• 284
    hayatımın en mutlu, en duygu dolu, en heyecanlı, en stresli günüydü. uyandığınız andan gece gözlerinizi kapadığınız ana kadar bir günü tüm bu duygu karmaşası içinde geçirdiğinizi düşünün.

    sabah yüzünü yıkarken orta sahamız çok iyi diyip optimist havadasın, klozete oturup işerken overmars tehlikeli diyip dertleniyorsun. okula-işe giderken arif-şükür ile öne geçeriz diyorsun. yemek yerken henry-bergkamp çok sıkıntı be abi diyorsun.

    akşam üstü evdesin, tv'de yayınları takip ediyorsun. parken stadını gördüğün anda heyecandan titremeye başlıyorsun. sahaya iki takımın forması getiriliyor, nabzın tavan yapıyor. kadrolar açıklanıyor, takımlar sahaya çıkıyor. aklında binlerce olasılık.

    arif'in kaçan pozisyonunda, hakan'ın direkten dönen şutunda, keown'un kale ağzından dışarı attığı korner atışında, henry'nin kafa vuruşunda, kanu'nun iki pozisyon üst üste kaçırdığı pozisyonda, hakan'ın son anda kullandığı frikik sonrası hagi'nin sövercesine bakışlarında, hagi'nin adams yüzünden yediği kırmızı kartta, suker ve viera'nın kaçırdığı penaltılarda yaşananları, hissedilenleri bir kez daha yaşamadık. bir daha yaşanır mı bilmiyorum. şampiyonlar ligi finaline çıksak tekrar o duygu yoğunluğu olur mu bilmiyorum.

    popescu'nun golüyle beraber yaşanan o sevinç ve coşkuya öyle ihtiyacımız var ki...