• 652
    sezonun hemen her maçında bir şekilde ekran başında olsam da uzun zamandır ilk defa ciddi anlamda oturup ne oluyor ne bitiyor diye izlediğim futbol müsabakası. birbirinden ve olası bir negatif skordan ölümüne korkan iki takımın pısırık ve korkak futboluna sahne olmuş, kaleyi doğru dürüst görebildikleri yegane ataklarında birer gol atıp bir puanı paylaşmaları ile sonuçlanmıştır.

    galatasaray'ımız "20 yıldır kazanamama" istatistiğini defans hattındaki can sıkıcı eksiklerle birleştirmiş, bir gece önce aniden kucağına gelen "şampiyonluk yolunda kendi göbeğini kendi kesme" yemeğinin üzerine sos olarak ekleyerek çıktı sahaya. fenerbahçe ise kötü giden sezonda eldeki tek dayanak olan kadıköy serisini bozdurmamaya şartlanmış olarak...

    aslında hemen hemen sezonun ilk yarısındaki maça benzer şekilde başladı karşılaşma. topa sahip olan ve gezdiren bir galatasaray vardı. fenerbahçe ise geçen maçtan farklı olarak kondüsyonunun bilincinde olarak 25-30 metreye sıkışıp beklemeyi tercih etti. ön tarafta bu derece yoğun bir rakip oyuncu grubunun arasından "kilidi açacak" nitelikte bir isme sahip olmayınca, tamamı yedeklerden kurulu defans hattı ve en azından kaybetmeyelim motivasyonuyla çok fazla da yüklenemeyince ilk 45 dakika ne olup bittiğini anlamadan geçti gitti. rakip takımı dengesiz yakaladığımız ilk atağı da hasan ali'nin kırmızı kart görme pahasına faulle durdurması aslında fenerbahçe'nin psikolojisini ve yegane amacının maçı kaybetmeme olduğunun ispatıydı. o pozisyonda sarı kart çalınması ise 20 senelik seri boyunca alıştığımız türden bir davranıştı. göğsünde fifa kokartı olan bir hakemin daha kendi depar başlangıcındayken neredeyse 15 metre önünde ve görüşü net iken yaşanan o pozisyonda son adam yorumunu yapamamış olma ihtimali yoktur.

    eğer ki var sistemi olmasaydı bu pozisyon sarı kart ile geçiştirilmiş olacak ve 11-11 olarak aynı kilitlenmiş maçı izlemeye devam edecektik. belki de o pozisyonun itirazında kart görecek, demoralize olacak; her halükarda hakkımız yenmiş olacaktı. var garantisinde yapılan bu sarı kart işe tansiyonu gerip tribünlerde farklı bir hava yaratmak için oynanmış basit bir oyundu. nitekim tertemiz kırmızı kartı öyle "lütfeder" gibi çıkardıktan sonra ekran başındaki milyonları geçtim tüm kainat ilk fırsatta galatasaray'a bir kart çıkarılacağına emindi. sırf bu yüzden ilk maçta yaşananların üzerine bir de ilk yarıdan osuruktan bir sarı kart çıkarılmış olan, sicili de pek parlak olmayan belhanda'yı oyundan almak zorunda kaldı fatih terim. zaten sıkışmış oyunda bocalarken ve rakibi 10 kişi yakalamışken kilidi açma potansiyeli en yüksek oyuncumuzu oyundan almak zorunda kaldık...

    yani fenerbahçe'nin gördüğü kırmızı kartın cezasını biz de paylaştık...

    yerine giren emre akbaba daha iyidir daha kötüdür falan onun kıyası değil konu. suçu günahı olmayan takımın oyun planına sırf rakibi kırmızı kart gördü diye müdahale yapma zorunda bırakılmasıdır. bu da bu ülke futbolunun kaderinin değil var robot hakemler bile gelse değişmeyeceğinin nişanıdır...

    45-60 arasında biraz taraftarın gazı biraz da devre arasında soluklanmış olmanın etkisiyle fenerbahçe ilk yarıdaki sıkıcı ama 10 kişiyle de olsa oynaması kolay futbolunu sürdürdü. 25-30 metre mesafede 7-8 rakip oyuncunun yer aldığı dağılımda emre de fazla birşey yapamadı. önde diagne, arkada feghouli-emre-onyekuru maç boyunca neredeyse tüm fenerbahçe takımı ile birebir oynamak zorunda kaldı. fenerbahçe'nin iyiden iyiye pilinin bitip kendi kale çizgisinin önünde 20 metrelik alana sıkıştığı son bölüme kadar da bu durum devam etti. valbuena ve moses'in önüne atılabilecek bir uzun top ya da driplingle yapabilecekleri bir süprizi(!) engellemek için neredeyse 5-6 oyuncuyla geride bekledik maç boyunca...

    maç bu kısır döngü içinde devam ederken 64. dakikada ceza sahamıza gelen bir ortayı muslera skrtel ile birlikte yükselip kontrol etti. pozisyonda kötü bir şekilde düşen skrtel'in bir an hareketsiz kalması ne kadar ürpertici ise yakın yedek kulübesindeki yener ince'nin sonunda arkadaşlarının başında bekleyen fenerbahçe'li oyuncuları da iterek attığı depar da o kadar sıcak ve alkışlanacak bir olaydı...

    skrtel ilk müdahalenin ardından tedavi için kenara alındıktan sonra oyun başladı. defansta bir kişi eksilmiş olan fenerbahçe karşısında feghouli maç başından beri ilk defa topla buluşma fırsatı buldu. muhtemelen fenerbahçe defansı skrtel'in boşluğunu kimin dolduracağını kendi içinde çözmeye çalışırken gelen orta harun'u aşıp önce onyekuru'nun kafasıyla sonra da filelerle buluştu... deplasman tribününden gelen gök gürültüsünü andıran ses ve tüm takımın yedek kulübesi önünde toplanıp yaptığı sevinçle artık sadece doğru zaman aralığında atacağımız 6 golle şampiyon olabilecek durumdaydık...

    fenerbahçe'nin bu sezon klasikleşmiş, maçları sadece göz ucuyla takip edenlerin bile bildiği bir maç akışı var. neredeyse sezonu bitirmiş olmamıza rağmen 25-30 dakikanın üzerinde tempo yapabilecek hale gelmediler. bu yüzden de maçlara hep güçlerini kollayarak başlıyorlar. eğer ki rakip skor üstünlüğünü bulmazsa 60-65. dakikalara kadar bekleyip 15-20 dakikalık bir baskın oyunla skor bulup maçı tamamlamaya çalışıyorlar. valbuena önderliğinde diğer kanattaki açık ve göbekteki iki oyuncuyla hızlıca rakip ceza sahasına gidip tek forvetiyle birlikte baskın bir atakla golü bulmayı deniyorlar. bunu bozdukları tek maç ersun yanal'ın göreve geldikten sonra oynanan ilk karşılaşma olan kadıköy'deki erzurumspor maçına gümbür gümbür başlayıp 2-0'ı bulmuş, daha sonra çizgiden çıkan ik topla maçı güç bela 2-2 bitirebilmişlerdi.

    bunu kırabilmenin yegane yolu da atmosferin ve rakibin direncinin yükseldiği 10-15 dakikalık bölümde sabırla topa hükmetmeye devam edebilmekti. nitekim golden sonra bu şekilde oyuna devam ederken önce sarı kartlı mehmet topal'ın rakibinin göğsüne basması es geçildi, daha sonra ceza sahasına girmek üzere olan onyekuru'nun düşürülüşüne düdük gelmedi hatta devamında gelen tahrikle sarı kart gördü henry.

    santradan sonraki beş dakikada sadece bu iki pozisyon yaşandıktan sonra fenerbahçe oyun stratejisi gereği bizim kaleye doğru bloklar halinde yaslanarak ilk salvosunu yaptı. onlara göre üçüncü bölgede çok kalabalık oldukları bir anda feghouli topu çıkarıp oyunu açmak ve rakibi dengesiz de yakalamak üzereyken bileğine basılınca topu kaybetti. o kaybedilen top çok çabuk şekilde kanattan çizgiye indi ve içeri çevrilen topta fenerbahçe orta sahasının iki oyuncusu neredeyse penaltı rahatlığında şut atma imkanı buldu. topun geliş yönüne yakın olan eljif de büyük ikramiyeyi geri tepmedi ve bomboş bir pozisyonda hata yapmayarak golü buldu.

    golden sonra var odasının pozisyonu incelediği yaklaşık 2 dakika boyunca ekrana farklı açılardan defalarca gelen buz gibi faulün görüntüsü ise acı bir hayat dersi gibiydi adeta. göz göre göre belki de bir şampiyonluk daha çalınıyordu ve isyan etmekten başka kimsenin elinden bir halt gelmiyordu...

    ortalama bir lig maçında olsa bu golden sonra iyice iştahlanacak olan fenerbahçe hem 10 kişi oynamanın yorgunluğu hem de asıl amacı olan derbiyi kaybetmeme konumuna ulaştığı için bu sefer daha da sıkışmış şekilde kendi kalesinin önünde beklemeye başladı. kalede muslera'yı bırakıp 10 kişiyle rakip yarı sahada hatta son 30-35 metrelik bölümüne çöksek de kalan dakikalar beyhude bir çaba şeklinde cereyan etti...

    seri 20 seneye çıktı, galatasaray şampiyonluk yolunda bir fırsat tepti, galatasaray'ın şampiyonluğu çalındı ya da hakemler başakşehir'i üzmedi...

    hangi taraftan bakıldığından bağımsız olarak, taraflı tarafsız herkesin kafasında oynadığı ligde fenerbahçe'ye 3 puan yazdığı karşılaşmadan bir puana razı olarak ayrıldık. başahşehir'in beşiktaş'a kaybetmesinden sonra, bir ara farkın 3 maça çıktığı yarışta kalan 7 maçımızı kazansak kimseyi beklemeden şampiyon olacak konumdaydık doksan dakika öncesinde. şimdi yine kendi maçlarımızın tamamını kazansak da başakşehir'in bir maçta puan kaybetmesini beklemek durumundayız.

    çok mu iyi oynadık? hayır.
    çok mu kötü oynadık? kesinlikle hayır.
    galibiyeti hak ettik mi? beeğğllkii...
    galibiyetimiz çalındı mı? kesinlikle evet....

    peki herşey bitti mi?

    henüz değil....

    (bkz: sonunda iyiler mutlaka kazanır)