• 3
    eğer ;
    sarı-kırmızı bir renk uğruna düşmüşsen, dünyanın tüm yollarına ...
    bu formayı karşılıksız sevmişsen… annen gibi...baban gibi…
    bu armaya bağlıysan, balın peşindeki arı misali…
    karakışlarda terketmediysen , daha da çok sarılmışsan ona…
    hiç bir şey beklemeden koşmussan yanına..
    onbinlerin arasında, tek başına kalıp zülme uğradığında bile,
    asla yalnız yürütmediysen onu..
    herkesin sustuğu, rakiplerin coştuğu , en ümitsiz anlarda
    haykırmışsan sevgini ölümüne…
    bir pideyi , bir ayranı bölüşüp, hayatı paylaşmışsan tribünlerle…
    ona göre ayarladıysan evrenin tüm saatlerini…
    adamışsan ömrünü, yüreğini, servetini ...
    herkes aile, sevgili için zevk-ü sefaya,
    sen en zor şartlarda onun için cefaya gidiyorsan ...
    karanlıkta mum olmaya, uğrunda erimeye hazırsan…
    onu yaşıyorsan her an…
    gurbet ellerde adı bile hasretten kalbini yakıyorsa ...
    herşey onsuz eksik, herşey tatsız, herşey yarım kalıyorsa…
    en acı mağlubiyette gururla takıyorsan atkını...
    tarifsiz bir kederde bile inadına dalgalandırıyorsan bayrağını...
    hezimette dahi, için parçalansada,
    başını eğmiyorsan öne, dik, dimdik yürüyorsan mahallende…
    onunla gülüp, onunla ağlıyorsan...golleri yaşamına değer katıyorsa..
    öfkelenmek, sevinmek, üzülmek onunla ortaksa ;
    tek daim sevdan oysa, alnına ve kadere yazılmışcasına…
    huzur buluyorsan, mutluluk duyuyorsan, yanında her anında..
    yaşamın anlamı ;
    ölüm allahın emri senden ayrılık olmasa ; diyorsan…
    aslan gbi kükrüyorsan, ırmaklar gibi coşuyorsan, zaferlerinde…
    şarkılar, besteler söyluyorsan çocuklar gibi her yerde…
    herkes senin bu aşkını biliyorsa…
    vazgeçmeyeceksen hiç bir şartta…
    bildiğin tüm yollar ona çıkıyorsa…
    onsuz nefes alamıyorsan…
    sen ...
    taraftarsin…
  • 7
    zaman zaman kendini lord zannedenleri de içinde barındıran grup kavramı. böyle düşünenler alınmasın, kaynak da göstermiyorum ancak bir blogda az önce fernando meira'nın "ben bu kriz döneminde 6.5 milyon euro edeceğimi düşünmezdim" açıklamasına "ha şunu bileydin. tabii ki etmezsin. zaten galatasaray sağlam kazıkladı zenit'i." şeklinde bir yorum getirildiğini görünce dayanamadım. doğal olarak böyle yorumlardan sonra insanın ilgili şahsa "sen kimsin len?" şeklinde bir soru sorası geliyor. hani bu senin düşüncen olabilir, ama bunu neden kitlelerle paylaşma ihtiyacı hissediyorsun ki? ben de madrid'in robinho'yu manchester city'e çok fena çaktığını düşünüyorum ama direk adama sallamıyorum. "sen kimsin len 6.5 milyon euro edeceksin" ağır bir cümle. karşılığında giden oyuncu "sen kimsin len 6.5 milyon euro etmiş adama sallıyorsun" şeklinde cevap hakkı bulamıyor. yapmayın bunu. ya da yapın anasını satayım, nasıl olsa değişen bir şey olmayacak.
  • 9
    bu ülkede hiçbir değeri olmayan, en ufak bir saygı ve anlayış göremeyen güruhtur. maçları takip eder, imkanı varsa gitmeye çalışır; anne babası söylenmeye başlar. parasını verip bilet almaya çalışır, karaborsacıya muhtaç bırakılır. aynı parayı verip bir gece kulübüne ya da bilmemnereye giden insanlar "beyefendi" olur, taraftar ise çapulcu diye nitelendirilir. belediye otobüsünü ateşe verenlere polis dokunmaz ama takım otobüsünü karşılamaya çalışanların canına okur. ne idüğü belirsiz herkes okulda istediği yere stand açar, ama taraftar grupları açamaz. herkes hıncını çıkarır, taraftar ise gönülden sever...
  • 12
    bir camianın en etkili organizmasıdır taraftar, bu yüzden üzerine çok fazla sorumluluk düşmektedir.
    galatasaray beni üzdüğünde değişik bir haz duyuyorum, bu duyguyu hissettirdiği için, yani bu duyguyu hissetmek de kötü değil ki, yine kendimizi düşünüyoruz aslında insanın bir şeyi severken mutluluğu, mutsuzluğu göze alması gerekir; nasıl ki özel hayatlarda yeri geliyor üzülüyor yeri geliyor bulutlarda yürüyorsak, bu da aynısı aslında. nasıl ki çok çok sevseniz bile "bunu hak etmedim" diyebiliyorsanız; galatasaray için de bunu diyebilirsiniz; bence gayet normal.
    ancak ağızdan çıkan lafın geri dönüşü zordur, bugün hakaret edersen, onu bunu gönderirsen yarın da "hey aslanlarım" deme hakkına sahip olamazsın. hayal kırıklığı mı yaşıyoruz? kesinlikle evet! her gün "bu kadro nasıl bu hale gelir, yazık değil bu taraftara" cümlesini belki beş kere kuruyorum ama henüz "lanet olsun hepsine, şu adam takımdan bir defolsun gitsin, bu adamın takımda yeri yok" diyemedim. olmaz işte bu, böyle olmaz. eleştirilir, yorumlanır, "şu maçta şöyle oynadı" denir, "bu değişikliğin anlamı ne" diye sorulabilir; hatta "bu takımın ağırlığını kaldıramıyor, gitmesi daha sağlıklı olur" da denilebilir.
    unutulmamalı ki bu kulübün taraftarlarıyız biz; ne yöneticiyiz ne başka bir şey ve taraftarın ne kadar önemli olduğunu yönetim biliyor. alınan acele kararların çoğu böyle kriz anlarında taraftarı yatıştırmak için alınmıştır, tıpkı skibbe'nin gönderilmesi gibi. o yüzden taraftar tepkisini gösterirken, kestirip atma, gaza gelme yollarını seçmemelidir ki yönetim de sağlıklı karar alabilsin. hele hele zaten umutların tükendiği bir anda "o teknik direktör gitsin başkası gelsin" ya da "bu oyuncu defolsun" denilirse yine yönetime acil ve alt yapısız karar aldırılmış olunur. gaza gelen*, istifa meraklısı taraftar olmak "başarıya endeksli taraftar profili" tanımına girer; ama burdan "aman da seviyorum, yenilsinler hiç önemli değil" tarzı taraftarı da "ideal taraftar" olarak nitelemek yanlış olur. nacizane fikrimce "yanlışlar var, düzeltilmeli, taraftarın hayal kırıklığı tamir edilmeli, yenilsen de bu renklerdeyiz ama yapabileceğimiz halde yapılamadığını görmek üzüyor bizi" demeçleri veren, soğukkanlı olan ve bekleyen (hele ki 5 hafta beklemek hiçbir şey kaybettirmeyecekse artık) taraftar makbuldür.
  • 15
    bazen çelişkiler yaşaması nedeniyle takımına da çelişkiler yaşatan, takım üzerinde ki en etkili sebeplerden birini oluşturur bu topluluk. herkes aynı şekilde düşünmez düşünemez bazen, ki haklılar da... takımına zarar vermediğini düşündüğü sürece eksikleri, hataları, görmek istediğini söylemelidir elbette geçmişini hatırlayarak, ağır eleştiri yapmadan... üzmeden, üzülmeden... ne olursa olsun yine aynı renklere gönül veren, tek bir şey etrafında toplanabilen bir topluluğa da böylesi yakışır zaten...
  • 20
    kimileri çok vefasız, çok karaktersiz olabiliyor. gerçi bunlara taraftar demeye dilim varmıyor. başarıdan başka bir şeyi kabullenemeyen, çıkarcı, sömürücü insanımsılar. galatasaray taraftarı, fenerbahçe taraftarı, beşiktaş taraftarı... hiç farketmez. her takımda var bunlardan ve can acıtıyorlar.
    sen kimsin ki hasan şaş'a telefon fırlatıyorsun, sen kimsin ki rüştü reçber'e tekme atıyorsun, sen kimsin ki serdar bilgili'nin yüzüne karşı ana avrat küfür ediyorsun?
    kulübüne hiçbir katkısı bulunmamış adamlara tepki gösterirsin bunu anlarım,* ama kulüp için yaptıkları belli olan, yenilgiye senden benden çok üzülen adamlara bu terbiyesizlikleri* yapma hakkını sana kim veriyor?

    **
  • 21
    çoğu destekleme değil yargılama peşinde koşmaktadır. yıllardır neredeyse yüzlerce maymunluk görsek de bence bunun oldukça acı iki örneği vardır. birincisi galatasaray'ın efsanelerini teker teker çiğnemeye başlaması, bitirmesi ve ezberletilmiş yorumlar yüzünden taraftarın ağzını bile açmaması, hatta "zaten takımın içine ettiler, iyi oldu" moduna geçip taraftarlıktan çıkmasıdır. ikincisi ise allahtan galatasaray'da yaşanmamıştır.

    (bkz: ahmet dursun seba gitsin)
  • 22
    tribünlere, salonlara dolana kadar ancak ve ancak uzaktan izleyebilen, bu süreyi boğazında bir yumru ile geçiren demektir taraftar. birileri pazarlık ediyor, bir gün duyuyoruz ki o futbolcu gitti, öbür gün şu mu alınacak acaba dedikoduları... elimiz kolumuz öylece bağlı. basketbol takımının antrenörü değişiverir, ancak bakakalırız öylece, seyirci olmanın çaresizliği çöker bünyelere.

    bu kadar yorum yapmamızın, birbirimizle paylaşmamızın, eleştirmemizin, kızmamızın sebebi yapacak başka bir şeyimiz olmayacağındandır şu süreçte. birileri sevdan uğruna masalarda avroları konuşurken, biz ancak gün sayabiliyoruz. öyle haberler döner ki yüreğine işlemiş sevgiyi kirletmeye kalkan, yine de dimdik durmaya çalışır taraftar. zordur seyirci kalmak, elinden bir şey gelmemek.

    hazırlık maçları oynanır, sistemi çözmeye çalışır, neler dönüyor anlamaya çalışır, nerdeyse yine etkisiz elemandır taraftar.

    ne zaman mı sıra gelir kendisine? sezon açılır, doldururuz ali sami yen'i, geçeriz ekranlarımız karşısına, 12. adam oluveririz. salonlara akarız, "teker teker geçiyoruz turları" diye çığlık atarız, biz oluveririz. o vakit masabaşındakilerden, kendinden bağımsız dönenlerden daha da etkin hale geliverir taraftar dediğin. sahada koşan 11 futbolcuya, zeminleri terleten sporcularının tam da armayı taşıdıkları yerdeki yüreklerine kendi sevdasını bölüştürüverir. biz olur, o vakit kendini aciz hissetmenin acısı geçiverir.

    aslında taraftarın ve bağlandığı armanın yaz tatilinde ayrı şehirlere düşmüş iki sevgiliden farkı yoktur. uzaktan uzağa görüşülür ve sonbaharla kavuşulur. sonbaharın yaklaşmasını sevmektir bazen taraftar olmak.
  • 23
    taraftar bir evin 3 kardeşinden biridir. bazen çok yaramaz, bazen çok efendi, bazen ise çok şımarık. kimi zaman kıskanır, kimi zaman kibirlenir, çoğu zaman ise hırsından kavga gürültü çıkartır. fakat yine de kardeştir. ne olsun istersin ne de ölsün.
    ülkemizde hiçbir zaman taraftarın taraftar yerine konulup ihtiyaç ve eğlence unsurunun karşılanabilmiş olduğunu ne yazık ki göremedim. hiçbir maç öncesi de stadyuma doğru yaklasırken sağda solda kurulmuş fan fest alanlarını, yani taraftar için kurgulanmış eğlence yerlerine rast gelemedim. bunlar aslında birer kültür olgusudur. maçtan saatler önce ailesi ile ya da arkadaşlarıyla birlikte gelenler için müthiş bir aktivite, benzersiz bir organizasyondur. çünkü tribünde sadece maç izleyip evimize dönmek yerine, tribünde olmadan önce özel alanlarda eğlenip daha sonra stadyuma girmek, maçı büyük bir keyifle izlemek ve sonra ise oradan ayrılmak harikulade olacaktır. hatta emin olun böyle bir imkanımız olsaydı, ülkemizde oynanan futbolun adı çok daha farklı anılırdı. ve hatta insanlar maç günü küfür etmek yerine eğlenmeye gelebilirlerdi.

    böyle bir durumda gerçekten iki yönlü pozitif etkiler oluşur. örneğin, futbol delisi bir adam ve futboldan haz almayan bir kadın. bu iki eş ve sahip oldukları çocuklar için futbol maçına ailecek gitmek gerçekten imkansız gibi duruyorken, bir anda mümkün bir hal alabilir. tabii ki bunun olabilmesi için eğlenceye teşvik kültürünü aşılamamız lazım. o gün sadece babanın maça gittiği gün olmayacak. tam tersine baba ve ailesinin birlikte vakit harcayabileceği enfes bir pazar günü halini alacak.
    bu dediklerim anlaşılması ve uygulanabilmesi hiç zor olmayacak nitelikte olan önerilerdir. imkansız değildir. keşke böyle ufak detayları değerlendirmeye alıp el birliği ile yükselsek. bunu yapabilmek zor olmasa gerek.
  • 24
    her ülkeye göre değişen bir profildir. ülkemizde herkes illaki bir büyük takım tutar yani şehrinin,semtinin yahut mahallesinin takımını tutan taraftar sayısı çok azdır. bunu ülkenin gelişmişlik düzeyiyle ilişkilendirebilirsiniz ama bu çok az ülkede görülen bir durumdur. bizim dışımızda portekiz'de böyle bir profile sahiptir. ama ingiltereye dönüp baktığınızda adamların köklü bir futbol kültürü olduğundan dolayı herkes kendi bölgesinin takımını tutuyor.

    hiç unutmam 3 yıl önce bir futbol mundial programında seyretmiştim ; 4.lig'de mücadele eden bir takım vardı adamların kasabası 4-5 bin kişilik stadda 3 bin kişilikti ve her maç full doluyordu, işin ilginç tarafı aynı kasaba'dan fanatik bir iş adamı işleri dolayısıyla bölgeye çok uzak bir yerde oturuyordu ama adam her 2 hafta'da bir takımını seyretmek için kilometrelerce yol gelip maçı seyrediyor ve yine aynı yolla geri dönüyordu. bu adam bölgenin çöpçülerinden biriyle * kulübün bir taraftar forumunda tanışmış her maça beraber gidiyorlardı. işte o zaman kendimce taraftar kelimesinin anlamını öğrenmiştim.