umut bulut'a kendini ronaldo gibi hissettirircesine tam da kendisine ait yerden kafa vurdurması, köşe vuruşlarında adam alacağına boş boş yerinde sıçraması beni bugün epey sinirlendirdi. bugün mariano da özellikle ikinci yarıda epey aksadı ve beşiktaş maçından sonraki en etkisiz oyununu oynadı. hakem ilk yarıda sarı kartını da es geçti. yanında maicon'un önünde fernando'nun olmaması nedeniyle iletişim sıkıntısı da çekmiş olabilir diyelim. donk bugün savunma yönünde bir kaç iyi hamle yaptı ama hem savunmada hem de hücumda hata da yaptı. donk güvenilip de 11 oynatılamaz. böyle hamle anlarında hoca alabileceği verimi en iyi şekilde almaya çalışacaktır. eren'in bugün gösterdiği performans ile bence transfer ihtiyaçlarımız sol bek transferi, stoper transferi, forvet transferi ve sol açık transferi şeklinde sıralanıyor. en azından sol bek transferi ile galatasaray'ın bugün ilk 25 dakikadaki hali teknik ekip tarafından 70 dakikaya kadar çıkarılır, maddi yönden de sorunları yeni seçilmiş ve çok uzun süre sonra somut olarak görmüş olmayı umduğumuz yönetimimiz çözerse bu takım ipi göğüsleme konusunda sahip olduğu avantajı kesinlikle kullanır.
  • 379
    bazen öyle maçlar olur ki; kazanmak üç puandan öte anlamlar taşır. son dönemde sıkça önemine vurgu yapıldığını gördüğümüz bir tespit var futbolda: ''omurgan iyi oyunculardan kurulu olacak''

    galatasaray'ın sene başında oluşturduğu kadronun omurgasını oluşturan maicon ceza, fernando ve gomis sakatlık, belhanda ise tercih sebebiyle kadroda yoktu. rakip ise hem içerde hem dışarda karşısındaki takıma zorluk çıkartacak kayserispor'du. buraya kadar her şey maç öncesi akıllarda olan ve ekran başına endişe ile oturulmasına sebep olacak doneleri içerisinde barındıran bilgilerdi.

    klişe gibi gözükecek ancak herhangi bir yabancı antrenör bu veriler ışığında galatasaray'ın başında bu karşılaşmaya çıksaydı; bu işin altından kalkması çok ama çok zordu. terim; takımı yeni tanıyor ve kafasındaki oyun anlayışını yeni aşılıyor olsa da kulübü bilmek, karşılık bulacak oyun anlayışının farkında olmak ve ligi tanımak böyle anlarda çok değerli oluyor. buna ek olarak bir de taraftara ve oyunculara verilen güven kısmı var elbette. yıllar ilerleyip, oyuncu karakterleri farklılaşıp, profesyonellik her geçen gün artsa da; motivasyon bu oyunun olmazsa olmazlarından. fatih terim de bunu en iyi becerenlerden olunca ortaya böyle bir tablo çıkıyor işte.

    tüm bu saha dışı faktörlere bir de fatih terim'in oyunu çok iyi okuyuşu, yaptığı değişiklikler ve taktiksel hamleler eklenince kayserispor gibi sert bir deplasmandan galip dönüp, diğer herkese mesaj vermek de mümkün oluyor.

    maç içerisinde birden çok kırılma anı mevcut ancak hocanın kısa sürede art arda yaptığı değişikliklerle rakibin hızını kesmesi, yorulan orta sahaya tolga ile dinamizm getirmesi yoğun baskı yiyen galatasaray'ı, topu yeniden daha fazla kullanır hale getirdi. ''çılgın'' sumudica'nın delilik ve dahilik arasındaki ince çizgide sapunaru-gyan değişikliği ile deliliği seçmesi, galatasaray'a maçı getiren kontrol dışı hamlelerden biri oldu.

    günün sonunda şunu çok net söyleyebiliyoruz; oyuncu isimlerinden ziyade belli bir oyun anlayışına sahip olmak, takım halinde hareket etmek; bu oyun içerisindeki en önemli değerler. takım içerisinde kendini dışlanmış hisseden, değil 11 çıkma; sonradan girme ihtimali bile hemen hemen hiç olan oyuncuların takıma aidiyet duygusu beslemeye başlaması gelecek adına çok önemli. bu tanım içerisinde yer alan isimler artık sorumluluktan kaçmayacak, fırsat geldiğinde elinden gelenin fazlasını verecek, iyi olduğunda bu takımda ona da yer olduğunu bilecek.

    galatasaray'ın bundan sonra kırılma maçlarında da ortaya karakter koyacağını, büyük takım gibi reaksiyon vereceğini ve birlikte hareket etme duygusuyla (takım, taraftar, yönetim) ihtiyaç duyulan o sinerjiyi yaratacağını rahatlıkla dile getirebiliriz.
  • 383
    marius sumudica maç sonundaki eleştirilerinde haklı, üslup olarak yanlıştı. ofsayttan yedikleri bir gol var, maçın bütün akıbetini ve olası senaryosunu bir nebze de olsa değiştirdi. burasına katılıyorum. aynı durum başımıza gelse neler olacağını tahmin ediyorsunuz herhalde.

    ancak yaptığı açıklamalar ve özellikle maç esnasındaki vücut dili çok iticiydi. hele sedyeyi getiren emekçilere olan tavrı çok saygısızcaydı. onlar sizin arkanızı toplayan, oyuncularınıza-oyuncularımıza bir şey olmasın diye orada bulunan insanlar. hiçkimse, orada vazifesi gereği bulunması gereken bir çalışana böyle davranamaz. onlar da eşek değiller herhalde, senin kadar farkındalar ne olup ne bittiğinin.

    zamanında, özellikle ikinci dönemindeki fatih terim tavırlarını hatırlattı bana. ama şöyle bir şey var, fatih terim - o dönemde de haksız olduğunu değiştirmez gerçi - bu hareketlerinin ardından muhakkak ya takımın, ya da kendi şahsi hatalarının da ortaya çıkmasına müsade ederdi. hatırlıyorum, 2003-2004 sezonu, takım tepetaklak gidiyor. hakemler istisnasız bütün derbilerde bizi doğruyor, fırsat buldukça da diğer görece basit anadolu takımlarıyla oynanan maçlarda da etkisini gösteriyorlardı. fatih terim de çıkıp veryansın eder halde, elbette kuyruğuna basıldığı için üzüntü ve kızgınlığını da, hatta belki de abartılı olacak şekilde de ifade ediyordu. (yanlış olan kısım bu abartılı durum)

    ama ben fatih terim'de şunu hiç görmedim; hiçbir zaman takımının ve teknik direktör olarak kendi payını gizlemedi. bu açıklamalarda muhakkak, ama muhakkak "biz zaten problemliyiz", "kendi yapmamız gereken vazifelerimizi de yapamadık", "bizim de oyuna ortak olmamız gerekirdi ama..." diye başlayan ve sorumluluğunu alan bir yapısı vardı. bunların üzerine de basa basa söylerdi yani, üç beş kelam edilerek geçiştirerek değil.

    gerçi zaten seneler geçtikçe hocanın çok daha olgunlaştığını, bu eski yapısından da kurtulmaya çalıştığını görmek sevindirici. hata yapmak, yanlış şeyler söylemek mühim değil, tabi ki hatanızı anlamanız kaydıyla. fatih terim bile olsanız hata yapabiliyorsunuz. gazi mustafa kemal atatürk bile hatasız değildi, bizler kimiz?

    insanlar bunu ayırt edemiyor işte.

    netice olarak 2017-2018 sezonunda belki de şimdiye dek kazandığımız en zor deplasmandı. daha da zorlarını benzer neticelerle tamamlamak dileğiyle.
  • 385
    maçı bu zor şartlar altında kazanmak tabi ki muazzam oldu ama en çok sevindiğim ve ilerde bu maçta ne olmuş diye baktığımda hatırlamak istediğim son dakikada sakatlık nedeniyle taca attığımız topu kayserispor'un bize vermeyerek gol atmaya çalışması ve o atağın takibinde gol yemesi oldu. böyle ilahi adalet tecellilerine bayılıyorum, hastasıyım.
  • 387
    galatasaray'in 2-0 önde olsa dahi ne kadar kirilgan bir takim oldugunu ve kadrosunun nasil dengesiz oldugunu bir kere daha gosteren maç oldu. tamam eksikler vardi vs ama kayserispor ikinci devre 2-0'dan 4-2 yapsa kimse sasirmazdi. atamadilar. muslera yemedi. egrisi dogrusuna denk geldi ve maci kazandik.

    muslera: sezonun en iyi performansini sergiledi sanirim. 3 puanda aslan payi onundu.
    mariano: ilk devre takimin hucum gucunde cok etkiliydi. ikinci yari ise cok zorlandi. zorlanmasinin temel sebebi sag stoperin bir stoper olmamasi, felaket bir savunmaci olan denayer olmasiydi. nasil bir ara sabri ile sag stoperimiz arasina atilan her top gol pozisyonu yaratiyorduysa, bu sefer de denayer yuzunden ayni sey oldu.
    denayer: yazip sinirlenmek istemiyorum. bu adam stoper falan degil. ilk yari hakeme dua etsin. hicbir kafa topuna cikamayan, yukseldiginde kollarini kaleci gibi acip penalti arayan bir garip insan.
    serdar aziz: takimin vasat ustundeki isimlerindendi. fakat her yere dustugunde simdi sictik, yine sakatlanacak duygusunu verdigi icin guvenmek zor.
    latovlevici: macin basinda beni en cok sasirtan isimlerdendi. kayseri'nin onun kanadini maden gibi islemesini bekliyordum. nitekim onlar da zorlamaya calisti ama ust uste iyi mudahaleler yaparak kayseri'ye gidip bizim sag kanatta oynayin, orada denayer var dedi. iyi miydi? hayir. fakat beklenti sifira yakin olunca ayakta kalmasi bile adami lizarazu gibi gosteriyor.
    yasin: verilen sansi iyi kullanamadi. surekli kendini yere birakmasi vs ile rakip tribunlerin sinirini bozdu. 70 dakika sabredilmesi guctu.
    selçuk: ilk yari gorevini yerine getirdi ama ikinci yari uzerimize dalga dalga gelen kayseri karsisinda ne rakip karsilayabildi, ne top tutabildi. cikmasi dogruydu.
    ndiaye: kendisinden beklentilere gore vasat alti oynadi.
    rodrigues: galatasaray adina sahanin en iyilerindendi. atti, attirdi ama hepsinden onemlisi surekli arandi. savunmaya yardimi tek eksigiydi.
    feghouli: ilk devre resmen takimi yonetti. ikinci yari ise fiziksel olarak surunecek durumdaydi. 60. dakikada kementi yedi.
    eren: kendisine hiç inanmayan, hic begenmeyen biriyim ama cidden iyi oynadi. attigi goller icin demiyorum bunu. girdigi ikili mucadeleler ve hirsi icin diyorum.
    tolga: 60'da sofyan yerine girdi. direnc ve hareket getirdi. duran toplari kullanmasi ise kotu bir sakaydi.
    donk: 66'da oyuna girerken herkes "nooluyor lan" demistir sanirim. fakat sasirtici duzeyde iyi is cikardi. elbette yine tehlikeli yerden serbest vurus falan yaptirdi ama sinan'a verdigi bir gol pasi vardi ki, muazzamdi. çöp degilim dedi.
    sinan: 70'de girdi, 3 net gol pozisyonundan yararlanamadi. fakat esas korkunc olani, 70'de oyuna giren bir oyuncu olarak iki metre onune dusen bir topa mudahale etmeye usenmesi ve kayseri'nin kontrasina sebebiyet vermesiydi. sen kimsin lan? kimsin olm sen? it gibi kosacaksin, gotun cikacak o top icin. yiyeceksin o topu. sen kimsin de kosmuyorsun?

    takim çok eksik. sol bek allahlik, denayer gibi bir el bombasi var ve yedek forvet, eren ne yaparsa yapsin, sorunlu. bunlari bir kere daha gorduk.
  • 389
    etkisinden uzun süre kurtulamayacağım bir maç sanırım. bunun futbolla falan alakası yok aslında. olay bambaşka.

    dün akşam işten çıktım, tek amacım eve gidip bu maçı izlemekti. oturdum ilk yarıyı izledim, devre arasında sesini kıstım televizyonun. o arada içim geçmiş uyuyakalmışım. bir ara gözlerimi açtım, rodrigues'in gol sevincini gördüğümü hatırlıyorum, tekrar dalmışım.

    pek rüya gören bir insan değilim. toplasanız yılda 1-2 defa gördüğüm rüyayı hatırlarım. ama dün gece o koltukta çok eski bir hikayeyle karşılaştım yıllar sonra. senelerdir ne yüzünü gördüğüm, ne de sesini duyduğum birini gördüm hiç sebepsiz. daha doğrusu sebepsiz değil de, aklımda yokken diyelim. en son 14 aralıkta, doğum gününde hatırlamıştım yine. her neyse, detayları anlatıp anlayan biri yorumlasın demeyeceğim. yalnız seneler sonra kanlı canlı yüzünü gördüm. sesini duydum, elini tuttum ve hatta sarıldım. o kadar gerçek, o kadar sıcaktı ki...

    sonra tekrar uyandım. maç sonuydu bu sefer de. doğruldum boş boş ekrana baktım. maçın sonucu ne oldu bilmiyordum, ekranda gördüklerimi de hatırlamıyorum açıkçası. sadece maç sonu olduğunu biliyorum o kadar.

    kalktım, bilgisayarımın başına geçtim. biraz eskileri kurcalayıp fotoğrafları buldum. senelerdir bakmamıştım belki. işin daha da kötüsü, rüyamda gördüğümle, fotoğraftakiler iki farklı insan gibiydi. ama o'ydu işte gördüğüm, konuştuğum, elini tuttuğum, sarıldığım.

    bunları niye buraya yazıyorum diye küfür etmeyin şimdi bana. bu saatten sonra bu maç benim için budur. bu rüyayı her hatırladığımda bu maçı da hatırlayacağım ben. o değil de, akşam o koltuktan kalktığımdan beri uyumadım henüz. artık dış dünyayla ilgili algılarım da kapanmak üzere sanırım. ölü balık gibi bakıyorum.

    az önce de aklıma dağ 2 filminden şu sahne geldi:

    https://www.youtube.com/...re=youtu.be&t=56

    bekir haklı. kimseyi unutmuyoruz, sırtımızda taşıyoruz herkesi, her şeyi... ve hayal olarak hatırlıyoruz. yüzünü unutuyoruz belki ama onları hiç unutmuyoruz.

    bunu okuyup da "ne alaka amk" diyecek arkadaşlar; kusura bakmayın bu seferlik be.