• 36
    okulların yeni açılmasından mütevellit, uyku düzenimi henüz oturtamadığımdan bu maçı bolca esneyerek izlemiştim. ailem maç öncesinde, o dönem kendisine ceza veren rtük'ü "üç dakika karanlık" eylemiyle protesto eden levent kırca'nın "olacak o kadar" isimli programını izlerken, ben bugün bile çatır çatır çalışan casio f-91w marka saatimin alarmını 21:45'e kurup, maç saatine kadar uyumayı tercih etmiştim. :)

    uykumu yarıda kesmeme değecek bir oyun oynamış, juventus'tan puan almıştık. ertesi gün andımız'ı okumak için okul bahçesinde beklerken, arkadaşlarla yaptığımız analizlerde, gecenin yıldızının hasan şaş olduğuna karar vermiştik. güzel bir maçtı, güzel anılar bıraktı. ama hikaye, fatih akyel'in bilbao maçında yaptığı hata yüzünden mutlu sonla bitmedi. mutlu sona burak akdiş'le de çok yaklaşmıştık oysa ki, ama bir sene kadar ertelemek zorunda kaldık.
  • 39
    galatasaray'ımın avrupa takımlarına bende buralardayım ve sizlerden daha iyi oynayabiliyorum mesajını vermeye başladığı, popescu'nun ve filipescu'nun çok çok iyi oynadığı ve galatasaray'ın 1-0 geriye düşüp skoru 1-2 ye getirene kadar juventusa ali sami yen de oynadığı ve üzerinde delice baskı kurduğu altay sk muamelesi yaptığı maç. insan o futbolu o mücadeleyi o futbolculardaki naptığımızı biliyoruz havasını hatırladıkca zevkten deliriyor yeminleç
  • 40
    bu maçta ümit davala'nın uzaktan attığı golün sonrası artık yani diyerek sehpaya vuracağıma dizime vurmuştum. ve dizimi sakatlayıp yaklaşık 1 hafta topallayarak okula gitmiştim. beraberlik golünü yediğimizde ise deliler gibi ağladığımı hatırlıyorum. evet bizler juventus deplasmanında beraberlik golünü yiyip niye oyunu tutamadık, niye kazanamadık diye ağlayan çocuklarız, gençleriz.

    sadece bu anım dahi bizim hiç kimse ile aynı yolda yürümediğimizin ve rütbemizin farklılığının kanıtı aslında ama boşluğa, duvara konuşuyoruz maalesef.
  • 41
    ilk gittiğim yurt dışı deplasem olması sebebi ile, her anı ve saniyesini dün yaşamışım gibi hafızama kazıdığım maçtır. maçtan önceki gün milano da gezerken, yerel halkın bizi" roma nın kimle maçı var" diye sorulara tutması, galatasaray diyince o da ne diyip onlara durumu açıklamaya çalışmamız(yarın görürsünüz kimin ne olduğunu diye içimizden söylenmemiz)- bu maçtan tam 15 sene sonra yine bir juve maçı öncesi yine milano da bu sefer gerek takımın bilinirliği gerek ise henüz bize imza atmış manciniden ötürü bizimle sanki 40 yıllık türk futbol seyircisi gibi oturup dakikalarca sohbet edecek bilgiye sahip olmaları insana nereden nereye dedirtiyor-

    istanbul dan özellikle tayfa bazında( gerek kadıköylü aslanlar, gerek gerçek tayfa gerek ise numaralı daki eskinin tribüncü olan ufak arkadaş grupları) gayet hatırı sayılır bir katılım olmuştu. avrupa tayfalarımız o zaman şuanki gibi organize ve güçlü değildi. en basitinden o yaz çıkmış olan "kalpler de yıldız gönüllerde ay" bestesini "kahvede karpuz göbekteki yay şampiyon olsun gs" veya "saldır saldır cimbom" u "sarı sarı cimbombom" diye söylememeleri gerektiğini açıklamamız biraz uzun sürmüştü :)

    maç öncesi tur otobüsümüzün bizi della alpi nin yakınlarında bir mahalleye sokması, diğer tur otobüslerini beklerken mahallede resmen mafya filmlerindeki gibi siyah mercedesleri bezle temizeyen, askılı siyah gözlüklü elemanlar. otobüsten iki arkadaşın gördükleri iki hanımefendinin peşinden inmesi, yaşça büyük olan bir abimizin vaziyet alın karışacak burası anlamına gelecek şekilde racona uygun şekilde bizleri uyarıp muharebe pozisyonuna sokmaya çalışması tabi ki entresandı. çünkü ne kadıköy ne bursa ne de trabzondu burası. yahu "avrupa nın ortasında bir mahallede neden bir otobüs adam mevzuya giriyoruz ki" sorusunu o an kendimize sormamamız entersandı. neyse ki mevzu uzamadı. maç için geldiğimizi, herhangi sıkıntı yaşayıp-yaşatmak istemediğimizi, üstelik bir müslüman olan zidane in gerek dünya kupası kaldırmış olmasının(98 dünya kupası o yazın önemli anlarındandır) gerek ise bu seviyelerde olmasının bizi gururlandırdığını inglizce,italyanca türkçe ortak vücut dili ile anlatıp olaysız şekilde üzerine stadın yolunu da mahalle eşrafından öğrenip ayrıldık mahalleden.

    önemsiz bilgi: kızlara yürüyen arkadaşlar ise olayın ciddiyetine, üzerinden 20 seneden fazlada geçmiş olsa hala varamamış olup , "oğlum boşuna panik yaptınız lan ne olacaktı "diye ilk günkü uyuzluklarını hala sürdürmektedirler.

    maça gelince, stada ilk girişte yalan yok baya büyülenmiştim. belki o yıllarda öyle stadlar bizde olmadığı için ve bu tarz stadları ve takımları sadece tv den bazen izleyebildiğimiz ve ulaşılması çok güç olduğundandır bilemem nedenini. hele bizim takım maç öncesi antremana çıktığında. aman yarabbim nasıl kendimizden geçtik, bizim takım el ele diye bağırırken. sanırsın ş.ligi finali oynuyoruz. stadları tabi o dakikalarda bomboş, bizde seviniyoruz bunlar dolduramayacak diye ama maça 10 dk kala full çekmese de fule yakın bir kalabalık oldu. bize 2 tribün ayrılmıştı. della alpiyi bilenler için anlatıyorum, bize deniz tarafı (şaka şaka ne denizi italya nın kuzeyinde alp dağlarının dibinde :) tv den baktığınızda bakış açınıza göre karşı kapalı/maraton tribünün bakana göre sol orta katı ile tv kameralarının bulunduğu, günümüz tabiriyle numaralı 3.kat verilmişti.

    maça bence en güzel alternatif formalarımızdan biri olan grimsi petrol rengi olan formamızla çıkmıştık. zidane sakatlığı sebebi ile ilk 11 de yoktu. sonra dan baktılar pabuç pahalı 2-1 den sonra soktu oyuna hocası ve yanlış hatırlamıyorsam golün asistini yaptı(pis zeynettin) maçın başında juve baya baskılıydı. bir golleri sayılmadı ama akabinde inzaghi tam önümüzde öyle güzel vurdu ki voleyi sanki zaman orada yavaşlamıştı. ellerini kaldırdı havalandı koydu voleyi ve top ağlarda. hala gözümün önündedir o an.

    ilk yarının sonlarına doğru baskımız, kalecilerinin kırmız kartla atılması, 1-1 i bulmamız. golde kendimizi kaybedip sağ tarafımızdaki juve tayfasının -curvasının- üzerine hareketlenmemiz( arada en az 50 metre var bu arada ve alt katımızdalar yani yalandan delilik yaptığımız ,bir şey olacağı yoktu : ) güzeldi. ikinci yarı bir tane atıp yatabilir miyiz yoksa 1-1 i mi koruruz derken ikinci yarı başladı. 2 dakika geçmeden tüm staddan "gooolll" tarzı bir ses çıktı. top orta sahada , yemedik atmadık ne oldu derken skorboard da o sırada madrid deplasmanında olan ınterin gol yediği bilgisi- görüntüsü geçti. yani türkçesi madrid den gol haberi gelmişti. maçta curva hariç o kadar bağırmaz iken o stad , madrid gol atınca inter e kendilerinden geçmişlerdi. dakikalar dakikaları kovalarken bu sefer şuan yardımcı antrenörümüz olan ümit davala nın tribünden bakıldığında tıngır mıngır ama tv den daha sonra izlediğimiz de hiç öyle gözükmeyen şutu gol olunca ciddi anlamda başka bir boyuttu yaşadıklarım. 2-1 öne geçmiştik hem de deplasmanda 1-0 dan gelip (allahım bitmesin bu rüya sonunda sampiyonluk olsun) pınarbaşı, omuz omuza , dağ başı derken demin de bahsettiğim gibi zidane girdi akabinde golü yedik. maç bitti buruk sevinç. koridorda baya kaynatmaca oldu tabi yinede. eğlendik ama o 2-1 öne geçtiğimizdeki lezzetin tadı damağımızda kalmıştı. ezeli rakibe baya göndermeler yapıldı zira bu sefer dönüşte kadıköy de fb ile oynayacak 2-0 mağlubiyetten 2-2 ye gelecekti maç.