• 576
    ilk yarıda seri'nin az farkla dışarı giden ve ikinci yarıda falcao'nun kafayla aşırttığı ama silva nın cizgiden çıkardığı 2 tehlikeli şutumuz vardı.

    pozisyon olarak da babel'in altıpastan belhanda ya pas çıkarmadığı için kaçırdığımız net bir gol pozisyonumuz daha vardı.

    pozisyonlar haricinde real i ezim ezim ezen top göstermeyen paris takımına, maç boyunca oyunu sürklase etme fırsatı vermeden, başa baş koşu mesafeleri ve pas sayılarıyla birlikte denk bir oyun sergileyen takımımız, takdire şayan bir performans göstermiştir.

    yorum yapıp, asıp kesebilmek için maçı öncelikle 90 dakika dikkatlice izlemek gerekiyor.

    atıp, tutmaya, takımı gereksiz kötülemeden önce 1 değil 10 düşünmek gerekiyor.

    ben bu maç özelinde olumsuz yorum yapanların ya diğer takım taraftarı troller ya da futbolu skor odaklı değerlendiren sığ futbol izleyicileri olarak görüyorum.
  • 577
    2013 yılında şampiyonlar ligi çeyrek finalinde madrid deplasmanında 3-0 kaybedilen maçın rövanşında ali sami yen'de cristiano ronaldo'lu ispanyolları tir tir titretip, turun kapısından döndüğümüz o efsanevi karşılaşmayı herkes hatırlar. taraftarın desteğini arkasına almış eboue, sneijder, drogba golleri peşi sıra sıralamaya başladıkça, madrid'in hocası mourinho'yu sarmıştı bir telaş ve korku.. ve didier drogba'nın daha sonraları anılarında anlatacağı üzere maç sona erdiğinde jose oğlu gibi sevdiği fil dişili golcünün yanına gelmiş ve " korkmuştuk,gerçekten korkmuştuk, biliyorsun." diye yaşadığı kabüs dolu dakikaları itiraf etmişti.

    dün gece de arap sermayesini arkasına almış, yediği önünde yemediği arkasında istediği futbolcuları transfer edebilen, ağzında kocaman bir sakız ile maçın ilk dakikalarında takımı pozisyonlar bulup, kaçırdıkça kulübede şımarıkça hareketler yapan tomas tuchel, maçın ilerleyen dakikalarında diğer meslektaşları gibi ali sami yen cehennemi ile tanışmış oldu. "ortam bana anlatılandan çok daha farklıydı, çok daha yoğun bir taraftar baskısı altında oynadık" derken maçtan sonraki basın toplantısında, "sahada bir ara 2-2.5 metre boyunda adamlar gördüm, galatasaray bizim oyuncularımızı gerçekten yıprattı" şeklinde yaşadığı ızdırabı dillendiriyordu.

    "kaybetmeye de hiç niyetimiz yok allah'a şükür" diye bitirmişti fatih terim, paris saint-germain maçı öncesindeki basın toplantısını. o da fenerbahçe maçında oynanan oyundan memnun değildi ama başında olduğu takımın adı galatasaray'dı ve galatasaray'ın bugüne kadar yaptığı yapacaklarının teminatıydı. "biz rakibe saygı duyuyoruz ama onlar da bize saygı duyacaklar, burası bizim evimiz ve burada nasıl oynadığımızı herkes biliyor" derken, laf olsun diye konuşmuyordu hoca, oyuncularına da bunu aşılamıştı ki takımla daha üçüncü yahut dördüncü maçına çıkan karşılaşmanın yıldızı jean micheal seri maçtan sonra yayıncı kuruluşa şöyle konuşuyordu. "bizim için referans bir maç oldu. hocamız karşılaşma öncesi rakibinizi oynatmayın, bugün kendi sahamızda oynuyoruz. onlara galatasaray’ın gücünü gösterin dedi. bugün nasıl bir takım olduğumuzu herkese gösterdiğimizi düşünüyorum.."

    evet, galatasaray kaybetmesine rağmen "galatasaray'ın ne olduğunu" içte ve dıştaki rakiplerine gösterirken, "adamlarda cavani, neymar, nbappe var, bizi yerler, beşiktaş'ın rekorunu egale ederiz" diye "aptalca espiriler yapan" ve kombinesini, biletini devreden "sözde galatasaraylı taraftara" da "kafalarına kaka kaka hatırlatıyordu.

    tribündeki taraftardan sahadaki mücadeleye kadar, skor dışında herşey harikaydı dün gece. yüzlerce liralık fahiş bilet fiyatları ve karaborsanın da binli rakamlardan açıldığı bir kaç gün evvelki derbi gecesinin "sus pus seyircisi" gitmiş, "tribün yapmayı bilen" taraftar gelmişti adeta ali sami yen'e... şampiyonlar ligi müziği ile bağırmaya başlayan ve maçın son dakikasına kadar susmadan takımını destekleyen galatasaray taraftarı mecidiyeköy'deki kapalı tribün havasını taşımıştı adeta seyrantepe'ye. "müthişti taraftar, oyundan düştüğümüz anlarda bizi ayağa kaldırmasını bildiler" diye teşekkür ediyordu falcao 50 bin küsür sarı-kırmızılı aslana...

    maçtan önceki basın toplantısında "sistemlere takılı kalmamak lazım" diyen fatih terim, hem medya mensuplarını hem de rakip takım hocasını şaşırtacak şekilde iki kenar beki ve merkezde üçlü savunma ile çıkmıştı maça. sık sık dile getirilen marcao ve luyindama'nın arkasına atılacak uzun topların yarattığı sıkıntı donk ile giderilecekti. giderildi de sorun. içine beckenbauer kaçmış gibi hollandalı oyuncu sarkık libero gibi seken tüm toplarda "hızır acil" misali yerindeydi. fatih terim'in donk'tan asla vazgeçmek istememesinin nedeni budur, ryan donk ingiliz anahtarı misali nerede görev verilirse vazifesini başarıyla yerine getiriyor ve hocanın kadro ve sistem seçiminde elini rahatlatıyor. geçmiş senelerde ön libero oynayan ve orjinal stoperlerin sakatlık zamanlarında savunmada "yama" olarak görev alan donk, bu sene de üçlü defansın "liberosu" olarak karşımıza çıkıverdi. süpürücü olarak aralarına donk'u alan luyindama ve marcao da arkalarını düşünmeyince pozisyonlarında oldukça rahatladılar, özellikle luyindama tatlı sert yapısıyla di maria'ya nefes aldırmadı. iki stoper birer kez hata yaptı maçta, luyindama di maria'yi kaçırdı ikinci devre ama arjantinlinin golle burun buruna kaldığı pozisyonda muslera maç içinde bir çok pozisyonda olduğu gibi başarılıydı. marcao'nun ceza sahası dışında adamını kovalamakta"ağır kaldığı" bir diğer psg atağında da fransız takımı skorbordu değiştirmişti... rakibin bir anlık "hatasını" hemen değerlendiren böyle "tehlikeli" bir takımla oynamıştı galatasaray ve onlara da oyunun bir çok anında soğuk terler döktürmüştü. seri ve nzonzi ile birlikte maçın yıldızlarından biri de kalecimiz fernando muslera'ydı. özellikle ilk yarıda rakibin "erken gol" düşüncesini boşa çıkaran, galatasaray'ın da oyuna tutunmasını sağlayan en temel etmendi kaptan. "belhanda topu kaptırıyor, fransızlar pozisyon yaratıyorlar ve muslera kurtarıyor" şeklinde özetlenebilecek ilk devrenin iyisi muslera'yken, kötüsü de belhanda'ydı. faslı oyuncunun top kayıpları olmasa rakip takım belki de galatasaray kalesine bu kadar kolay gelemeyecekti ama her pozisyonda belhanda topu bir şekilde karşı takıma vermekten geri kalmıyordu. fatih terim kendisine büyük saygı duyuyor, oyun içinde belhanda'yı görmek istiyor, sakat hali ile derbide ve dünkü maçta yer alıp, yaptığı fedakarlık bizim için de önemli ama maalesef belhanda yine ilk geldiği sezona dönüş yaptı. feghouli gibi onu da yaz tatilinde oynamış oldukları afrika kupası yormuş olabilir ama bir an önce toparlanmalarını beklemek de hem taraftarın hem de takım arkadaşlarının hakkı. zira bir zincir en zayıf halkası kadar güçlüdür, özellikle "oyun kurucu" pozisyonunda görev yaparsan her daim hazır olmak zorundasın, yoksa kendinle birlikte takımı da aşağılara çekersin...

    orta alanda belhanda takım arkadaşlarına eşlik edemedi ama seri ve nzonzi yıldız gibi parlıyordu saatler gece yarısına doğru akarken. nzonzi zaten geldiği günden beri çıktığı her maçta sorumluluk alıp, yükün altına girmesini bilmişti de seri beklentilerden uzak kalmıştı. o da uyum sorununu aştıkça, başarılı olacak topçulardan biri olduğunu gösterdi seyredenlere fransız ekip karşısında. topu ayağına yakıştırdı, sorumluluk ve mücadelen kaçmadı, aksiyonun olduğu her yerdeydi ve formasını da sırılsıklam terletti maç boyunca fil dişili oyuncu. hele ki ilk devre "tiki takalarla" rakip ceza sahası önünde oluşturulan pozisyonda kaleye yolladığı top, bir iki santim daha içerden gitse, şampiyonlar liginde gecenin golünü atmış olacaktı seri... bu ikili gelecek maçlar için ümit verirken, belhanda'nın yerine lemina'yı düşünecektir fatih terim...

    bundan önceki maçlardan farklı olarak galatasaray taraftarının çok istediği "çift forvet" ile de hücüm hattını farklılaştırmıştı fatih hoca. babel kanattan ziyade daha çok falcao'nun yanında mücadele edecekti, rakip stoperleri o da meşgul edecekti, hatta pres de yapacaktı. elinden geldiğince bunları yapmaya çalıştı hollandalı oyuncu ama eğer bundan sonraki maçlarda ikili forvet oynayacaksak babel'in yerine andone ile başlamak daha verimli olacaktır. çünkü rumen oyuncu sahada kaldığı 25 dakika içinde gösterdi ki güçlü bir yapısı var, rakip savunmalar ile boğuşabiliyor, etkili pres yapıyor. son top becerisini henüz görme şansımız olmadı ama en azından babel kadar sadece "vurmayı" düşünmüyordur diye tahmin ediyorum. maske ile sahada yer alan oyuncu belhanda'ydı ama babel de sanki kafasında maske varmış gibi çevre kontrolünde uzaktı ikinci yarı başında falcao'dan ceza sahası içinde aldığı bir pasta, penaltı noktası üzerindeki belhanda'yı görse, maçın skoru ile ilgili farklı şeyler konuşabilirdik... kaybedilen maçlar ya da kaçan puanlar sonrası babel'in "yapmadığı asistler" konuşuluyor da futbol zekası ve kişiliğini bildiğimiz tecrübeli oyuncunun takım için ne kadar büyük değer olduğu zamanla ve hocanın görev vereceği değişik oyun sistemleri içinde daha çok ortaya çıkacaktır.

    falcao ile bitirelim. "form geçicidir, klas kalıcıdır" derler ya, kolombiyalı golcü sahada olduğu fenerbahçe ve paris saint-germain maçlarında topla yok denecek kadar az buluşmasına rağmen ne kadar kaliteli bir golcü olduğunu göstermiş oldu. derbide ceza sahasında top bir kez kendisine geldi, golü yaptı (ofsayt bayrağı kaldırdı hakem), dün gece de fırsatçılığını konuşturduğu bir kafa vuruşu son anda çizgiden çıkartıldı. önümüzdeki maçlarda "şeytanın bacağını kıracaktır" kaplan, bundan hiç mi hiç tereddütümüz yok...

    kaynak:http://ultrasmovement.blogspot.com/...int-germain.html?m=1
  • 579
    bu maçı kötü oynadığımızı düşünenlere katılmıyorum. ben fatih hoca'nın hazırlık maçlarından bu yana oynattığı oyunu beğenmeyen biri olarak bu maç özelinde tebrik ederim, takımı iyi hazırlamış. psg gibi dünya devi bir takıma, di maria'nın oyundan çıkıp yerini mbappe'ye verdiği bir takıma karşı oynanacak maksimum oyun buydu. beklerimizin yetersizliği ve kadrolar arasındaki uçuruma bakarsak 1-0 yenilmek sevindirmese de yıkım olmadı.

    maçtan önce yazarlara, kaç yeriz diye sorsaydık hiç abartmıyorum yüzde seksenimiz 3 farklı psg galibiyeti beklerdi.
    biz bu maçı kaybettiğimize sevinmiyoruz, rakibe göre oynadığımız, iyi oynadığımız için seviniyoruz. beklentisi hezimet olan bir taraftar tabii ki 1-0 için olumlu bakacak.
    psg bu grubun tankı olan ekip. karşısında duracak belki de turnuva içerisinde 5 takım vardır yoktur.

    neticede aynı istekli oyunu real madrid maçında da yakalarsak madrid'in bizden çekeceği var. inanın.
  • 580
    tribün performansı ve paris'e karşı oyunun belli bölümlerinde kontrolü ele alışımız ve seyir zevki sunan pas oyunumuz ile hafızalara kazınan maç olmuştur. takımda sivrilen oyuncular olarak luyindama ve seri'yi söyleyebilirim. belhanda ise yine istekli görüntüsüne rağmen çok kısa bir süre içerisinde üst üste pas hataları ve top kayıpları ile her zamanki gibi göze battı.

    bu maçtaki oyunumuz öz güvenimizi geri getirir ise bu muhakkak özellikle ligde bundan sonra oynayacağımız maçlarda çok farklı ve istekli bir galatasaray görmemiz olası. fatih hoca'nın "belki günü kaybettik ama önümüzdeki günleri kazandık" cümlesi de kendisinin buna inandığını gösteriyor.
  • 581
    bu maçta iyi oynadığımızı sananlar vardı ki buna hoca da dahil. sözde iyi oynadığımız maçta muslera kariyer maçlarından birini oynadı. sadece mücadele gücümüz yüksekti ve adamlar net golleri kaçırdı. rakibi oynatmamaya çalışmak daha kolay, top ayağımızdayken düşük pas temposu, patlaması olmayan oyuncular, yaratıcı olmayan ortasahalar ile ü - re - te - mi - yo - ruz.

    (bkz: 5 ekim 2019 gençlerbirliği galatasaray maçı)
  • 582
    bu maç ile ilgili 1 haftadır entry girmek istiyordum ama işlerimin yoğunluğu nedeniyle sürekli unutuyordum, bugüne kısmetmiş:)
    öncelikle maç öncesi atmosferiyle ilgili bir iki kelam etmek istiyorum.
    3 gün önce oynadığımız derbi maç* ile zerre ilgilisi yoktu.
    o gün maça gittiğimde tribün aptal gibiydi. kimse ne doğru düzgün bağırabiliyor, ne de organize şekilde tepki gösterebiliyordu.
    bu maçta ise tribünün çok farklı olacağı belliydi ve öyle de oldu.
    maça gelirsek;
    herkes çok pozisyon verdiğimizden bahsetmiş haklı olarak ama dünya üzerinde psg takımına pozisyon vermeyecek bir takım yoktur.
    bize karşı 5 net pozisyon buldular, başka bir kulübe karşı 7-8 bulurlar ama her şekilde bulurlar. dünya üzerinde hızlı çıkma konusunda bence ilk 3'ün içindiler.
    biz ne oynadık diye soracak olursanız.
    orta saha 3'lümüzden belhanda rezil bir futbol oynadı. maske etkisi ne kadardır bunu bilemem ama ilk yarıda bir çok pozisyonda eksik yakalanma nedenlerimiz başında marcao ile beraber geliyorlardı.
    seri ve nzonzi psg seviyesi için çok iyi oynadılar.
    basit oynadığında babel çok faydalı oldu.
    falcao'nun ceza sahası içinde topa her dokunuşu bir şekilde faydalı oluyor.
    luyindama çok iyiydi ama mariano yorulduktan sonra o taraftan çok geldiler. herkes luyindama olarak düşünse de, asıl nedeni mariano'ydu.
    19 yıl önce 14 şubat 2001 tarihinde deportivo ile sahamızda bir maç oynadık. 1-0 kazanmıştık ama oyun olarak bu maçtan daha fazla ezilmiştik. ki rakip bu psg kadar güçlü de değildi.
    tecrübeli ve oturmuş bir kadromuz, ayrıca bu tarz maçları iyi oynayan bir hocamız olmasına rağmen...
    bunu niye yazdım, çünkü herkes o günleri anlatıyor. evet o günlerde kazanıyorduk, kazanabiliyorduk ama maalesef makas bu kadar açık değildi.
    şimdi yüksek seviye takımların kadroları ve oyun yapıları çok başka bir yere gitmiş vaziyette.
    o yüzden psg'ye 1-0 kaybetmek ve 4-5 pozisyon vermek dünyanın sonu değil.
    bayern mühih'in son şampiyonlar ligi finalistine deplasmanda 7 gol* attığı bir arena burası...
    ve oynadığımız takım bayern seviyesinde, tam takım olduğunda onun bile üzerine çıkabilecek kapasitesi var.
    biz çok iyi mücadele ettik, bazı anlarda iyi şeyler gösterdik.
    bunu ne abartmaya, ne de yerin dibine sokmaya gerek yok diye düşünüyorum.