• 1
    galatasaray lisesi mezunu, georgia institute of technology ve koç üniversitesi'nde öğretim üyesi, ntv de tadı damağımda isimli programı sunan, milliyet gazetesi'nin cadde ve pazar eklerinde gastronomi ile ilgili harika yazılar yazan, yazılarının arasına galatasaray futbol takımı ile ilgili de birkaç cümle sığdıran gurme, koyu galatasaray taraftarı. çok seviyoruz kendisini.
  • 5
    galatasaray'lı olduğunu öğrendiğinde en çok sevindiğin insanların listesini yap deseler vedat milor ilk 5'ime hatta ilk 3'üme girer, öyle seviyorum ben bu adamı. köşe yazılarındaki üslubu, hayatta başardıkları ve beni en çok ilgilendiren kısım olan damak zevki. alkol kullanmıyorum fakat şaraplar konusundaki titizliği, deneyimi, bilgisi takdir edilmesi gereken bir husus. yemek ve yenilebilecek şeylerdeki damak kalitesi ise hepinizin malumu. bunu tavsiye ettiği lokanta ve restaurantları ziyaret ettiğinizde bizzat anlıyorsunuz. bunlarla ilgili en önemli deneyimimi gaziantep'te yaşadım. gürcü göçmeni balıkesir'li bir sülaleyiz, balıkesir küçükbaş hayvancılıkta ülkemizdeki en önemli şehirlerden birisi belki de en önemlisi(bu yargıya hayvan sayısından ziyade, restaurant ve kasaplardaki kullanımı düşünerek vardım). iyi kebap, iyi et denildiğinde de akla koç kuzusu gelir. en önemlisi de sülaledeki her torun gibi dedem sağolsun küçüklüğümden beri et ve etli yemekler her zaman baş sırada gelir. fazla özele girmeden sadede gelirsem. geçen kış, 12 kişilik bir arkadaş grubuyla gaziantep'e lezzet turu düzenledik. bir kaç tavsiye aldık ve gezi planımızı yaptık çünkü vakti olabildiğince efektif kullanmak zorundaydık. işte vedat milor burada devreye girdi... sabah 07:30-08:00 gibi iniş yaptık, orkide pastanesinde-bir kaç şubesi varmış, bulunduğu mahalleyi bilmiyorum ama geniş bahçeli ve bahçesinde büyük hayvan maketleri olanıydı bizim gittiğimiz- kahvaltımızı yaptık(antep fıstığı hastası ve lezzetli şeylerle muhattap olduğumda pisboğazlığımla övünen ben 2 tabak katmer yedim, eminim daha iyisi vardır fakat gayet iyiydi). çeşitli peynirler, hamurlu aperatifler, yöresel bir kaç lezzet derken güzel bir kahvaltı yaptık. sonrasında dolan midelerde yer açmak için hareket etmek gerek düsturuyla bakırcılar çarşısına yöneldik, aileye hediyeler, dükkanları dolaşmalar, fotoğraf fasılları derken midelerde gerekli yer açıldı ve hayatımda yediğim en güzel ikinci eti yediğim mekana üstad vedat milor sayesinde gidiyorduk, halil usta. bilen bilir mekanın gün içinde kaç saat açık kaldığını. meraklı ve telaşlı bir biçimde bindik araca, gps nimetinden faydalanarak çabucak vardık mekana. vardığımızda ilkokul öğrencileri dükkanın önünü sarmıştı, otopark mevzusuyla ilgilendiğim için tam göremedim fakat lahmacun gibi birşeyler alıyorlardı. sormadım nedir? n'oluyor? diye. sağ salim dükkana girdiğimizde içerde fazla insan yoktu, önce bir "allah allah" demedim değil. çünkü vedat milor'un bahsettiği mekan bu kadar az rağbet görüyorsa yerli ahalinin damak zevki içler acısı durumda olmalıydı. fakat biz girdikten yaklaşık yarım saat sonra boş tek bir sandalye dahi yoktu. sanırım acun'un yarışmalarından birisi -hangisidir bilmiyorum, pek alakam yok- o hafta gaziantep'teydi, içeridekilerden üçü acun, hülya avşar ve ali taran. ancak mekanın takdir ettiğim en önemli özelliklerinden birisini görmeme vesile oldukları için onlara teşekkür etmem lazım o da şudur ki; yaklaşık yarım saat bazen içeride bazen dışarıda beklediler. ünlerinin, şanlarının, paralarının onlara sağladığı en ufak bir avantaj yoktu(yedikleri porsiyonlara dikkat etmedim orada biraz torpil geçmiş olabilirler ama yine de sanmıyorum), hiç bir garson bir masaya gidip de "abi bi yer açsanız da otursalar" gibisinden bir şey söylemedi. insan gibi ayakta beklediler, boşalan ikinci masaya(onlardan önce gelen bir grup vardı) paşa paşa oturdular... yediklerimize dönersek eğer; kıymalar gayet iyiydi. fakat artık milyon çeşit kebapçı olduğu için tecrübeli çok usta var, malzeme kalitesi aralardaki farkı belirliyor genelde, buradaki malzemeler de gayet kaliteliydi dersem yeterince açıklayıcı olur sanırım. salata; yarabbim o ne güzel bir karışımdır. olur da bu entryi okuduktan sonra gitme fırsatına nail olursanız sakın çatalla yemeyin o salatayı, hakaret. kaşıklayarak, suyuyla birlikte... gelelim assoliste, küşleme. aklıma nezaman gelse gelsin tükrük bezlerim çalışmaya başlıyor. anlatılmaz, tadılır, yenilir, yutulur. akşam yemeğinden önce halfeti kasabasını gezdik, görülmesi gereken bir yer. mevsim kış olduğu için hava müsait değildi fakat tekneci arkadaşların söylediklerine göre yazın gölde yüzülüyormuş. o minareden balıklama atlamak, kısmet olur mu bilmiyorum ama yapılacaklar listemde var. son durağımız, imam çağdaş. kuşbaşılı ali nazik, patlıcan kebabı, baklava vs. yediğimiz her şey gerçekten çok lezzetli ve kaliteliydi fakat halil usta'dan sonra kontrast etkisi kaçınılmaz bir sondu, ustaların eline sağlık. ancak önemli ve güzel bir şey öğrendim orada. "baklava nasıl yenir?" bilmeyen renkdaşlar için izah edeyim; çatal baklavaya saplanır, baklava alt kısmı yukarıya bakacak şekilde ters çevirilir, ağız ya da tercih edilen lokma büyükliğüne göre ısırılır ve ya komple ağıza alınır, dil yardımıyla baklavanın alt kısmı damağa bastırılıp şerbetin yavaşça ağzın tamamına yayılması sağlanır, dil yardımıyla baklava damaktan aşşağıya indirilir, çiğneyerek tüm ağız ve baklavanın üst kısmındaki alta göre daha kuru olan hamur katları şerbete doyurulduktan sonra afiyetle mideye indirilir. unutmayın kaliteli ve lezzetli şeyler aceleye gelmez, yavaşça yeyin.

    teşekkürler vedat milor, biz yemek severleri kaliteli lezzetlerle tanıştırdığın için.

    not: bakırcılar çarşısında bir tespihçi vardı, başka tespih dükkanı var mı bilmiyorum fakat fıstık, baharat, kuru domates, patlıcan vs. satan dükkanların olduğu kapıdan girince yukarıda soldaydı. kehribar ve kuka almıştım kendisinden fakat asıl mesele bu değil. deve dişi, sedef işlemeli kolleksiyonluk bir tespihi vardı adamın. bana fiyat çekmemişti. yolu düşen birisi fiyat alabilirse çok memnun olurum.

    allah kimseyi açlıkla imtihan etmesin.
  • 6
    muhteşem bir cv'ye sahiptir.

    galatasaray lisesi'nden sonra boğaziçi üniversitesi ekonomi bölümü'nü yüksek şeref derecesi ile bitirdi.

    bir dönem london school of economics'te eğitim gördü.

    amerika'ya berkeley üniversitesi'ne gitti, sosyoloji doktorası yaptı.

    1986 yılında doktora tezi için bir yıl fransa'da kaldı.

    doktora tezi "planning and economic development in turkey and france: bringing the state back in", 1990 senesinde amerika'da, american sociological association tarafindan senenin en iyi doktora tezi seçildi.

    doktorası bitip askerliğini de yapınca dünya bankası'nda işe başladı.

    iki yıl süren görevinde bir süre de kemal derviş'le çalıştı.

    sonra brown üniversitesi'ne, sosyoloji bölümüne asistan profesör olarak girdi.

    princeton üniversitesi'nde institute for advanced study'ye davet edildi, bir yıl misafir öğretmenlik yaptı.

    stanford üniversitesi'nde hukuk okudu. ilk yüzde 10'a girerek bitirdi.

    aynı okulda yardımcı profesör olarak çalıştıktan sonra bir ara bir şirketin hukuksal işlerine baktı.

    daha sonra georgia teknoloji enstitüsü'nde, öğretim üyeliğine başladı.

    milor orada politik ekonomi, istanbul koç üniversitesi'nde ise uluslararası ilişkiler dersleri verdi.

    aslen konya'lı olan vedat milor, linda s. milor ile evlidir. çiftin 2002 doğumlu ceylan handan adında bir kızı vardır.
  • 13
    oldum olası gurmelerden nefret ederim. dünyanın her yerini gezip, farklı mutfaklardan çıkan yemeklerin, şarapların tadına bakıp üzerine bir de para kazanıyorlar. aslında nefretimin sebebi kıskançlığım. ancak vedat milor abimizi çok seviyorum. sanki aileden birisi gibi, gözündeki ışıltıdan anlıyorsun samimi adam olduğunu. üzerine galatasaray sevdalısı, e sevmeyelim de taşa mı dönelim ?

    ancak vedat abimiz dışındaki gurmelere bir sözüm var, sizlerden nefret ediyorum. *
  • 16
    galatasaray baskani olsam kesin yonetime alirdim. cok egitimli ve kariyerli olmasinin yaninda, onemli bir yildizi getirmek icin kulup baskaniyla gorusmeye* gittigimde yanimda vedat beyi de alir, onun engin yemek kulturu ve hos sohbetiyle karsi tarafi hayran birakip transferi tamamlardim. bu da boyle bir fantezi iste. o olmadi bir gun vedat milor'la ayni masada yemek yedik o da olumlu.*
  • 23
    geçenlerde instagram videosunda tabağında mavi yengeç vardı.mangalının güzel olduğunu ve mangala girerken yengecin canlı olması gerektiğini söyledi.

    normalde bu tarz söylemlerden nefret ederim.hayvanların diri diri pişirilmesi,yakılması igrenç bir olay fakat adam öyle tatlı anlatıyor ki kızamadım vedat abi'ye.

    bu arada ufak bir detay,dalyan bölgesinde bende mavi yengeclerin tadına bakmıştım.iyi pişirildiği zaman cidden lokum gibidir ve çok lezzetlidir ve anlatılanlara göre bu mavi yengeç dostlarımızın etinde afrodizyak özelliği de vardır.biz zamanında 3 erkek tatile gittiğimiz için pek bir etkisini göremedik sanırım.
  • 24
    sadece yarım dönem de olsa işbu girdinin yazarının hocası olması vesilesiyle şeref duyduğu; sözlük yazarlarının bile irite olabileceği derecede galatasaray fanatiği; galatasaray ile alakalı hususlar dışında ağzından eşek kelimesi dahi çıkmazken konu galatasaray olunca gün ışığıyla ilk defa buluşan küfürleri eden inanılmaz iyi bir insan ve galatasaraylıdır kendisi.

    2005 güzünde sarıyer sırtlarında ismailenver ile vedat milor arasında 3-3 biten fener-schalke maçı sonrası gerçekleşen aşağıdaki diyalog gün ışığıyla ilk defa buluşan nağmelere örnek olup galatasaray sözlük yazarlarının tahayyül edebilmesi için girilmiştir;

    -ismailenver: hocam lincoln diye brezilyalı vardı adamlarda ama tam avrupai...öyle çalımcı değil dikine gidiyor sanki alman panzeri...

    -vedat milor: ismailenverciğim tabi taraflar ellerinden geleni yaptılar ama...çıktılar mı sınıftan???

    -ismailenver: kim hocam?

    -vedat milor: neyse çıkmışlar, o volkan'a var ya o volkan'a böyle maraş usulü şireli sucuğu batırıp batırıp çıkardı lincoln...

    -ismailenver: hoc...

    -vedat milor: en sonunda da ayağının altından kaçırdı muska oldu ehueheu...

    -sınıfa girenler olur-

    -vedat milor: işte öyle ismailenverciğim şimdi ayrılmam gerek ancak yetişirim zira biliyorsun pandeli ikindiden sonra kapanıyor bilahare bunu konuşuruz...