• uzun gelen bir milli maç arasından sonra süper ligin 6. haftasında bursaspor ile oynayacağımız maç tahmin ettiğimiz gibi zorlu geçti. malum olduğu üzere tam bir ivme yakalamışken, milli maç arasına girmek aslında can sıkıcıydı biraz. zira bu verilen aralar genelde galatasaray’a yaramayan bir durumdur. hem takım, hem taraftar biraz o sıcaklıktan uzaklaşır. neyse ki dönüşü kazasız yapabildik.

    takımı yine bozmadan çıktı fatih terim. bu göründüğünden çok daha önemli bir karar bence. bunu geçen sezon üzerinden ele alalım. geçen sezonun bizde yarattığı en büyük problem özgüven kaybıydı. bunu hem galatasaray sözlük’te, hem blogda hem de twitterda bir çok kez söyledim. şahıslar üzerinden tüm futbol şubesine yayılmış bir tümördü yaşanılan özgüven kaybı, hatta basketbol şubesi olmasaydı belki de tüm kulüp üzerine yayılıyordu diyebiliriz. özellikle 3 büyüklere özgü “winner” kimliği tamamen kaybedilmişti. aslında gheorghe hagi’ye bu yüzden çok güvendim ama maalesef onunla da aşamadık zira sezon başını göstermediler, yani mevcut kadroyu dağıtıp yerine gerekli ve doğru hamleler yapılamadı. bu özgüven kaybını aşmanın yolu önce yenilmemek sonrasında kazanmayı öğrenmekti. işte sırf bu yüzden fatih hoca’nın kazanan kadroyu bozmaması kadar doğru ve önemli bir karar olamaz. bu kadroyla ilgili mevcut futbolcular içerisinde itiraz edeceğim hiçbir isim yok. baros’un sonradan girip maç çevirmesine * hatta riera’nın vasatın altında performansına rağmen bu kadroda ısrar edilmesi bence doğru karar.

    ancak tabi ki aksayan şeyler olmaya devam ediyor, ki bu çok normal. örneğin riera, halen takımda çok eğreti bir performans sergiliyor. ilk yarı boyunca takımda aksayan tek oyuncuydu. ikinci yarıda tamamen sahada gezindi. henüz uyum sorununu aşamamış vaziyette. oynayarak bu sıkıntıların üzerinden geleceğini unutmadan, fatih hoca’nın da fazlasıyla sahada tuttuğunu belirtmem lazım. kazım ve engin’in beklenmeyen sakatlıkları hocanın değişiklik stratejisini değiştirmiş olabilir.

    takımda riera dışında beklediğim etkiyi göremediğim eboue var. şu ana kadar izlediğim eboue maalesef takımı yavaşlatan bir performans içinde. gerek paslaşmalarda, gerek koşularda biraz daha hareketli olmasında fayda var. o yüzden şu anda kazım bizim için çok elzem bir oyuncu durumunda ve kazım hem futboluyla hem oyun iştahıyla kesinlikle formayı en çok hak eden futbolcularımızdan biri.

    bu sezon, geçen sezona nazaran kazanmaya başladığımız en önemli özelliklerden diğeri de takımdaşlık. bu o kadar üst düzeydeki, serdar aziz’in kafasına kazım’ın ayağı çarptığında o bölgeye anında 6 futbolcu gitti. hakemlere toplu itirazlar gerçekleşti. yapılan hatalar sonrasında arkadaşlarına moral verdiler. arkadaşlık geliştiği vakit, arada doğan sevgi ve saygı dolayısıyla futbolcuların toplu halde mücadele etme yetisi artar, birliktelik oluşur ve bu her koşulda takıma olumlu yansır. dün baros’un golünden sonra tüm tribün birbirine girdi, takım çamurlu formalarıyla köşede bir arada sarılmışken, yedek kulübesinde birbirine sarılmış teknik kadro görüntüsüne hasan şaş uçarak dahil oldu. bu? evet, bu hatırlarsanız galatasaray ruhu.

    dün takımın en iyisi elmander, arkasından melo, selçuk, engin, kazım, ujfalusi, hakan balta ve sabri geliyor. muslera da üzerine düşen görevi fazlasıyla yaptı. gökhan zan zaman zaman bizi tırsıtsa da yine de iyiydi diyebiliriz. vay be, uzun zamandır ilk kez takımda kötü oynayanları yazsak daha kolay olacaktı. neyse polyannalık olduğundan serde, iyileri konuşmayı seçiyoruz hep ne güzel.

    dün özellikle ilk yarıda takım çok iyi oynadı. defans yaparken alan daraltmalarımız ve rakibe uygulanan baskı çok iyiydi. ileri giderken ise top çevirmeler, uygun pozisyonu aramalar, kanatlara oyunu açmamız çok olumluydu. orta sahada engin, selçuk ve melo o kadar iyi yapıyorlar ki bu işi. yalnızca iyileştirmeye çalışmamız gereken en önemli konu pas hızımız. bu ayakta top tutma süresini iyileştirmemiz durumunda hücumda çok başarılı sonuçlar görebiliriz. zira 2. gol, 4 tek ve hızlı pas sonrası geldi ki, uzun zamandır böyle güzel organize bir atak görmedik. aslında sercan’ın topuk pasıyla elmander atmıştı ama bu çok daha üst düzey bir organizasyondu. orta sahadan gelen sabri’nin pası, sercan’ın topuğu, baros’un içeri yaptığı kamikaze dalışı ve elmander’in onu görmesiyle şahane bir goldü. sercan, yaptığı saçma vuruşla bursaspor’a bir asist yapsa da kendini 2. golümüzde affettirdi. yine ilk yarıyla ilgili en önemli konulardan biri, bursaspor’un ne orta sahasının ne de beklerinin yeterince oyuna sokmamamız oldu. ancak ikinci yarıda engin ve kazım’ın çıkması, riera’nın çok etkisiz oyunu, orta sahada yekta’nın olmaması başımızı ağrıttı. fatih hoca muhtemelen engin – sercan değişikliğini 2.golü bulmamız gerektiğinden düşündü ancak hesapların tutmadığı açık. bursaspor’un golü gelince de ya herro ya merro diyip son 10 dk top tüfek saldırdık. iyi de yaptık. bu riske değerdi. çünkü kazandığımız anda tribünde söylediğimiz ilk şey 80.dk’da gol yememize rağmen maçı bırakmadık ve çevirebildik, üstelik rakip bursaspor’a karşı. dünkü maç ile ilgili 3 puandan daha önemli bir şey varsa o da budur. buna ek olarak takım kaç şut attı bilmiyorum ancak, dünkü havada maçın başından beri tek konuştuğumuz neden şut atmadığımızdı. yerden gidecek şutlar pozisyon yaratırdı.

    tüm maç boyunca defans dörtlümüzde de çok güzel gelişmeler gördük. ujfalusi burada kilit isim. her maç pozisyon alışı, müdahaleleri ders olarak okutulur. hakan balta’nın performansı kesinlikle arttı ve daha iyi olacağa benziyor. sabri hala reyiz. ama reyiz demişken bu takımın en büyük reyizi melo’dur. mücadele, hırs, teknik, taktik her şey bu adamda mevcut. aldığı her topu öne sürüyor, arkasına bakmıyor, vücudunu şahane kullanıyor. sert oynuyor. 2. yarı maç sonlarına doğru kapalı önünde bursaspor’un köşeye yakın yerden kullandığı serbest vuruşta, topu kafayla uzaklaştırdıktan sonra tribünleri coşturması paha biçilmez. defansa geri dönersek, gökhan zan ve ujfalusi sakatlanmaz ve büyük bir hata yapmazlar ise servet formayı bulamayacak gibi.

    hakem* ile ilgili yazmaya gerek var mı bilmiyorum. eboue’nin pozisyonunda verilmeyen penaltı mı, verilmeyen kartlar mı? bu filmi daha önce de gördük, aynı filmi izlemeye devam ediyoruz. değişen hiçbir şey yok.

    dün günü 3te 3 ile kapattık. sabah dünya şampiyonluğu, akşamüstü cumbaba kupası ve en sonunda 3 puan. hem de öyle bir 3 puan ki, şampiyonluklar gizlidir bu tür maçlarda. böyle maçlarda doğrusu yanlışına fazla gelen takımlar kazanır ki biz hak etmiştik.

    düne ait birkaç konu daha var. birincisi maç öncesi nevizade olayı. nevizade’de artık galatasaray taraftarları, daha doğrusu formalı hiçbir taraftar mekanlara alınamama kararı var. ancak zorlamayla girebiliyorsunuz. emniyet böyle bir karar alınmadığını ve böyle bir durum olursa şikayet bildirilmesini bildirmiş. bu işte ya mekan sahipleri ya da emniyet yalan söylüyor. ne olursa olsun bu iş en acil şekilde çözümlenmeli.

    ikinci konu maç sırasında taraftar fazlaca oyunun içine girmeye başladı. takım biraz daha inancı sağlamaya başarırsa ve tribünler tam olarak dolarsa, taraftar da maç almaya başlar. maç sonunda ujfalusi’nin ve eboue’nin tüm tribünleri kimse çağırmadan dolaşması, sabri’nin klasikleşmiş üçlüsü ve sonrasında soyunma odasından birkaç futbolcunun tekrar sahaya gelerek taraftarla kucaklaşması süperdi. ancak ultraslan’ın kendine çeki düzen vermesi gerekiyor. net olarak iyi değiller. bu arada taraftar içinde bir güruh var ki, onları ıslıklaya ıslıklaya dövmek lazım. riera’nın daha kaçıncı maçı ki hemen ıslıklıyorsunuz bre skorcular. böyle adamlar gelmesin tribüne, mümkünse futbol izlemesinler.

    üçüncü konu bursaspor takımı ve taraftarı ile ilgili. öncelikle serdar aziz dün en beğendiğim futbolcuydu. çirkefliği, sertliği, attığı gol ile bence sahadaki en iyi bursasporlu futbolcuydu, acil alınası bir adam ki daha yaşı çok genç. ujfalusi ve serdar aziz tandemi çok can yakar bu ligde, ağlatır. bursaspor taraftarları ise çok keyifli bir deplasman tribünü yaptılar. meşaleler yaktılar, hiç susmadılar, tebrikler onlara. ara ara sövseler de ki bu normaldir, engelsiz aslanlar için “türkiye sizinle gurur duyuyor” tezahüratları ve galatasaray taraftarından alkış aldı. güney tribün önündeki kaleye 2. yarıda barajdan dönen topa bursalı futbolcu öyle güzel vurdu ki, bir an top 90da asıldı sandık. tabi bursa taraftarı gol bağırtılarıyla coştu ancak gol olmadığını anlayınca galatasaray taraftarının çektiği nah ve yaptığı dalga görülesi ve yaşanasıydı. maçın gollerimizden sonra en güzel anlarından biriydi.

    dördüncü konu, stad ile ilgili; ilk olarak zemin meselesi var ki bugün gelen haberlere göre çimler yine yeniden değişiyormuş. ancak dökme suyla değirmen dönmez. bu işe acilen bir çözüm bulmalılar. bu iş başımıza büyük iş açabilir. staddan çıkışta yaşanan rezaletler kaldığı yerden devam ediyor. birileri ölmeden bir şekilde artık çözüm bulunmalı.

    beşinci konu ise, özellikle bizim nesil için çok önem taşıyan; her giyildiği dönemde büyük başarılar yakaladığımız sarı formanın güzelliği ve bize yaşattığı heyecan. çok sade, çok şık. sahada ışıl ışıl. umarım nice galibiyetlerde, nice kupalarda giymemiz nasip olur. unutulmasın, sarı forma demek şampiyonluk demek. özlediğimiz şeylerden birine daha kavuştuk.

    önümüzde antalyaspor maçı var. kesinlikle zor olacak zira kazım ve engin sakatlandı ama kazanmalıyız. bu serinin devam etmesi çok önemli.

    son paragrafı da fatih hoca’ya açalım. hoca’nın bir lafına çok takıldım. basın toplantısında hakemi sorduklarında bunları sıcağı sıcağına konuşmak istemediğini, konuştuğunda hoş olmadığını belirtti. “içimden 100e kadar saymadan konuşmamalıyım” dedi bir yerinde. hoca öfke kontrolü ile ilgili bir çalışma içinde mi yoksa? başka türlü bu deli adanalının bu kadar farklılaşmasını çözemiyorum. ama ne yaptıysa ya da yapıyorsa devam etmesi dileğiyle.

    sonuç olarak kazanmak soğuk ve yağmura rağmen güzel. galatasaray her şeyden güzel.

    *
  • bilet fiyatları "seyirci gelmesin" demenin kibar halidir arkadaş ben bunu bilir bunu söylerim.

    şampiyonlar ligi maçı mı oynuyoruz bursayla finaldemiyiz la yoksa biri beni dürtsün..

    a.albayrak da çıkıyor stadın dolmasını istiyoruz, destek istiyoruz diyor. bu fiyatlarla afedersiniz ama "ok panpa kib,öptm,bye" der geçerim.
  • galatasaray – bursaspor : 2-1

    galibiyet güzel şey. hem de son yıllarda yenemediğimiz bursaspor’a karşı.

    fatih hoca takımı değiştirmemişti. kazanan takım bozulmaz. doğrusu budur, bir de kaybeden takım bozulmaz vardır ki, pek görülen bir şey değildir ama biz gördük.
    denebilir ki, rakibe oyun kadro yapmak gerekmez mi? gerekir ama şimdi kadroyla oynamanın zamanı değil. yeni kurulan bir takım olduğumuz için, kazandığı müddetçe, iyi oynadığı müddetçe fatih hoca takımın iskeletini oturtmak için değiştirmeyecek.

    ekim ayında bu kadar kötü bir hava hatırlamıyorum. günlerdir sürekli yağan yağmur, üst üste oynanan iki milli maç zemini çok ağırlaştırmış. asy arena’nın zemini zaten açıldığı günden beri pek iyi değil. çok fazla kayma oluyor. dün çok daha kötüydü.
    top yapmak isteyen takımlar için büyük dezavantaj. bu seneki galatasaray pas yapan bir takım ve saha ağırlaştıkça inan, baytar ve melo’nun etkileri azalıyor. ilk devre nispeten saha iyiyken oynanabilen futbolla, ikinci devre düşen oyun kalitesini değerlendirirken zemini de göz önünde bulundurmak gerekir.

    maça bu sezon neredeyse bütün maçlarda olduğu gibi istekli, iştahlı, baskılı başladı galatasaray. ertuğrul hoca, her zaman ki gibi önce durdur, sonra vur planı kurmuş. ama ilk devre golü yedikten sonra planının tutmadığını söyleyebiliriz. ikinci devre oyuncu değişiklikleri ile oyunun şekli değişti. sadece bursa’nın değil, galatasaray’ın mecburi değişiklikleri de oyuna etki etti. ilk yarıda takımın en etkili oyuncularından kazım’ın, ikinci devrenin başında baytar’ın sakatlanmaları dengeleri bozdu. bursa’nın oyuna aldığı adamlar da yarar sağlayınca oyun terse döndü.

    ilk devre, özellikle kazım sakatlanana kadar oyunu rakip sahaya yıktı galatasaray. her iki kanadı da etkili kullanabildik. riera ilk 30 dakika önceki maçlara göre daha kuvvetli ve istekliydi. topa bastı, hakan balta’ya yardıma gitti, inan’ın da o bölgeye yanaşmasıyla balta’nın da bindirmelere katıldığını gördük ki son iki sezondur pek alışık olduğumuz bir şey değil. riera ilerleyen dakikalarda oyundan düştü, kementi yedi. hoca riera konusunda ısrar etmekte haklı, gücünü tüketene kadar oyunda tutuyor, sonra kenara alıyor. bunun riera için sorun olduğunu sanmam.
    kazım sakatlanıp çıkana kadar bursa’nun sol tarafını çok zorladı. devam edebilseydi vederson’un atılma ihtimali çok yüksekti. sağ kanadımızda kazım, sabri, melo, baytar, inan ile kurulan üçgenler bursa savunmasının üzerine kabus gibi çöktü. kazım’ın yerine giren eboue henüz eterince güçlü değil. önceki maçlarına göre daha iyiydi ama hala zaman lazım. maçın en önemli pozisyonlarından birinde, düşürülüşüne hüseyin göcek penaltıyı çalmadı. şaşırdık mı hayır. eboue 18 içinde rakibinin yanından topu atıp diğer tarafından geçerken rakip eliyle ayağını çekti. o kadar barizdi ki, hüseyin göremedi, gözüne perde indi sanırım. penaltıyı çalsa, fişi çekecektik. eboue’nin hareketi müthişti.

    baytar müthiş bir iştahla oynuyor. sakatlandı, kenara geldi tekrar oyuna girdi. adam ille de oynamak istiyor. elmander’e attırdığı gol müthişti. rakip 18 üzerinde baytar gibi içeri girmeyi zorlayacak adamlar çok lazım. baytar’ın sakatlığı inşallah çok ciddi değildir. tam ritmini bulmaya başlamıştı. biraz daha kuvvetlendiğinde rakip savunmalar için çok korkutucu olacak.

    melo, rahatsız usta bu adam. böyle bir hırs olur mu. takıma, taraftara nasıl bir gaz veriyor görmek lazım. yıkılmayan, sertlik gerektiğinde sertlik yapan, topa basan, pas yapan bir adam. çok çok faydalı. selçuk inan, melo ile ruh ikizi gibi. ne pozisyonda olursa olsun topa basıyor, bir şekilde topu kontrol ediyor. oyun görüşü muhteşem. her iki kanadı da aynı şekilde hareketlendirebiliyor. savunma yönünü hiç aksattığını görmedim. melo-inan orta sahasına karşı oynamak istemezdim. hem oynuyorlar, hem de birbirlerinden öğreniyorlar.

    elmander, çok çalışkan bir adam. ama uzun boyuna ve güçlü fiziğine rağmen kafa toplarında aynı oranda başarılı değil. adam tek santrafor oynuyor ama golcü değil, yani katil golcü ekolünden değil. örnek vereyim; jardel, tanju, vieri, falcao ekolünden değil. daha ziyade hakan şükür’e yakın. santrafor dediğin çok fazla kanada gelmeyecek. arkadaşlarına yardım etmesi güzel de, takım topu 18 içine iyi getirebiliyor, o topları iyi bir şekilde penaltı noktasının civarlarına kesebiliyor. ama orada sabit bir santrafor lazım. biz son yıllarda bu tip santrforla oynayamıyoruz zaten. nonda, baros, elmander hep gezici santraforlar. sabit, gelince topu her şekilde kaleye gönderebilecek biri lazım bize.

    savunma gittikçe oturuyor diyecektim ki aklıma gökhan zan geldi. bu kadar senelik bir profesyonel beni hayretler içinde bırakıyor. bir bakıyorsunuz muhteşem işler yapıyor, bir de bakıyorsunuz genç takımdan yeni çıkmış, bacakları titreyen tıfıl oğlan hatası yapıyor. ilk devre rakibe attığı bir pas var ki, pes. ikinci devre topu uzaklaştırmak için dan diye vurdu, rakibinin sırtına çarptı kalemizde pozisyon oldu. pozisyon bittikten sonra ujfalusi’nin zan’a tariflerini görmeliydiniz. adamın üstünden değil yanında vur diyordu. zan da “ok, ok”. ok mi? bence zan bunu hayatında ilk defa duydu. “adamın yanından vurmak mı, dan diye koyarım, göklere dikerim gider, yanından vurmak ne demek lan” diye düşünmediyse ben bir şey bilmiyorum.

    ikinci devre bursa üstümüze gelirken oyunun yönünü çevirememek büyük eksiklik. takım ilk defa böyle bir şeyle karşılaştı. her gün üstüne koyan takım kendi eksiğini de net şekilde görmüştür. etap etap eksikler gideriliyor, geçen sezon hangi birini düzeltsek diyeceğimiz kadar çok eksiğimiz vardı. yeni bir takımın maçlarını kazanarak eksiklerini gidermesi çok önemli. kazanma alışkanlığı edinmek de çok önemli. ha bir de kornerden yediğimiz gol var ki, konsantrasyon eksikliği. serdar atış kullanılmadan önce arka direkteydi, öne hareketlendi çok iyi vurdu kafayı. şimdi, duran toplarda bir rakip hareketlendiğinde onunla birlikte hareketlenmek gerekir. bu futbol aleminin yeni tartışmalarından bir tabii ki, alan savunması mı, adam savunması mı? ben eski toprak olduğum için adam savunmasından yanayım. kimse adamını bırakmazsa gol yemezsin kornerden. bence. bilenler bilir “ama bilmem kim böyle söylüyor” diye benim de kabul etmem. çünkü, 3-5-2’nin de en iyi olduğu söyleniyordu sonra vazgeçildi. akılma gelmişken ben çok severim 3-5-2’yi, keşke bunu oynayabilecek futbolcularımız olsa.

    hüseyin göcek. ah be hocam, vallahi hiç öğrenemedin sen bu futbolu. rakibine tekme atana kart yok, anlık itiraza kart var. üzerine yürüyüp itiraz edene kart yok yine. bu nasıl bir hakemlik şekli. hakem milletinin oyunun en önemsiz parçası olduğunu kabul etmesi gerek. ille de öne çıkmaya çalışmaması lazım. özellikle bizimkilerde oyunu dengeleme uğraşı var, zayıfın yanında yer alma çabası. “ya adamlar zaten mağlup durumda” diye mi düşünüyor bilmiyorum ama düdükleri sürekli böyle çalıyor. ilk yarının sonlarında ve ikinci yarının başlarında öyle fauller çaldı ki, evlere şenlik. galatasaray’ı geriye doğru itti adam.

    bursaspor taraftarı benim gördüğüm en iyi deplasman taraftarı. fener’i de, beşiktaş’ı da katlar. recep tayip erdoğan diye bağırmalarına çok şaşırdım. tamam bizi kızdırmak için yapıyorlar ama, ne alaka. halbuki maçtan önce engelsiz aslanlar’ın dünya şampiyonluğu görüntülerinde “helal olsun size” diye bağırarak güzel bir hareket yapmışlardı. bunun dışında kendi şarkılarını söylemeleri, küfretmeleri çok doğal. biz de aynısını yapıyoruz zaten.

    basketbolda hem erkek hem kadınlar cumhurbaşkanlığı kupası şampiyonluğu, engelsiz aslanlar’ın dünya şampiyonluğu, futbol takımının yerleri sarsarak koşması galatasaray taraftarını uçurmuş durumda. pek alışık değiliz son yıllarda. bu işi başaran ünal aysal ve ekibi büyük hata yapmazlarsa taraftarın gönlünde yıllarca kalırlar.
    cim bom başı dik yürür.

    edit : baros'u unutmuşum ya, nasıl olur? baros diyor ki, ben girer işi bitiririm. elmander'in eksik yönü olan gol vuruşu becerisi baros'da var işte. büyük golcü.

    *
  • "sabri, sercan, elmander, gol şansı... barooooooosss ve gooooll!!! milan baroooss!!!"

    (bkz: milan baros'un bursaspor'a 2011-2012 sezonunda attığı gol)

    daha önce defalarca yazmışımdır belki ancak tekrar hatırlatmam gerekirse, son 5 sezonda galatasaray futbol takımının attığı goller arasında en sevdiğim 2-3 golden birinin atıldığı maçtır. o enfes tek paslar, o hırs ve golden sonraki sevinç yumağı, baros'la taraftarın neredeyse kucaklaşması...

    ruhumuzu kaybettik be abi ruhumuzu. o güzel günler tekrar ne zaman gelecek?
  • efsanelere saygı günleri kapsamında yaşayan efsanemiz turgay şeren'in anılacağı karşılaşma.

    rakip, aramızda oynanan son 6 resmi karşılaşmada bizi 4 kez mağlup eden bursaspor; bu 6 maçta aldığımız tek galibiyetin ise 6 mart 2009 galatasaray bursaspor maçı olduğunu belirtmeliyiz. bu maçta alacağımız galibiyet ile hem iyi gidişatımızı sürdürebilir, hem de bursaspor'a karşı son maçlarda tutmayan şansımızı döndürebiliriz.

    hiç şüphesiz, bu sezonki en zor maçımıza çıkacağız. bursaspor, bu sezon 2 deplasman maçında 1 galibiyet ve 1 yenilgi aldı. mersin idman yurdu'nu 3-1 mağlup ederken, sivasspor'a 3-0 yenilmişlerdi. ayrıca spor toto süper lig'de geride kalan 5 hafta itibari ile maç fazlası trabzonspor da (10) dahil olmak üzere 11 golle en çok gol atan ekip konumundalar. her halükarda servet veya gökhan zan'ın birisi sahada olacağından kırılgan savunmamızı düşünecek olursak bursaspor'un gol bulma ihtimali bir hayli yüksek gibi görünüyor. turgay bahadır 5 maçta da ilk 11 başladı ve 2 golü bulunuyor. öyle sanıyorum ki beşiktaş maçı* sonrası ülkesine giden ibrahim tetteh bangura da takıma katıldı ve oynaması durumunda kalemizde tehlike yaratabilir. gerek bursaspor'un hücum gücü, gerekse kırılgan ve hata yapmaya meyilli savunmamızı düşününce bu maçta en güvendiğim isimler, fernando muslera ve tomas ujfalusi olarak öne çıkıyor.

    bursaspor'u 2.5 seneyi aşkın süredir mağlup edemediğimiz gerçeği yüzüme vuruyor tekrar, maç günü istanbul'da beklenen yağışlı ve soğuk hava da eklenince galibiyet, mutlak sonuç olarak karşımıza çıkıyor. çünkü o akşam, alınacak bir galibiyetten başka hiçbir şey daha fazla ısıtamaz içimizi.
  • sanırım bende bir sorun var.

    kadıköy'de çalıştığım yerden saat 7'ye kadar izin alamadım. hala küfrettiğim patron olacak mahluk söz vermesine rağmen 7'ye kadar tuttu beni orda. sonra bktı para kaybedicek, iyi hadi git dedi.

    ayağımda botlar, koşa koşa metrobüsle mecidiyeköy'e, ordan da metroyla stada geçtim. ikinci yarı başlamadan hemen önce stattaydım.

    ilk yarı çok iyi oynamış takım. ikinci yarı ortaya çıkan cenabetlik benim eserim olabilir.