• 295
    "galatasaray bir his takımıdır. renklerine aşık, birbirlerini seven futbolcuların takımıdır. galatasaray feragat ve fedakârlıklarla çalışacak futbolcuların takımıdır. galatasaray şımarıkları, kendini beğenmişleri, yalnız kendini düşünenleri sevmez. kısacası galatasaray, bir halatı hep birlikte çekenlerin, hep birlikte üzülüp, hep beraber sevinmesini bilenlerin takımıdır."

    gündüz kılıç

    dakikalar 59'u gösterirken maçı yayınlayan kanalın kameraları falcao'nun saha kenarına oyuncu değişikliği işaretine odaklanmıştı. oyunun galatasaray adına en iyilerinden olan sarrachi rakibiyle girdiği mücadelede yerde kalmış ve baldırını acıyla tutuyordu. fatih terim de kenarda açma-germe yapan oyunculardan linnes hemen yanına çağırmış ve hazırlanma talimati vermişti. norveçli apar topar oyuna girerken, uzak köşeden arjantinli takım arkadaşı yüzünde acı, seke seke oyunu terk etmekteydi. iyi oynarken maçtan ayrılmak kimsenin arzu etmeyeceği bir durumken, bir de sakatlık ihtimali daha da can yakıyordu.

    on üç dakika sonra ise fatih terim, oyunu kontrol etmek için "diri ve enerjik" diagne, babel ve etobo'yu sahaya sürerken, arda, falcao ve feghouli kenara doğru ağır ve yorgun adımlarla yol almaktaydı. işte o an baba gündüz'ün sözü aklıma geliverdi, zira kaptan arda hocasının tebriğini aldıktan sonra doğrudan yedek kulübesine hareket etmiş ve sakatlanan marcelo sarrachi'nin başını geçmiş olsun diyerek öpmüştü... hep birlikte sevinen, hep birlikte üzülenlerin takımı olmuştu galatasaray...

    bu noktada kaptan arda turan'a da bir özür borcumuz olsun; ismi galatasaray ile anıldığında transferine karşı çıkanlardan biriydim, beraber takıldığı arkadaşlarını düşündükçe galatasaray'ın havasını bozacağını zannediyordum ama yanıldım, zira arda takım içinde gruplaşma yapmadı, tam tersi birlik beraberliği sağlamak için tecrübesini kullandı...

    zorlu ve yorucu olması beklenen fikstürün ilk üç maçından galatasaray alnının akıyla çıkmasını bildi. 7 gün evvel gaziantep fk'yı, 3 gün önce de neftçi'yi mağlup ederken, bu pazar da son şampiyon başakşehir'i yendi, hem de bolca alkış toplayan bir mücadele sonrası... darısı diğer maçlara diyelim...

    sezon başı tam takım çalışmanın etkisiyle fatih terim kafasındaki ideal kadroyu kurmuş ve iki lig maçında da aynı oyuncuları sürmüştü ilk devre oyuna. topçular da nasıl ki antep maçında, arzulu ve istekli başladılarsa, başakşehir karşısında da misafirden ziyade ev sahibi havasıyla giriştiler mücadeleye ve çok zaman geçmeden de aradığı golü falcao'nun penaltısı ile buldu galatasaray. belhanda'nın bir serbest vuruş sonrası yaptığı ortada hava topuna yükselen luyindama'nın kafası demba ba'nın iki koluna çarpmış, hakem atilla karaoğlan net gördüğü pozisyonda topu var'a atmıştı. ilk dakika taylan'ın kafasına tekme atan demba ba'ya sarı kart çıkarmak nasıl zoruna gittiyse, galatasaray lehine erken bir penaltı da içine sinmemişti ama pozisyon açık ve netti: penaltı çalınacaktı...

    golün rahatlığı ile daha da özgüvenli oynayan galatasaray, tüm oyuncularıyla maç öncesi hocasının verdiği talimatları harfiyen yerine getiriyordu. emre kılınç ve arda kanatta ve orta sahada bir birine yardım edip, pozisyon değiştirerek oynuyor, marcao luyindama'nın kaptırdığı topa vücüdunu siper edip, arkadaşının hatasını telafi ediyor, belhanda taylan'ın kademesine girip, yatarak savunmadan top çıkarıyor, sarrachi ve omar rakibin iki kanadını etkisiz hale getiriyordu. herkes görevini yapıyor, pozisyonlarını kaybetmiyor ve hal böyleken de ev sahibi istediği kadar oyunu galatasaray yarı sahasına yıkmaya çalışsın, topu ayağında tutsun, fatih'i tedirgin edecek pozisyon bulamıyordu. fatih terim sahadaki topçularının da gayretiyle ilk devre eski öğrencisi okan buruk'u "satranç tahtasında" zor durumda bırakmıştı...

    ikinci devre, okan buruk crivelli ve mbombo'yu oyuna alarak galatasaray savunmacıları arasında ezilen demba ba'nın yanına fransız forveti de ekleyerek ikili hücüm hattı oluşturdu. geçen sezon yine iç sahada 1-1 biten maçta da aynı stratejiyi geliştirmiş ve golü bulmuştu. oyun planını değiştirmek ev sahibinin etkinliğini arttırdı ve pozisyonlar da buldular ama sarı-kırmızılılar oldukça konsantreydi, kolay gol yemeyecekleri belliydi. özellikle 51. dakikada gelişen ani başakşehir atağında topla buluşup hızla kaleye doğru ilerleyen visca'yı taylan kolayca bırakmadı, omuz omuza mücadele edip, kötü bir "al da at" pası atmasını sağladı ve fatih de demba ba'dan erken davranıp mutlak bir golü önledi. mücadele demişken, maç eksiği olduğu gözlenen arda'nın "tecrübesiyle" o çok meşhur kayarak, rakipten top çaldığı bir pozisyonda, feghouli'nin şutunu mert zorlukla çıkarmış, dönen topta falcao pozisyondan yararlanamamıştı.

    ve fatih terim'in rakibi "şah" yaptığı hamle 72. dakikada sahaya sürdüğü enerjik oyuncularla oldu. pandemi sonrası fifa'nın devreye soktuğu 5 oyuncu değişikliği en fazla kulübesi güçlü takımların faydasınaydı ve bayern münih bu sene şampiyonlar ligini kazanırken bunu çok kullanmıştı. ilk devre ve ikinci yarının 10-15 dakikası var gücüyle savaşan alman topçular yorulduktan sonra hans-dieter flick, 4-5 oyuncuyu kenara aynı anda alıp, yerlerine taze kanı sürüyor ve baskı ve pres aynı seviyede devam ediyordu. fatih hoca da oyundan düşmeye başlayan oyuncularını kulübeye alıp, fiziki yönden güçlüleri oyuna dahil edince tekrar oyunda ipleri eline aldı ve çok geçmeden belhanda'nın harika golüyle okan buruk'u "mat" etti. faslı orta saha alkışlanacak bir vuruşla skoru değiştirdi ama golde diagne'den başlayıp emre kılınç'a, ondan babel'e, galatasaraylı futbolcular "aynı halatı birlikte çektiler"...

    farkın ikiye çıkması ve bitime sayılı dakikaların kalması başaksehir'i "duygusallığa" itip, eldeki bütün forvetleri sahaya sürmeye neden olmuş, turunculular savunma güvenliğini ikinci plana atınca maç da orta sahaların kolayca geçilip iki kalede pozisyonların izlendiği bir mücadeleye dönüşüverdi. galatasaray babel ve belhanda'nın geliştirdiği ataklarda diagne ile yararlanamazken, ev sahibi turunculular ise kerim frei ile galatasaray savunmasını zorladılar. önce kerim'in kafa vuruşunu yakın mesafeden çelen fatih öztürk, daha sonra kerim frei'n ortalarında demba ba ve crivelli'nin kafa vuruşlarını da çelerek, "halatın" bir ucundan o da tuttu deplasmanda üç puan kazanılırken...

    gol atan manşetlere çıkar, asist yapan oyuncu golcüden tebrik alır, kurtarış yapan kaleci kale arkasındaki foto muhabirlerine poz verir, topu çizgiden çıkaran savunmacı penaltı atmış kadar konuşulur da, takımın bütün "ağır işlerini" yapan ön liberolar pek fark edilmez. arabanın kaporta parlıyordur, jantlar çeliktir, camlar siyah film kaplıdır da motoru kimse görmez, konuşmaz. taylan antalyalı da başakşehir karşısında takımın "dinamosuydu", savunmayı organize etti, takımı atağa kaldırdı ve haklı olarak maç sonu fatih terim'den hak ettiği övgüyü aldı. yolu daha uzun genç oyuncunun ama arkasında fatih terim varken, aynı tempoyla çalışıp, saha içinde de elinden geleni yaptıkça çok daha iyi yerlere gelecektir...

    maçın hakemi atilla karaoğlan'ı maç sonu yayıncı kuruluşla verdiği demeçte fatih terim tebrik etti ama bana göre çok daha başarılı değildi, özellikle skirtel'in falcao'ya yaptığı harekette penaltıyı kaçırması, marcao'nun dirseğinde sarı kartı vermemesi ve demba ba'yı oyunda tutması gözlemciler tarafından hanesine eksi puan olarak yazılacaklar anlardı...

    kaynak ve maçtan fotoğraflar: http://ultrasmovement.blogspot.com/...r0-2galatasaray.html