• 437
    birazdan yazacaklarımın tamamı şahsi fikrim.
    kimseyle tartışmak, kavga etmek gibi bir niyetim yok. buradaki herkes gibi gelip bir şeyler karalayıp, hayatın akışına kendimizi bırakıyoruz. bazılarımız için kaçış, bazılarımız için olmazsa olmaz...

    inanın kimsenin kimseyi kırmasına bile değmeyecek şeyler bunlar.
    meşhur "millet aç aç" karikatürünü aklınıza getirin, futbol böyle bir yerde bir afyon. bir kaçış, bir hayal, rüya.. ne derseniz deyin, ne isterseniz isteyin, bu işten anlayan veya anlamayan, liyakatın sınırlarını zorlamış yada torpilli biri gelecek ve o ne diyorsa o olacak!

    ben küçükken sarı bir tişörtüm vardı.
    annem kırmızı bir kumaştan 9 numara dikmişti arkasına. her gün yıkanırdı o tişört. mahale aralarında, çakıl zeminlerde rövaşata dener, kolumuzu, bacağımızı yaralardık. o günlüğün masumluğu yok artık.

    "bu oyun arsada güzel borsada değil" diyen metin abiye hak veriyorum.
    taraftarlık olgusunu alıp, kapitalist düzende birer müşteriye dönüştürdüler. forma alacaksın, kombine alacaksın, atkı alacaksın... alacaksında alacaksın...

    peki ne alıyoruz karşılığında?
    uzun zamandır bunu düşünüyorum... bir hafta boyunca bunu düşündüm ve kazandığımız bir maç sonrasında fark ettim ki biz mutluluk satın alıyoruz. bir kaç saatliğine bazen bir gün, derbi kazanmışsak bir hafta mutluluk satın alıyoruz. satında almıyoruz aslında kiralıyoruz. futbol böyle bir oyun...

    transfer dönemleri her zaman çetin geçer.
    gelenler, gidenler, elden kaçanlar... hiç kimseyi tam olarak mutlu edemezsin. o arkasında kırmızı kumaştan 9 numara yazan çocuk büyüdüğünde oyuna farklı bakmaya başladı.. transferler eskiden hep mutlu ederdi beni. takıma katılan yeni bir oyuncu, adı, sanı ne olursa olsun artık galatasaray'lıydı. desteklemek için yeterli sebepti ama ben o zaman hem çocuktum hemde taraftar. henüz müşteri değildim. hepatu vardı o zaman. çok istediğim bir parçalı doğum günümde oradan hediye edilmişti ama ben o sarı tişörtü daha çok seviyordum. çünkü üzerinde annemin emeği, benim ter'im vardı ...

    ignorance is bliss

    ne yazık ki artık hiç bir şey eskisi gibi değil...

    bir zamanlar yani 1996'dan sonra şampiyonlar ligini kazanabileceğimize olan inancım tamdı. bir gün -ki bu çok uzun değildi. 10 yıl içinde mutlaka kazanacaktık. günler geçtikçe, herkes ileri giderken biz geri gittik.

    ekol olmak, jenerasyonlara bağlı kalmadan her daim başarılı olmaktır.
    bizim gibi ülkeler ise jenerasyonlara bağlıdır. yetenekli bir oyuncu grubu bir yerde hasbelkader toplanır ve onun ekmeğini yer... danimarka, isveç, türkiye, izlanda vb. bir çok takım sayabilirim...

    1998 şampiyonluğu öncesi fransa sporda eğitim reformu ile yakaladığı tigana'lı, platini'li o altın kadrodan sonra jenerasyona bağlı kalmadan ekol olmak için seçtiği yol onu 1998'den sonra en büyüklerden biri yaptı. ispanya 1992 olimpiyatlarını almasıyla başlayan dönemde yaptığı sporda eğitim reformu ile her turnuvanın sürpriz favorisi olmaktan çıkıp gerçek favorilerden biri oldu... eğitim, doğru teknik direktör ile dünya şampiyonu olunabildiğini gösterdi bu iki ülke ve eğitime devam etti... sonunda yine kazanan onlar oldu.

    ben onları izlerken her zaman gıpta ettim.
    ispanya'nın fernando hierro, raul gonzalez, fernando morientes, luis enrique, pep guardiola, mendieta'lı o kadrosu 1998'da gruptan çıkmamıştı. o günleri 10 yıl sonra hatırladığımda 2008'de ispanya takımı şampiyon olurken belki 1998'deki kadro kadar şaşalı değildi ama çok şahaneydiler. o gün anladığım bir şey varsa her şey isim değil. doğru oyun düzeni ve taktikler.. her şey taktiklerde bitiyor aslında.

    "eğer düşmanlarını tanıyorsan ve kendini biliyorsan, tek birini dahi kaybetmeden yüzlerce savaş kazanabilirsin."

    sun tzu

    bu sözü son zamanlarda çok sık duyuyorum.
    sanırım asıl sorunun bu olduğunu düşündüğüm için sık sık karşıma çıkıyor veya ben algıda seçicilik yapıyorum. bizim kazanamama sebebimiz rakibimizi tanımamız değil -bazen tek sebep o- kendimizi tanımamamız. olmayacak şeyler düşlemek.. kişisel gelişim kitabı gibi "evrene" mesajımızı gönderiyoruz göndermesine ama evrenin bize cevap verme şekli pek hoş değil.

    kendimizi dev aynasında görmeyi bırakmamız gerek.
    johan cruyff'un "ben hiç bir çanta dolusu paranın gol attığını görmedim" demişti.. bir nebze haklı bir söylem bu. bir galacticos'u yenmek için paradan fazlasına ihtiyacınız var. paradan daha değerli şey "eğitimdir".. yani bizde olmayan bir şey. buna rağmen dünyanın en iyi, en doğru, en harika altyapı eğitimini veren bir ülkeymişiz gibi her şeye talip oluyoruz. gerçekçilik?? 0(sıfır).. sporda dünyaya gerçekler üzerinden bakamazsanız yok olmaya mahkumsunuz. çünkü her an, her gün, her saniye değişen bir dünyada hiç bir şey dün nasılsa öyle kalmıyor. biz ise çağa ayak uyduramıyoruz.

    3 büyükler olarak övünen ama toplam borcu 10 milyar tl'nin üzerinde olan hayatta kalmak için tek şansını kullanmak yerine hala ama hala bildiğini okuyan, bu yüzden de hiç bir zaman düzelmeyecek olan kulüpler bunlar.

    dünya 3'e ayrıldı.
    1) zenginler
    2) yetiştiriciler
    3) scouting.

    bu 3 kulüpten birisin.
    hatta iki ve üçü bir arada yaparsan kralsın.
    ajax.. genk... vb.

    peki biz ne yapıyoruz?
    boş hayallerin peşinden koşuyoruz. bulunduğumuz yeri hatırlatmak isterim. son 25 avrupa maçından sadece 2'sini kazanmış bir takımız biz. bunu yaşarken kadronda drogba'da vardı, sneijder'de vardı, melo'da vardı, telles'de vardı, burak'da vardı. yani takım bebelerden değil aksine bugün olması gerektiği düşünülen tam tamına babalardan oluşuyordu. sonuç?

    geçen sezon grupta küme düşmekten zor kurtulan schalke, idare eder bir porto ve bir sezon önce çılgın atan ama yaşlı bir kadro olmasından dolayı belli bir dakikadan sonra yok olan lokomotiv.. biz bu gruptan çıkamadık... forvet alamamakta aslında bir yerde scouting başarısızlığıdır...

    bugünde gündeme josef de souza geliyorsa, kayserispor'un daha yeni bonservisini aldığı mensah konuşuluyorsa vay halimize..

    udinese, piotr zielinski'yi lubin ii'den alıp neredeyse adam akıllı oynatmadan 40 milyon euro'ya napoli'ye sattı. klopp aylarca istedi onu. alamayınca wijnaldum'u aldı yerine... bizim gibi takımları yapacağı şey bu. hamed jr. 9 milyon euro ödeyemeyiz biz. ya da luis diaz'a 8 milyon veremeyiz. bizim yapacağımız transferler böyle olamaz ne yazık ki! biz david okereke 8 milyon olmadan önce araya girmeliyiz. bunun için oyunu iyi bilmemiz şart..

    bugün fernando gittiği gibi 25 yaş altı bir oyuncuyu 2 milyon €'ya kadroya kattığımızın açıklaması gerekiyordu.
    mesela vaclav cerny sadece 750 bin euro'ya ajax'tan, fc utrecht'te gitti. 21 yaşında geçen sezon 10 gol 12 asist yapmış biriydi üstelik. joachim andersen geçen sezon sampdoria onu twente'den 1,5 milyon euro'ya aldı. bugün lyon'a 25 milyon euro'ya sattı.. acaba her yere bakamıyor muyuz? database'i ile övünülen oyuncu havuzumuzda kimler var? 6 yıllık başarısızlığı marcao ile örtemezsiniz.

    şimdi acı gerçeğe geleyim.
    seri'nin oynadığı takımları sıralayıp "biz hepsinden büyüğüz" demek kendini kandırmaktan başka bir şey değil. biz büyük değiliz. bir dönem avrupada başarılı olmuş, kendi liginin en iyisiyiz. celtic'te şampiyon kulüpler kupası var o bu kadar gerim gerim gerilmiyordur, hava atmıyordur. steaua bükreş'in bile var... sende onlardan birisin. futbol değişti, sen değiştin, çelik'te değişti...

    bugün genk 8 milyon euro verip oyuncu alabiliyor.
    çünkü geçen sene isveç'ten aldıkları joseph aidoo'yu celta'ya 8 milyona satabiliyor. yine çünkü geçen sene jhon lucumí'yi aldı. aidoo'nun gidişi için kendini hazırladı.. biz ise fernando gitti diye ağıtlar yakıyoruz... geçen sezon başında cristian romero'yu almıştı genoa. juventus'a 25 milyon €'ya okuttu bir sezon sonra. genoa romero'yu 1,5 milyon €'ya almıştı. genoa yahu... biz ondan daha büyük değil miyiz?

    bunlar aklıma ilk gelen örnekler.
    fernando gelmiş 12,5 milyon € para ödemişiz. bonuslarla birlikte 6,5 neredeyse bonservisi tutmuş, 3.3'de iki senedir maaş ödüyorsun, 4,5 milyon €'ya gittiği için seviniyorsun... işte bu yüzden batıyor kulüpler. işte bu yüzden bugün devlet eliyle yapılandırmaya gidiyorsun. geri dönüşü olmayan para veriyorsun. maaş yükün bir hayli fazla.. 35 milyon € gelir elde ediyorsun sıfır çeksen bile şampiyonlar liginde.. peki ya şampiyonlar ligine gidemezsen?

    işte fernando gibi oyunculara verilen bu yüklü maaşlar tamamen bir kumarın ürünü.
    maaş yükün oyuncu iyide olsa, kötüde olsa senin omuzlarında. bu takımın şampiyonlar ligi olmazsa maaş ödemek için bir b planı olmalı. o gelir geldiği gibi gidiyor. ama tabi sorarsan şampiyonlar ligi var..

    acı gerçek demiştim, son 25 avrupa maçı... 2 galibiyet. 4. torba takımıyız biz. yapabileceklerimiz sınırlı ve kısıtlı. bundan bir kaç yıl sonra 10. sırayı kaybettiğimizde uefa'da, şampiyonlar ligine direkt gidemeyen bir şampiyonumuz olduğunda yani ne demek istediğim daha iyi anlaşılacak. o zaman bugün yapılmayan yapılacak.

    o zaman "ama biz şampiyonlar ligi takımıyız, bu adam bizim seviyemizde değil" dersiniz bol bol...

    şuraya seviyemiz hakkında bir dip not düşeyim..
    avrupa'da 25 maç 2 galibiyet, 4. torba takımı...
    türkiye'de deplasmanda yabancı sınırı kalktığı andan itibaren 68 maçın sadece 28'ini kazanmış bir takım...

    mensah'a filan burun bükerken bu istatistik aklınızda kalsın.
    sonra biz fulham'dan daha büyük değil miyiz dersiniz?! bir oyuncu sizinle fulham (epl'de yer alan fulham ile) arasında kalsa fulham'ı seçer. ligin durumu ortada, yayıncı kuruluş kaçmanın derdinde, insanlar adalete susamış durumda... tüm bunlar birleşince hala isim gelsin, şampiyonlar ligi var demek bugüne kadar yapılmış tüm yanlış işleri desteklemektir.

    eğer sizin sisteminiz iyiyse 150 bin euroluk oyuncuda pırıl pırıl parlar ki 23 yaşın altındaki hiç bir oyuncu sana zarar ettirmez. ben hep bunu bilir bunu söylerim... ayrıca, biz liverpool, city, real, barca gibi değiliz. onları bırak genk, brugge, hatta sassuolo bile değiliz. biz scouting'i 4-5 milyon €'lara yapamayız... bizim çapımız belli.. şampiyonlar ligi oyuncağı elimizden alınınca o çap dahada belirginleşecek. ve biz, bir zamanlar dünyanın en iyi takımı olabilmiş, mazisi büyük ama kendisi küçük sıradan bir uefa takımı olacağız. hepsi bu!!
  • 438
    tam bir garabete sahne olan dönemdir. bir menajerlik şirketi elindeki futbolcuları sırayla büyük kulüplere öneriyor, bu kulüplerin ortaklaşa ilgilendiği futbolcular olursa da medyaya malzeme çıkıyor. üstüne üstlük futbolcu kalmamış gibi, ülkemizde geçmişte oynamış olan futbolcuları da rakibine çalım atma mantığı ile transfer etmeye çalışıyorlar. ya kulüp yöneticileri bu işten haz alıyorlar ya da birileri kulüplerden transfer adı altında çıkacak paranın yönünü belirlemek için her şeyi yapıyor. abi ne demek ndiaye, rodriguez, onyekuru gibi adamların fenerle anılması? ya da josef de souza'nin bizimle anılması, bir sacmaliktir sürüp gidiyor.
  • 439
    basında çıkan haberlerin hiçbirine inanmadığım sezon. muhtemelen habersizlikten ne yazacaklarını şaşırdılar.

    dönüyor dolaşıyor josef, mensah, bilmem kim. yani dünyada hiç futbolcu kalmamış gibi süper ligde kimi tanıyorlarsa o takımdan o takıma döndürüp duruyorlar.

    yok eğer bu isimler gerçekse o zaman tam bir felaket. tam scouting biraz işlemeye başladı, bir yola girdik derken yine en başa dönmüş oluruz.

    yani artık şu türk takımları ile transfer işine girmenin zarardan başka bir şey olmadığını öğrenemediysek yuh bize. yahu dünyada topçu mu kalmadı? çıkın bir etrafa bakın.

    ben yine de bu haberlerin yalan olduğuna inanıyorum. girdiğimiz doğru yoldan geri adım atmayız, atmamalıyız.

    ama yönetimin uzman transfer komitesi oluşturmamadaki ısrarı, bunu sorun olarak görmemesi artık bizi zorluyor.
  • 440
    "ucuz oyuncu alalım, genç oyuncu alalım" mantığının bizim için geçerli olmadığı sezondur. yurtdışında ucuz, yetenekli ve gelecek vaat eden futbolcuların bonservisleri çift hanelerde. genk dediğimiz takım, ianis hagi için 10 milyon € bonservis verdi. ianis hagi için. gheorghe hagi değil. oğlu için. daha hiçbir şey ispatlamamış, genç bir rumen oyuncu için. bunu biz yapsak ortalık yıkılır. ben açıkçası fatih terim'in bir video da bu konu hakkında çekmesini istiyorum. kibarca "sevgili arkadaşlar, sizin güttüğünüz koyun kadar benim öptüğüm çoban var" demeli bence hoca. çünkü herkes bol keseden fikir belirtiyor. elbette fikir belirtmek serbest. ama bazen fikirlerin temeli post-truth durumlara dayanıyor.

    çift haneli ya da en azından 6-7 milyon €'lara yapamadığın scouting artık scouting değil. daha doğrusu ilk 11 için değil. bu tip oyuncuları altyapıya alacaksın. 4-5 tane. orada 1 sene oynatıp bakacaksın. iyi olanı da kadroya alacaksın.

    yoksa 1-2 milyon € bile vermekten imtina edip aldığın genç oyuncuyu, hele hele yabancı sınırı varken, kadron hala eksikken alırsan burada lime lime ederler. hayal kuruyor herkes. bruma, henry hatta marcao ve luyindama bile; bu adamlar için neler denmedi ki? hala deniyor. 2-3 maç kaybedelim marcao ve luyindama için yine servetler havada uçuşacak.

    genç oyuncu konusunda çok gereksiz bir ısrar var. bir takımın 11'i için 3 bilemediniz 4 genç oyuncu koyabilirsiniz. gerisini yapamazsınız. bunu yapan örnek çok az. onlar da al-sat yapmıyorlar. altyapıdan oyuncu koyuyorlar. kulübün, ülkenin, sistemin yapısına adapte edip; iyi olanı sahaya sürüyorlar. yani orada sadece transfer sürecinde değil aynı zamanda kadroya seçilim sürecinde de bir eleme oluyor. elenenleri biz hiç görmüyoruz. başarılı olanları görüyoruz ve zannediyoruz ki genç oyuncu alınca başarılı olacak. bunun garantisi yok. oranı oldukça düşük hatta.

    scouting'in sadece genç oyuncu avcılığı olarak dillendirilmesi ya bilgisizlik ya da biraz konuyu saptırmak diye düşünüyorum. evet, scoutlar genç oyuncu takip eder. ama scouting işi "doğru oyuncu"yu bulma işidir. takımın neye ihtiyacı var? ne kadar parası var? ne kadar sabrı var? beklentisi ne?bahsedilen oyuncu(lar) bu beklentilere ne kadar uyuyor? yani burada genç oyuncu sadece bir beklenti olabilir. bu yüzden buna scouting yerine genç oyuncu fetişizmi diyorum ben. dünyanın en muhteşem scoutları bile genç oyuncu konusunda bu kadar obsesif değildir muhtemelen.

    scouting'in işi işlenmemiş adamı bulmak değildir. teknik heyet kendisinden işlenmemiş adam bulmasını isterse bu konuda bir çalışma yapar. ancak scouting'i genç oyuncu avcılığına indirgemek fazlaca haksızlıktır.

    ben hep aynı şeyi söylüyorum: doğru oyuncuya doğru para verilmelidir. oyuncunun gençliği, yaşlılığı bunlar hep afaki konular. doğru oyuncuya doğru bonservis, doğru yıllık ücret verir, üstüne de doğru düzgün bir sözleşme yaparsanız çoğunlukla zarar etmezsiniz. yani araştırmanız gereken oyuncunun yaşı değil takımınızın ihtiyaçları, mali gücü ve oyuncunun bu ihtiyaçlara ne kadar cevap vereceği, bunun karşılığında ne kadar ücret isteyeceğidir. tekrar ediyorum burada oyuncunun ismi, yaşı, milliyeti vb. gibi konuların hiçbir önemi yok. doğru oyuncuyu bulduysanız, doğru ücreti verdiyseniz ve sözleşmesini doğru şekilde yaptıysanız hiçbir sorun yoktur.

    işte scouting burada devreye giriyor. yukarıda da bahsettim. scouting, doğru oyuncuyu bulma işidir. sadece yetenek olarak değil, ücret, yaşam tarzı, insani ilişkileri, gelecek beklentileri vb. gibi konularda, kulübün ihtiyacı olan oyuncuyu bulma işidir.

    bu konuda çok mu doğru işler yapıyoruz? bu ayrı bir tartışma konusu. doğrular da var, yanlışlar da. ama gerçeklerden sapmış değiliz. kim ne ders desin, galatasaray, fenerbahçe ya da beşiktaş gibi kulüplerin "biz 5 sene genç oyuncu alacağız, düşük maliyetle takım kuracağız ve oyuncu satacağız" deme şansı yoktur. yoktur yani. "ama olsundu" demenin de bir manası yok. uzun uzun bunun nedenlerini sosyo-kültürel yapıdan tutup da türk lirasının değerine kadar geniş bir skalada anlatabilirim. ama gerek de yok bana göre.
  • 441
    (bkz: #2700049)

    ihtiyaç listemize fernando'nun gidişiyle 6 numaranın da eklendiği transfer dönemi.

    4.5m, 2 sene yararlandığımız, 32 yaşında ve de sözleşmesinin son senesinde olan bir oyuncu için oldukça makul bir para; tabii gönül isterdi 5.5m olsun 6.5 olsun 7.5m olsun ama maalesef bu şartlarda bir transferi hiçbir ispanyol kulübü o meblağlara yapmaz, yapacak başka ülkelerin takımları var tabii ama sanırım bizim oralarla pek bağlantımız yok ya da oyuncunun tercihi o yönde değil.

    ayrıca çok sık görüyorum fernando'nun bize 2 senelik maliyetini, sattığımız fiyatla kıyaslayıp zararda olduğumuz yazılıyor çiziliyor... öncelikle amortisman denen bir şey var; sonuçta biz bu adamı aldık, kendisinden faydalandık... o da bir yandan yaşlandı, sakatlandı, düştü - kalktı vb. şimdi de elimizden çıkarıyoruz, araba gibi bir nevi km'si ilerledi... özetle arada fark olması gayet normal sonuçta artık kariyerinin son döneminlerine girmiş bir futbolcudan bahsediyoruz 3'e 5'e bakmanın çok da gereği yok.
  • 443
    haftasonu itibariyla ihtiyaç listemizi yazayim ki önümüzdeki dönemlere referans olsun:
    *yedek iki veya üçüncü kaleci
    *yedek stoper
    *yedek veya donk'u yedek birakacak fernando yerine defansif orta saha
    *merkez orta saha + bir yedek merkez orta saha
    *kanat (şaka)
    *diagne ve mitro'nun akibetine göre en az bir santrfor.
  • 444
    bir şey olsa da 2 gün sonra tüm transferler bitti deseler. en sevmediğim söz ise “galatasaray’da transfer bitmez.”
    kardeş transfer bitsin ya niye bitmesin? transfer bitsin de gözlem bitmesin mesela.
    yazılacak çok şey var ama malum daha transferler bitmediği için biraz daha bekleyeceğim dönemdir.
    ben hocaya da yönetime de güveniyorum, takımımız için en iyi, finans olarak en iyi oyuncuları alacaklardır.
  • 445
    geç kaldığımızı düşündüğüm dönem.

    babel dışında ilk 11 için hamle yapamadığımız gibi üstüne fernando’yu da sevilla’ya verdik. fernando’dan gelen luyindama’nın kalan bonservisine gitti sanırım. al sat durumunda dengede gibiyiz. nasıl kaynak yaratıp kalan eksikleri çözeceğiz bilmiyorum.

    6 numara yok, 8 numara yok (alternatifi bile yok içi geçmiş selçuk’u saymazsak), diagne ile olmayacak ama onun durumu da belli değil. stoper yedeğimiz yok.

    diagne satılırsa hem forvet hem iki orta(6,8) nasıl alacağız bilmiyorum. belki onyekuru tekrar kiralanır babel forvete çekilir. kafamın karışık olduğu dönem. *
  • 447
    mümkün olduğunca kiralık futbolcudan yana takdir kullanılmaması gerektiğine inandığım transfer dönemi.

    bunu 2018/19 transfer döneminde de yazmıştım.

    özellikle bizim durumumuzda, yani uefa ile al sat dengesi anlaşması yapan takımlar için kiralık futbolcu transferi risk oluyor. bana kalırsa defolu bir transfer türü.

    neden?

    mesela 2018/19 sezonuna girerken kadromuza premier league'den iki kiralık futbolcu kattık. ilk etapta ndiaye orta sahamızda ilk on bir olarak görülürken, onyekuru rotasyonda kullanılacak futbolcu olarak görülüyordu. rodrigues'in devre arasında gitmesinden sonra ilk on bire yerleşti. sezon sonuna geldiğimizde, takımımıza iyisiyle kötüsüyle verdikleriyle takımlarına geri döndüler.

    biz sezona, bu oyunculardan hiçbir kaynak kazanamadık doğal olarak. karşılığında (belki şampiyonluğa katkılarından bahsedilebilir ama al sat dengesinde diğer sezonu konuşuyoruz şimdilik) 2 transfer yapmak zorunluluğu doğdu.

    yani bu 2 boşluğu doldurmak için 1 futbolcu satmak zorundayız. ki futbolcu da büyük ihtimal yine ilk on birinizden olacak. kısacası sezona 3 transfer (4 hamle: 1 futbolcu satışı ki o da yeterli olursa ve 3 futbolcu alımı) ile başlamanız garanti.

    tabii ki, futbolcu satışı gerçekleştirmeden transfer yapabilirsiniz. bonservisi elinde olan futbolculara yönelerek. ryan babel örneğinde olduğu gibi.

    bunun dezavantajı ne peki? bonservisi elinde olan futbolcular, özellikle türkiye süper ligine geleceklerse yaşları biraz fazla oluyor, ve son sözleşmelerini kovalıyorlar. yani takımınızın yaşı yükselmiş oluyor. bu günümüzde pek önemli değil. fakat bu futbolculardan da parasal bir kaynak alabileceğiniz şüpheli.

    oysa hem kiralık futbolculara hem de bonservisi elinde olan futbolculara kaynak harcıyorsunuz. hem parasal hem de zamansal olarak. özellikle sizin oyuncunuz olmayan bir futbolcuya harcadığınız 1 sezon hele al sat dengesinde çok önemli.

    diyebilirsiniz ki anlaşmanın 1 senesini kazasız belasız atlatıyorsun işte. doğru. peki anlaşma bittiğinde ne olacak? elimizde herhangi bir kaynağımız kalacak mı? yoksa anlaşmayı atlattığımıza göre istediğimiz kadar harcarız raconunun gereğini mi yapacağız?

    mesela şu an orta sahamız boş. ndiaye kiralıktı takımına döndü. fernando'yu sattık. ve hâlâ eksideyiz. 1 oyuncu daha satmak zorundayız, bu iki futbolcunun yerini doldurmak için. ki sattığımız futbolcunun yerini doldurmak zorunda kalmamız da cabası.

    ve bu her sezon sonunda aritmatik olarak artacak.

    mesela onyekuru'yu hem kaybediyorsun, hem yerine adam koymak zorunda kalıyorsun, hem de bunun için kaynak yaratmak durumunda kalıyorsun. hamle için zaman kaybediyorsun. bu zamanda insan kaynaklarını kullanıyorsun. vesaire vesaire.

    özellikle genç, pişmesi beklenen futbolcularda kiralık formülüne ben tamamen karşıyım. ama neyse...

    kiralık formülündeki risk nasıl azaltılır?

    bana göre, ne vereceği belli, tecrübeli, takımı bir üst seviyeye çıkaracak ama bonservisini karşılayamadığın bir futbolcu bulabiliyorsan.

    sözgelimi ne onyekuru ne de ndiaye böyle futbolcular değildi.

    neden sürekli onyekuru'dan bahsediyorum? çünkü onyekuru'ya vakfettiğimiz 1 sezonluk kaynağı bonservisli futbolcumuza harcasaydık (rodrigues gibi) elimizde transfer sezonunda 1 hamle opsiyonumuz daha olurdu. bizim ligimizde göze en çok çarpan ve reklamını yapabilen mevkiler genellikle kanat/kanat forvetler. iddia ediyorum, yatırımı en kolay karşılayabileceğiniz pozisyon da yine kanat/kanat forvet pozisyonu. sezon içinde bazı kaynaklarınızı bu mevkilere harcadığınızda karşılığını bonservis olarak görebilirsiniz. ligde bonservis getirebilecek/getirmiş futbolculara baktığınızda, zaten belli oluyor bu durum. en azından stoper, orta saha veya bek yetiştirmek ve pazarlamak kadar zor değil. biraz performans alabilirseniz istatistiğe yansıyor çünkü. neyse bunu konuşmak istemiyordum.

    kısacası kiralık futbolcu sıkıntı. çok fazla kiralık futbolcu dedikodusu çıkmaması içimi ferahlatmıyor değil. gelgelelim henry onyekuru'yu yeniden kiralayacağımız konuşuluyor ya, o biraz canımı sıkmıyor değil. yanlış anlaşılmasın, henry onyekuru'ya değil tavrım, kiralık olmasına.
  • 449
    geçen yaz transfer sezonu kapandığın saniyelerdeki hislerimi anında sözlüğe yazmıştım ki etkisi de o denli çok olsun diye. aradan geçen 10.5 aylık süreçte hislerim de gram oynama olmadığını bu akşam bir kere daha anladım. ve eğer ki aynı hisleri transfer sezonu kapanırken yeniden bana yaşatırsa bu yönetim, en büyük düşmanları ben olurum. artık yeter. bütün yükü hocanın omuzlarına atıp hiçbir varlık gösterememelerinden bıktım. ya işini profesyonel şekilde yapabilen transfer komitesi kurun ve yönetim ile entegre çalışmasını sağlayın ya da defolun gidin!

    (#2499125)
  • 450
    daha öncekilerde olduğu gibi bu transfer döneminden de nefret ediyorum.

    çünkü hiç bir zaman transfer için plan program yaptığımızı düşünüyorum. buda bana takımımızın amatörce yönetildiği hissiyatını veriyor, üzülüyorum.

    hele bu transfer döneminde diagne'nin satılmasına bel bağlamamız, ve gitmezse ona kalacak olmamız, yaşlı babel'i almamız*, zaten orta saha eksiğimiz varken ligdeki en iyi orta saha fernando'yu satmamız ve yerini dolduramayacağımız gerçeği vs. vs. bu liste uzar gider.

    velhasıl takımın her sene üstüne koyarak gitmesi gerekirken bunu hiç bir zaman yapamamamız avrupa'da söz sahibi olamayacağımızı bilmek canımı sıkıyor. umarım bir an önce biterde mevcut takımda ne yapabiliriz onu görürüz.
  • 451
    diagne'nin satışıyla 3 orta saha 1 tane de forveti nasıl alacağımızı merak ettiğim dönemdir. diagne'yi 15 milyon €'ya bile satsak bu 4 oyuncunun en az 2 tanesi kiralık olmak zorunda kalıyor. seri için bile 1,5 milyon € kiralık bedelden bahsediliyor. daha onyekuru kiralanacak deniyor.

    benim anladığım kadarıyla forvet olarak babel'i düşünüyoruz biz. kostas da kalırsa diğer forvet için son dakikaya kadar bekleyeceğiz gibi görünüyor. belki emre mor alınırsa feghouli'nin gidişine izin verebilir hoca. ama feghouli'yi de 4-5 milyon €'lara göndermek bence anlamsız.

    ya da hoca feghouli'yi 10 numarada düşünüyor. ancak o zaman da arkasına 1 tane 6, 1 tane de 8 numara lazım. banega işi yattı gibi. zaten feghouli 10 numara oynayacaksa banega ile birlikte orta sahanın direnci düşük kalabilir.

    işin içinden çıkamıyorum açıkçası. sadece diagne'nin satılmasıyla 2 tane as, 1 tane yedek orta saha ve 1 tane as forvet alabilmek bana pek makul gelmiyor. zira bonservisi olmayan net oyuncu da yok balotelli dışında. belki bir de leroy fer. ben olsam mutlaka leroy fer alternatifini düşünürdüm. bonservissiz bu tecrübe ve yetenekte başka orta saha bulmak zor.

    pek ihtimal vermesek de seri'yi kiralayıp bir de leroy fer'i kadroya katsak önlerinde feghouli ya da belhanda ile fizik gücü oldukça yüksek bir takım halini alırız diye düşünüyorum. evet, fer 2 sezonu neredeyse boş geçti. ama geçmese zaten 29 yaşında kulüpsüz kalmazdı. belki de sakatlığı hala tam iyileşmedi ya da aktif futbola devam etmesi zor bilemiyorum. öyleyse zaten bir alternatif olmaktan çıkıyor.
  • 452
    sampiyonlar ligi önümüzde aşılamaz bir buz denizi gibi uzaniyor şu andaki halimizle. orta sahamizda ilk 11 oynayacak sadece ryan donk mevcut düşünün yani. sattigin kadar al kuralinin ne kadar tatsiz oldugunun detaylariyla anlasildigi transfer dönemi oluyor. senin sattigin oyuncun eger ki ihtiyacin olan mevkidense o oyuncuyu satmanin hic mantigi yok. zira boş bir pozisyon daha dogmus oluyor takimda. bizdeki fernando durumu tam olarak bu sekilde.