• 398
    "şubat ortasındaki ilk maçımda oyuna ikinci yarıda girdim. akhisar belediyespor'la oynadığımız maçta durum 0-0'dı ve teknik direktör bana hazır olup olmadığımı sordu. "evet, sanırım" dedim. isındım ve oyuna girdim. ilk pas, bir kafa, gol! bu kadar basit. topla ilk olmasa da üçüncü temasımdı. ama bir kez daha, ilk maçımda gol atmıştım- galiba bunu hemen her takımda yaptım ve bu rekoru sürdürmek istedim. taraftarların tepkisini asla unutmayacağım- çıldırdılar. futbolculuk hayatımda bazı müthiş taraftarlar görmüş ve duymuştum ama bu taraftarlar kesinlikle çılgındı." diye anlatıyor galatasaray formasıyla ilk attığı golü didier drogba, "adanmışlık" adını verdiği otobiyografik kitabinda.

    ilk maçta gol atmak özeldir, taraftarlar yeni topçunun, hele ki bu dünya yıldızıysa, golünü görmek için erkenden doldurur tribünleri ve gala günü topu filelerle kucaklaştırabilirse o futbolcu "o an" onun unutulmaz anıları arasına girer. prekazi, hagi, iliç, lincoln, drogba, kewell, gomis, podolski gibi yıldızlardan sonra radamel falcao da kasımpaşa karşısında taraftarla buluştuğu ilk maçta gol atarak kulüp tarihine adını yazdırmış oldu.

    drogba otobiyografisinde "taraftarlar yapmış oldukları pankartlarda 'bizim drogba'mız var, onların yok' diye çılgınca seviniyorlardı" şeklinde tasvir ediyordu ya istanbul'da yaşadığı ve unutamadığı günleri, cuma gecesi ali sami yen'de de fatih terim ve yardımcıları ümit davala ile hasan şaş yoktu takımın başında ama taraftarın falcao'su vardı. büyük beklentilerle transfer edilmişti, ilk maçıydı, iyi niyetli-kötü niyetli herkesin gözü üzerindeydi ama kolombiyalı oyuncu "star" olduğunu gösteriyordu maç boyunca: ayakları titremeden, kendini bozmadan, golcülük dersi sunuyordu seyredenlere, pres yapıyor, boşa koşuyor, savunmaya yardıma geliyor, top tutuyor, duvar oluyor arkadaşlarına ve en önemlisi ceza sahası içinde tehlike yaratıyordu. altı pas içinden bir kafa ya da dokunuşla gol atar diye beklerdim ama rakip çok savunmaya kapanınca, ömer ile "tika-taka" yaparak geliştirdikleri pozisyonda ceza sahası dışından attı falcao türkiye'deki ilk golünü. umarım bir gün onun da otobiyografisinde bu büyülü anları kendi cümleleri ile okuruz...

    sadece falcao değildi cuma gecesi taraftara "merhaba" diyen, lemina da oynadığı yarım saat süre içinde göze en fazla batan oyunculardan biri olmuştu. seri'nin konyaspor maçında gördüğü kırmızı kart sonrası aldığı iki maçlık ceza nedeniyle onun yerine orta sahada görev alan lemina, mücadelesi ve dikine top sürmesiyle gelecek maçlar için taraftara ümit verdi. transferin son günlerinde sürpriz bir oyuncu olarak gelmişti takıma ama umulandan çok fayda sağlayacağını düşünüyorum. o çıkarken yerine giren ömer bayram da bu sene sanki takımın en başarılı "yerli transferi" olarak göze batıyor son hafta oynadığı maçlarda. sezon başında hazırlık kampında bordeaux maçında orta sahada sergilediği başarılı performas ile fatih terim'in "jokeri" olan ömer, esas mevkisi dışında takıma kattığı enerji ve bitmez tükenmez mücadelesi ile ilk onbiri zorlayacaktır, bir çok maçta da oyuna direk başlayıp, büyük katkı sağlayacaktır.

    nzonzi'yi seyrederken, roma'nın böyle bir oyuncuyu nasıl bıraktığına anlam veremiyorum, acaba çok mu kaliteli orta saha elemanları var, çok mu sağlam orta alan rotasyonu var, italyanları takip etmek lazım zira fransız oyuncu galatasaray forması ile çıktığı maçlarda sürekli sahanın en iyi üç oyuncusundan biri oluyor ve savunmadaki luyindama ile marcao'ya müthiş destek oluyor. uzun boyu ile orta sahada bütün kafa toplarını alan nzonzi, top sürerken ya da pas atarken boyunun dezavantajını da yaşamıyor, çok akıllıca ters kanada ve isabetli uzun paslar atabiliyor. fernando'nun gidişi sonrası yeri dolar mı diye endişe edenlere "rahat olun, ben burdayım" diyor adeta steven nzonzi.

    milli maç dönüşleri bir çok takım için oldukça sıkıntılı geçer, ulusal takımlara çok oyuncu gönderen kulüpler için "ekstra" zordur malum aradan sonra lige dönmek ve galatasaray, iç sahada kasımpaşa karşısında taraftarın beklediği "bol gollü skoru" belki elde edemedi ama tek atıp üç puanı hanesine yazdırarak hafta sonu rakiplerinin puan kayıplarını beklemeye başladı. cumartesi beşiktaş kaybetti, pazar trabzon iç sahada berabere kaldı ve umarım da bugün fener alanya'dan eli boş dönecektir... iyi oynadığın haftalar bazen kazanamazsın ve telafisini de zor günlerde haneye ekleyeceğin üç puanla yaparsın ya, işte şimdi galatasaray da "hocasız" çıkacağı üç maçın ilkini kayıpsız atlattı... tebrik etmek lazım... fark da gelecekti, falcao belki hattrick yapacaktı ama bazen "kısmet" demek lazım, ilk yarıda lemina'nın pasında "akrobatik" vurdu kolombiyalı ve top az farkla auta gitti, ikinci devre belhanda'nın harika pasında çaprazdan karşı karşıya kalıp vurduğunda meşin yuvarlak yine kale direğini yaladı ve dışarı çıktı. hafta arası milli maçların yıldızı babel de "şanssız "günündeydi, onun gollük vuruşları da üç direğin arasından girmedi.

    galatasaray iç sahada oynarken maçın başından itibaren rakibe büyük baskı kurar ve rakip takımların en büyük kozu auta çıkan toplarda kalecilerinin yardımı ile maçın temposunu düşürmek olmaktadır. neredeyse tüm rakip kaleciler zaman geçirdikleri için taraftar tarafından ıslıklanırlar lakin hakemler maçın 75. dakikasına kadar onlara uyarı dahi yapmazlar, bazen ev sahibi taraftardan "gönül almak" için sarı kart gösterirler o file bekçilerine de kaleciler ikinci sarının gelmeyeceğini bildiği için "oyundan zaman çalmaya" devam ederler. galatasaray'ın falcao ile golü gelene kadar kasımpaşa kalecisi fatih de ali sami yen deplasmanında oynayan mevkidaşlarının yaptığını yaptı, ağır ağır , yavaş yavaş oyunu başlattı. ve yine meslektaşları gibi ali palabıyık ona "göz yumdu"... ama ne olduysa maçın sonlarına doğru kasımpaşa'nın beraberlik golü aradığı dakikalarda kale arkasındaki top toplayıcı çocuk maçın hakemi tarafından sahadan atılıverdi. fatih'in maçı hızlı başlatması gelmişti, hakem de fatih'i kırmadı, şikayet ettiği çocuğu kenara yolladı.

    normalde bu harekete tribünden büyük tepki gelirdi de, hafta arası maçı ali palabıyık'ın yöneteceği açıklandığında herkes birbirini "provokasyonlara" gelmemek için uyarıyordu çünkü içerdeki bir sonraki maç fenerbahçe'ileydi... oyuncular da maç öncesi hakem konusunda uyarılmışlardı, itiraz yoktu, tepki yoktu, herkes işine bakacaktı... futbolcular işine baktı da, ali palabıyık asli işi olan "hakemliği" pek beceremedi, aklı sahada değildi belli ki. aytaç'ın lemina'ya yaptığı "kırmızı kartlık" müdahaleyi görmezden geldi, veysel sarı'nın belhanda'nın çene kemiğini kırmasında faulu galatasaray aleyhine çaldı, ömer'in rakibi tarafından biçilmesinde "kartlarını evde unuttu" ve son dakikada adem büyük'ün topsuz alanda düşürülmesine devam kararı veren kişiydi ali palabıyık. ona yardım etmesi gereken var hakemlerinden biri de geçen sene fenerbahçe-trabzonspor maçında ev sahibinin oyunu çabuk başlatması için ayağı ile fenerbahçeli oyuncuya pas atan cüneyt çakır'ın yan hakemi bahattin duran'dı... maçı kazandık ama "nasıl zor" ve "kime karşı" kazandığımız unutulmasın...

    karşılaşma boyunca bir kez bile fatih terim'i göstermeyen yayıncı kuruluş, yabancı kontenjani dolayısıyla sözleşmesi askıya alınan linnes'i iki defa gösterdi, hatta bir keresinde çocuğu uyurken ekrana yansıttılar. galatasaray taraftarı martin linnes'i çok seviyor, onun profesyonellik anlayışına özel saygı gösteriyor, bunu kimse inkar etmiyor da yayıncı kuruluşun linnes görüntülerini de çok manidar buluyorum. taraftar, teknik direktör ve yönetim olmak üzere herkes linnes'i sahada galatasaray için mücadele ederken görmek istiyordu ama futbolda bazen "kritik" kararlar almak zorundasın. bu sefer linnes üzüldü ama yönetim onun gönlünü almak için maaşına zam da yapmayı ihmal etmedi. hatta takımda tuttu ki, belki ocak ayı transfer döneminde başka oyuncu ile yolları ayırıp, linnes tekrar kadroya alınacak. ben yayıncı kuruluşa bir tavsiye vermek isterim, eğer tribünlerde haksızlık yapılmış ve mağdur edilmiş bir adam arıyorsanız, kameralarınızı fatih terim'e çevirin. tabii gerçekten samimiyseniz...

    kaynak ve maçtan fotoğraflar:
    https://ultrasmovement.blogspot.com/...aray1-0kasmpasa.html