• 1
    mevzu;

    (bkz: 11 aralık 2013 galatasaray juventus maçı)

    o kadar güzel bir gündü ki, elbet herkesin çok güzel bir hikayesi vardır bu günle ilgili bence.

    neyse, o gün okula (çukurova ünv.) gittim. iş hukuku dersi vardı herhalde tam hatırlamıyorum. önce bir dersliğe gittik. içimize sinmedi. kalktık karadeniz kafeye gittik. hava soğuk, içerisi tıklım tıklım. yukarı köşedeki televizyondan maçı izliyoruz diyeceğim de ne olduğu belli değil televizyonda. bildiğin dinliyoruz. derken ercan taner'in sesi duyuldu: "drogba indirdi ceza sahasına sneijder goooollll allahım gooooooolll". bütün kafe yıkıldı be kardeşim. o gün orda nasıl bağırdıysam maç bitince kafeden çıktığımda bildiğin sesim çıkmıyordu. kafeden böyle çıktık resmen;

    http://resmim.org/...1a7579941ca2eb96.jpg
  • 2
    o zaman 6 yaşında olan yeğenimi kestaneden değil gerçekten galatasaraylı yaptığım maçtır ki günün anlam ve önemine binaen kendisine de ertesi gün sneijder forması almıştım hediye olarak. galatasaraylı olduğu an ise benim heyecanımla neşelenip maçı izlerken golde benim william wallace misali haykırışım hoplayıp zıplayışımız, o zehri damarlarında dolaştırmaya başladı. artık ben de maçları izleyeceğim dayı seninle, cimbombom falan diyordu maç bittiğinde:)
  • 5
    lise sondaydım. maçın başlama saatiyle okulun bitişi arasında yaklaşık yarım saatlik ara vardı. lise son olduğu içinde devamsızlığı idareli kullanmak gerekiyor, malum ygs-lys çalışmaları için.

    neyse okuldan çıktım, eve otobüsle yaklaşık 20 dakikada varıyorum. ama otobüs önce otogar tarafına. yani evimizin olduğu tarafa, sonra geri dönerek çarşıya gidiyor. okul çıkışı ilk otobüs olduğu içinde çok kalabalık oluyor ve genelde herkes çarşıya gidiyor. şoförler otogara gidip gitmeyen olduğunu sorup, giden yoksa direk çarşıya gidiyor zaman kaybı olmaması için. bende normalde hep ikince otobüsü beklerim, o kadar kişiyi otogara götürüp küfür yememek için. zaten 10 dakika sonrada geliyordu ikinci otobüs. ama o gün maça yetişmek için tıklım tıklım olan ilk otobüse bindim ve o soru geldi: ''otogarda inecek var mı?'' ön kapıdan en son binip çok ilerlememiştim zaten, sessizce ''var'' dedim. sinirli bakışlar ve söylenmeler eşliğinde gittik otogara ve maça yetiştim.

    çarşıda bir yerlerde izleyeceklerde benim yüzümden geç kalmış olabilir, ama otobüsçülerin suçu direk çarşıya giden başka araç koysalarmış.
  • 6
    işten izin alıp, ehliyetimi çıkartmak için emniyete gitmiştim. kan grubu kartımı bulamadım, sonra dedim ki hemen bir özel hastane bulup çıkartayım. koşa koşa gittim bir hastane buldum, işlem yaptırdım, kan verdim. sonra bekleme alanında laborantlar ve bir iki doktorla maçı izlemeye başladık. sonunda o malum gol geldi. ben, laborantlar, doktorlar falan birbirimize sarılıp goooool diye bağırmıştık. hayatım boyunca unutacağımı sanmıyorum.
  • 8
    (bkz: evlilik)
    evet beyler doğru okudunuz evlilik.

    maç ertelendiğinde ertesi güne kadar hiç uyumadım. sabaha kadar twitterda, sözlükte, telefonda bilet kovaladım. olur da gidemeyen olur da yırtık biletini verir diye. tribüne yakın çok arkadaşım var illa biri ayarlar dedim. olmadı. hatta nette birçok trolle uğraştım ama bulamadım.

    sabah olduğunda o zaman sevgilim şuan hayat arkadaşım olan harika insan iş yerinden kombine bulduğunu söyledi. bir de onu ta karşıdan mecidiyeköy'e getirdi.

    ulan işte o gün hem cimbom hem de ben tur atladık.
    tamam evlenmeyi düşünüyorduk ama benim için yapamayacağı şey olmadığını anladım.

    hatta benim yapamadığımı yapabilecek biri olduğunu gösterdi.
    bir kombineyle bana evlenilmesi gereken insanın tanımını yaptı.
  • 9
    askerdeydim, askerde dediysek öyle er falan değilim koskoca* asteğmenim. askere gidenler bilirler revirde çalışan rütbeliler sırf beyaz giyinirler üstlerine kazak hırka vs giymek yasak olduğu için de soğuk havalarda siyah pelerin alabilirler. kış günü haliyle soğuk, benim de üzerimde bi hemşire hanımdan yürüttüğüm pelerin var. revirin çay ocağına oturdum -kışla ufak bi yer olduğu için pek kimse yok- 2-3 askerle birlikte maçı izliyoruz. derken sneijder golu atıyor ben revir, başhekim askeriye falan dinlemeden kollarımı açıp koridorlarda koşuyorum. kollar kalkınca pelerin düşüyor haliyle tüm revir goool diye inlerken başhekimin* sesi yankılanıyor koridorlarda noluyo lan kahve mi burası ! sessizce yere düşen pelerini alıp köşeme kıvrılıyorum. tabi o an kalan dakikalar geçmek bilmiyor ama nihayetinde geçti tabi dakikalar geçti maç bitti, günler geçti şafak bitti...
  • 10
    sınıf öğretmenliği bölümü okuyan üniversite 3.sınıf öğrencisiydim. 11 aralık çarşamba günü matematik öğretimi dersinden sunumumuz vardı. kesirlerin öğretimi ile ilgili bir sunum hazırlayacaktık. her türk öğrencisi gibi bu ödevi uzun bir sunum olmasına rağmen son günün akşamına bıraktık. 10 aralık salı gecesi grubumuzdaki 3 kafadar toplandık. ikimiz koyu galatasaraylı olduğundan ''sikerim ödevi, önce maçı izleyek sonra yaparız ödevi'' dedik ve maçı izlemek için kahveye gittik. şansımıza maç ertelendi ve eve döndük. bir sonraki gün sunumumuz var ve elimizde hiç bir bok yok. şimdi öyle 2. sınıf çocuğuna kesirleri anlatmak ile ilgili bir sunum ne kadar zor olabilir demeyin eğitim fakültesi okuyanlar bu sunum ödevlerinin ne kadar cins olduğunu bilirler. neyse efenim o gün sabaha kadar ertelenen maçı konuştuk ve daha sonra ev arkadaşlarımın da bize yardımıyla (ki şansımıza ikisi de matematik öğretmenliği okuyordu) boktan bir sunum hazırladık ve tabiki de ertelenen maçı izlemeye doğru yol aldık. maçın hemen hemen bitişinden sonra okula gidip sunumu yapacaktık. maçı izlerken akçaabat belediyesinin götlük yapacağı tuttu ve elektrikler kesildi. biz de doğru jeneratörü bulunan arkadaşın yurduna geçtik. o yurtta dağın başındaydı. kırmızı bir minibüsle kaya kaya zar zor yurda ulaştık. o yolda bizi yurda ulaştıran şöföre de saygılarımı ileteyim buradan. bu arada ödev falan yine kimsenin sikinde değil*. neyse efenim sneijder golü döşeyince rahat bi 2-3 dakika öküz gibi anırarak sevindik. 2 saat sonra sunumumuz vardı ve ikimizin de sesi kısılmıştı. maç bitti. zafer sarhoşluğuyla okula doğru yola koyulduk. sunumdan boku yiyeceğimizin farkındaydık ama cimbom bizi öyle bir sevindirdi ki ödev kimsenin aklına bile gelmiyordu. öyle ki trabzonsporlu olan diğer grup arkadaşımız da 'koy götüne' modundaydı. ardından bir güzel haber daha geldi. bizim fakültedeki tüm dersler olumsuz hava koşulları sebebiyle iptal olmuştu. çok fena kar vardı trabzonda o gün. böylece aynı gün içinde hem tarihi bir zafere tanıklık ettik ve adamakıllı hazırlayamadığımız sunumdan sıçmaktan yırttık. ha o sunum ne mi oldu: bir hafta sonra yaptık ve yine sıçtık. *
  • 11
    lisedeyim o zamanlar * önce ki akşam maça gidecek imkânım varken gitmemişim. hatta arkadaşım samet'e "olm birşey olacak, gelmiyorum ben" demiştim. neyse maç iptal oldu filan. sabah kalktım okula gittim. web tasarım sınavı var. lise de bilgisayar okuyanlar bilir, 12 saatlik ders. sınavı da minimum 3 saat yapıyor hoca. konu da o zamanlar zehir olduğum html. kafam rahat 100 alır geçerim sıkıntı yok diyorum. sonra maç saat belli oldu. sınava denk geliyor. gittim özkan hoca'ya. hocam dedim erteleyin, maç var. ertelemem dedi. rica ediyorum hocam dedim. yok dedi. hocam girmem dedim. kalırsın dedi. umrumda değil dedim, sen bilirsin dedi. bu arada maça gitmek yok aklımda, sadece okulda izlemek var. demez mi bölümde ki hocalar maçı izletmeyeceğiz. ben bir kudurdum, lan dedim siz hayırdır. aldım bizim çocukları yürüyün gidiyoruz dedim. birisinin demesini bekliyormuş zaten bunlar da. atladık duvardan kaçtık işte. bunlar dedi hadi gidelim yemek yiyelim sonra kahveye geçeriz. yok yemek kahve filan, yürüyün stada gidiyoruz dedim. yetişemeyiz dediler, ısrar ettim.
    abilerim kardeşlerim. pendik'i bilen bilir, okul çınardere'de. çınardere'den pendik köprüsüne beş dakika içinde idik. kar yağmur hiç umrumda değil. üstüm başım batmış... atladık 500t'ye. maça bir saat filan var. şöföre dedim ki abi bizi maça yetiştir, ne olur. merak etme kardeşim dedi. inecek biri olmadığı sürece duraklarda durmadan bizi 40 dakika içinde stada getirdi. teşekkür ettik indik. zaten kapılar açık girdik stada. yarısı bizim gibi stadın. test kitaplarıyla gelip ygs lys kasan mı dersin, ödev yapan mı dersin... o an bu maç bizim dedim. alacağız dedim. sneijder o golü attığında tanımadığımbir adamla kucaklaşıyordum... maçı anlatmaya gerek yok zaten, biliyorsun. ertesi gün okulda özkan hoca aldı beni. niye girmedin sınava dedi, hocam söyledim size dedim. güldü, yarın gel sınav yapacağım dedi. yapmasa da olurdu, umrumda değildi. girdim ertesi gün sınava. 99 aldım. 100 vermedi herif. kaçmamın cezasıymış. ama sonra ki sınavda ve ödev de koydum çocuğu hahahaha.
    son olarak galatasaray'a sesleniyorum

    ulan gaassaray! içinde senin olduğun her anım ayrı güzel!
  • 12
    vizeden kalmayi goze alip devam macina gittim ve iyi ki de gittim cunku sneijder o golu benim hemen arkasinda oldugum kaleye atti. o topun ayagindan cikmasiyla aglara girdigi iki saniye belki de iki yil surdu, hayat durdu resmen o anda. hala hatirladikca tuylerim diken diken oluyor.

    gole sevinirken bir yandan olanlarin gercek olup olmadigini, hatta ne oldugunu falan dusunuyorum ama sevinmeyi kesemiyorum. tribunlerin gole sevinmesi rahat birkac dakika surdu zaten kimse duramadi :) iyi ki varsin galatasaray.
  • 14
    lise 2 ye denk geliyordu benim juve maçı... ertelenen gün maça gitme ihtimalim vardı ama ben de o işi çıkıp gidemeyenlerdendim. ertesi gün son iki saatimiz felsefe. hocamız da o sene görevlendirme ile okulumuza gelen nilüfer hoca. dedim hocam kusura bakmayın bu maç benim için felsefeden de önemli, sizden de önemli hatta benden de önemli. ben gidiyorum dedim ve cevap beklemeden çıktım. kapıyı açtığımda benim gibi herkes resti çekip sınıflarından çıkıyordu. okulumuzun pansiyonu da hemem yanımızda. tabi tv falan her türlü imkan var. normalde 15-20 kişinin olduğu yerde biz o gün okul saatinde 100-150 kişiydik. yerlerde kucak kucağa izledik maçı. sneijder'in golünde o güne kadar birbirine selamı olmayan adamlar bile birbirine sarılıyordu. her renkten insan vardı o gün ve herkes delicesine mutluydu. o gün eve yürüyerek gittim soğuk falan hiç aldırmadan. o işin en büyük zevki kurayı, sonrasını düşünmekti. galatasaray'la ilgili çok anım var ama o gün torunlarıma anlatacağım günlerden biri olarak kalacak hep. benim gibi kar kış çamur sevmeyen insanlara o havayı sevdirdi belki o şanlı gün. allah böyle günleri ve zaferleri hem tarihimizden hem de geleceğimizden eksik etmesin...
  • 15
    üniversite son sınıftayım.benim bir hatun var aramız kötü o aralar.gece boyu konuştuk anlaşamadık bir türlü.o gün öğlen 2'de uyandım.malum üniversite hayatı sorumluluk v.s yok boş boş takılıyoruz.maça 1 saat var.hatun mesaj atmış ayrılmak istiyorum ben diye.zaten maçın stresi var bir de bu sıkıntı gelince sinirlendim ben hatuna sert çıktım.ayrılmıştık artık.ama aklımda maç vardı.kazandık ama hatundan ayrıldık.çok sevinçliydim ama lan.galiba galatasaray'ı o kızdan fazla seviyordum ben.çünkü hatunla ayrılmasaydık ama maçı kaybetseydik mutlu olmazdım.sonra barıştık gerçi kızla.sonra yine ayrıldık.şuan ayrıyız.bu ne biçim entry oldu lan kusura bakmayın kafam güzel.yarın da cuma çarpılmayız inşallah.allahım affet.
  • 16
    arkadaşın kombinesi ve kendi kombinem cebimdeydi. tek başıma maça gidiyordum kapıda da bekleyen birini alırım diyordum öteki kombineyle. yolda başka bir arkadaşla karşılaştım. daha iyi yerden 2 kombinesi vardı diye onla girmeye karar verdim ama önce benim tribünün önüne geldim, cepteki 2 kombineyi heba edemezdim. kapıda bekleyen 2 kişiyi geçirip girdim maça.

    yani bir nevi o gün benim için çok güzel hatıralarla dolu olduğu kadar, sayemde 2 kişi aynı duyguları yaşadı. o güne dair onların da çok güzel hatıraları oldu.

    beni o günle ilgili en çok mutlu eden bu.

    ve tabii ömrümde yaşadığım en büyük gol sevincini saymazsak.
  • 17
    makina mühendisliği bölümünde 3.sınıftaydım ve maçın bir önceki günkü kısmına da gitmiştim. 11 aralık günü de akşam 17:30'da ısı geçişi vizem vardı. bilen bilir makina bölümünün baba derslerinden biridir. önceki gün de maça gittiğim için sınava pek çalışamamıştım. hava şartlarından dolayı sınav iptal olur diye umuyordum ama vaziyet öyle değildi.

    10 aralık gecesi çok düşündüm. maça gidersem önemli bir sınavı kaçırma riskim vardı ve sınavın telafisi yoktu. ama diğer tarafta da galatasaray'ın şampiyonlar ligi maçı vardı. arkadaşlar ile konuştum. onlar maça gitme, okulda bi şekilde izleriz bir yandan da sınava çalışırız diyordu. ama ben kararımı çoktan vermiştim. bu tek bir ihtimali olan bir insanın hikayesiydi.

    11 aralık sabahı içime parçalı formamı giydim, üstüme de en kalın montumu aldım. hava yoğun kar yağışlıydı. beşiktaş'tan gümüşsuyu'nda bulunan kampüse yarım saatte gidebildim. sabahki derslere girdim ve öğle yemeğinden sonra stada gitmek üzere okuldan ayrıldım. sınav da aklımdaydı tabi. maç saat 15'te başlayacaktı. tahminen 16:30 gibi biter diye düşünüyordum. maç biter bitmez koşarak metroya gidecektim, oradan da okula 17:30'a kadar varırdım.

    stada geldim. şampiyonlar ligi'nde gündüz maçı oldukça ilginç bir deneyimdi. maçın başlamasıyla desteğimiz de başladı. ama gol bir türlü gelmedi. dakikalar geçiyordu. 60,70,80 oldu. ben yavaştan ümidimi yitiriyordum ve stattan çıkmak için hazırlanmaya başladım. bitiş düdüğüyle beraber metroya kadar koşarım dedim kendi kendime. göz ucuyla çıkış kapısına baktım yoğunluk var mı diye. derken umut bulut juve ceza sahasına doğru bir top şişirdi. top havada süzülürken ben yine kapıyı kesiyordum. şu insanlar dağılsa da rahat çıkabilsem, acelem var. drogba topu indirdi, top sneijder'in önünde. o an ne sınav kaldı, ne kalabalık stat kapısı. top ağlarla buluştu, ben de yanımdaki hiç tanımadığım adamlarla sarmaş dolaş oldum. maç bitene kadar ne sınav geldi aklıma ne başka bişey. bitiş düdüğünü duyar duymaz hatırladım ve koşmaya başladım.

    metroya forrest gump gibi koşuyordum. ama yerler buz, bir iki kez düşme tehlikesi atlattım. neyse okula vardım. saat 17:15 civarıydı. arkadaşlara sordum sınav nerede diye. senin haberin yok mu sınav ertelendi demesinler mi. boşuna koştuğuma mu üzüleyim, sınavın ertelendiğine mi sevineyim inanın karar veremedim. ama günün sonunda mutluydum, galatasaray sayesinde. bir hafta sonrasına ertelenen sınavdan da 85 almıştım.
    işte benim hikayem de bu.
  • 18
    bir televizyon kanalında geç saatlere kadar çalıştığımdan dolayı 10 aralık günü maça gidememe tehlikesiyle karşı karşıyaydım.
    işe gireli 3-5 ay kadar olmuştu. müdürden o güne kadar hiç izin almamıştım. gittim açık açık söyledim. "akşam maça gideceğim erken çıkabilir miyim?" dedim.
    biraz zor da olsa, "anneannem hasta, evde tüp patlamış" gibi yalanlar uydurmayıp, sanırım dürüstçe maça gideceğimi söylediğim için izni kaptım.

    sonra maç yarım saat sürdü.

    ertesi gün izin için yüzüm yoktu. tıpış tıpış işe gittim. iş arkadaşlarımla kahvehanede gibi gürültü patırtı maçın kalanını iş yerinde izledik.
    o iş gününün mutluluktan nasıl geçtiğini hatırlamıyorum. belki de hayırlısı böyleydi.

    ama şimdi, 2.günkü anıları, yaşananları duydukça/okudukça keşke o gün de gözü karartıp işe gitmeseydim diyorum.
    çünkü o televizyon kanalı battı.*
  • 19
    bilen bilir, türkçe öğretmeni sözlük yazarıyım.

    o yıl sabahçıydım ve ders çıkışı stada geçmeyi planlıyordum.

    1 gün öncesinden biletim yoktu ama bi yolunu bulup stada girmeliydim. okulum stada metroyla 3 durak.

    neyse mancini atkımı taktım altında kravat takım elbise üstümde kaşe mont stadın yolunu tuttum.

    o karda o şıklık biraz tuhaftı. kapıdaki polislere ve görevlilere 'biletim kayboldu' diye ''yalan'' söyleyerek 15 dakika yalvardım. öğretmen kimlik kartımı gösterince inanıp beni içeri aldılar.

    sonrası malum zaten.

    iyi ki galatasaray var!
  • 21
    en eksantrik hikayelerden biri sanırım benimkidir.

    10 aralık günü maça babamla gitmiştim. babam polis memuru ve üzerinde siren olan polis arabasıyla maça gitmiştik. maç iptal oldu kar yüzünden ve eve arabayla dönecektik. statta polis arabalarının çıkışta ki yokuş aşağı olan yolu bilirsiniz. orası buz tutmuştu babam oraya girdi. tabiki doğal olarak orada kontrolü kaybetti ve 3-4 kişiyi ezme tehlikesini atlattık. allahtan kimseye bişey olmadı. tellere çarpıp durduk. kazanın üstüne insanlar arabanın üstündeki sireni gördü ve biz polis olduğumuz için ordan hızlıca iniyoduk diye düşünüp ' polisseniz bizi mi öldürüceksiniz ' vs cümlelerle arabaya saldırmaya başladılar. camı kırdılar vs babamı arabada zor tuttum ordan kaçmaya ikna ettim. kaçtık. eve kadar gitmek için arabayı 3-4 yerde ittim gece 2-3 civarı kaza yapmış, arabayla insan öldürmekten zor yırtmış, saldırıya uğramış ve kamu malına zarar vermiş şekilde eve geldik. ertesi gün kalktık babama dedim ki statta kapılar açıkmış gidelim. küfür etti önce dedi ki başlatma maçına. çok ısrar ettim ve gittik pegasus altın kapıları açıktı girdik oraya. sonrası malum zaten. galibiyetin üstüne babamın bu maça gelmeye ikna ettiğim için bana teşekkür etmesi de artı bi hediye oldu. taraftarlığımın en güzel 2-3 hikayesinden biridir.
  • 22
    hala o stada gitmemenin pişmanlığını yaşarım aklıma geldikçe. maç ertelendikten ertesi gün öğleden sonra dersim vardı. sabah kalktım hazırlandım filan derken gittim okula(göztepe kampüsü). maç saatini okulda dersteyken gördüm. hoca dersi ilk defa erken bitirdi. kampüsün önüne çıktım, çıkardım telefonu baktım saate 1 saat var maçın başlamasına. 5 dk düşün düşün bekledim. dedim oğlum kadıköy'den oraya gitmen zaten 1 saati bulur, içeriye alıp almayacakları da meçhul diyip orda vazgeçip yurda gittim hemen. yurda geldiğimde 20 dk filan vardı maçın başlamasına. 5-10 kişi yukarda başladık seyretmeye ama heyecandan kalbim yerinden çıkıcak zaman azaldıkça, taa ki umut'un şişirdiği topu drogba cezasahasneijder'a kadar. böyle mutluluk yok, nasıl bağırıyoruz. ecel dakikaları başladı sonra gerilmekten stresten bitir artık derken bitti çok şükür, odaya indim abimi aradım hemen ve konuşmaya başlayınca nasıl bağırdıysam gol sonrası boğazlarımın feci şekilde ağrıdığını farkettim. sonra tabiki bilgisayarın başına oturup twitterdan, burdan o efsane anları yaşadım.

    sen nesin böyle be galatasaray? sevinç misin, acı mı, mutluluk musun, yoksa hüzün mü?

    düştüğümüz yerden aslanlar gibi kalkmak dileğiyle cimbomum..
  • 23
    sene 2013, bankada teftiscilik oynadigim zamanlar, hikayemin yardimci kahramani olan ustat istanbul'daki genel mudurlukte, bense sube sube turkiye'yi gezmekteyim. kah subatta 3 hafta, kah mayista 2 hafta, kah eylulde 3 hafta; hakkinda herhangi bir soz sahibi olmadigim teftis programima gore, toplamda yilin yaklasik 4 ayini istanbul'da geciriyorum. aylardan aralik, tesaduf bu ya, istanbul'da, fikirtepe subeyi denetliyorum.

    gunlerden cuma, araligin 6'si. hikaye benim icin tt arena'da ilk gittigim mac olan 6 aralık 2013 galatasaray elazığspor maçı ile basliyor. o gun ustat bana kurum ici messenger programindan soruyor, "elimde fazladan kombine var, aksam maca gelir misin?". "tabii" diyorum, "macta gorusuruz". mac esnasinda ogreniyorum, kombine sahibi bizim ustadin gebze'den arkadasiymis, cuma trafigi cekmek istememis. ki zaten daha once de benzer sebepten maca gelemedigi icin, cocugun kombinesi bizim ustatta kaliyormus. herneyse, rahat bir oyunla elazigspor'u yeniyoruz.. mactan cikarken diyorum, "bak ayagim ugurlu geldi, juventus macina da gelemezse arkadasin ben gelirim*". "o maci kacirmaz, kesin gelir!".

    araligin 8'i, bir yas daha buyuyorum.

    haftayi bizim subede gecirmeye karar veriyor ustat, bizimle performans gorusmesi falan yapacak, hem subede pasta kesip dogum gunumu de kutluyoruz birlikte.

    araligin 10'u, sabah cay iciyoruz subenin mutfaginda. ustat mac konusunda sana bir surprizim olabilir diyor, saat 2-3 gibi de kesin bilgiyi veriyor, "benim arkadas kardan dolayi maca gelemiyor. dogum gununu de kutluyor*". subeden vakitlice cikip evlere geciyoruz, sonrasinda da arena'da bulusuyoruz. neden kat kat giyindim ki, heyecandan usumuyorum bile. arena coskulu, futbolcular hirsli, umutluyuz, hissediyoruz, "olacak, olacak". kar siddetini artiriyor, artik top oynanmaz hale geliyor zeminde. hakem futbolculari iceri goturuyor, biz tribunde beklesiyoruz. neden sonra internete bakmak aklimiza geliyor, ogreniyoruz ki mac ertelenmis. zaten hemen sonra da anons geciliyor statta, "mac ileri bir tarihe ertelenmistir" diye. yalan yok, o sira hakeme kufrediyorum, "sunun surasinda kac dakika kalmis, bak stadi da temizlediler, oynatsana surda. arena coskulu, gunduz oynansa stad boyle dolmaz ki" diye hayiflaniyorum. ama nafile, "bosuna cekilmedi bunca cile" diyerek karin altinda evime donuyorum.

    11 aralik, fikirtepe'deyiz yine. ben isi biraktim**, sozlukten ve diger sitelerden haber araniyorum, mac ne zaman oynanacak diye. son dakika haberini gormemle ustadin bana messenger'dan yazmasi bir oluyor; "mac 4'te baslayacakmis". kendisi yetkili bi abi oldugundan diyorum, "ustat erken cikalim maca gidelim". o da mesai 6 da biterken 3 gibi cikmamizin kuruldaki buyuk abilerce hos karsilanmayacagini soyluyor, hadi 1 saat olsa neyseymis de 3 saat erken cikamazmisiz. bukuyorum boynumu, netten izlerim maci diyerek... saat 2 gibi teftis kurulundan mufettislere bir mail geliyor, "hava muhalefetinden oturu 3'te paydos edebilirsiniz." allahim, gunun en guzel haberi bu, belki de guzel gececek macin habercisi. kostur kostur cikiyoruz subeden, karda dusme pahasina kosar adim gidiyoruz metrobuse. nihayet metroya yetistik, ama binemiyoruz ki metroya, bu ne kalabalik? "taksiyle gidecektik ustat, yetisemedik iste". "taksi daha kotu olurdu, en azindan mac bitmeden yetisiriz belki" diyor. yine hakli cikiyorsun ustat, en sonunda metroya biniyoruz, sandvic gibiyiz, neyse ki arenaya geldik. saat 3.5 falan, arena cevresinde muthis bir kalabalik, polis gecmelerine izin vermiyor, neyse ki kombineleri gosterip giriyoruz maca, cok kacirmamisiz, 2. yari yeni baslamis! stad bekledigimden kalabalik, ama her saniye yuzlerce kisi daha geliyor. anlasilan stadin disindaki binleri tutamamislar diyoruz*.

    tirnaklar yeniyor, burak tamamlasana drogbanin sutunu! ses kisiliyor, dakikalar ilerliyor, tevezin arkasindaki marchisioya topuk pasi verdigi, marchisio'nun sut vurdugu pozisyon, birkac dakika sonra korneri takiben ceza yayi icinden cektikleri sut. yurekler agza geliyor, allahim bu nasil stres? umidim az, stattan da pek tezahurat cikmiyor, karamsarlik kapliyor ruhumu. ve o an, sneijder'in golu, orda film kopuyor. kalmayan ses iyice gidiyor, kac kez gooool diye bagirdim allah bilir. tanimadan sarildigim amca, seni hala seviyorum. allahim bu nasil bir mutluluktur, bu nasil bir orgazmdir. mac bitiyor, aglayacagiz sevincten. bosuna degilmis diyoruz ustatla, sariliyoruz, zipliyoruz, futbolcular da bizim gibi, hayatimin en guzel gunlerinden biri geciyor arena'da.

    eve donerken kisa zaman once ayrildigim sevgilim geliyor aklima. sen yokken de galatasaray vardi diyorum, senden sonra da o olacak; "bize her sevdadan geriye kalan sadece galatasaray".
  • 24
    üniversitede 2. senemdi. ilk sene yattığımdan dolayı fizik 1 servis dersini alttan alıyorum. bir de laboratuvar dersi koymuş koduğumun okulu. sadece 1 devamsızlık hakkı var, onu da daha önce kullanmışım. aslında ben 10 aralık akşamı cebimdeki son 250 liranın 200'ünü bu maç için vermeye razı olmuştum. çünkü gittiğim her maçı kazandık amk. sikerim 2 hafta aç gezerim nolacak amk derken maç ertelendi, kombineyi devraldığım kişi de 200 lirayı geri verdi. bir gün sonraya ertelenen maça gidecektim elbet ama maçın bitiş anından sonra geriye 15 dakika kalıyor laboratuvar dersine yetişebilmem için. bu arada istanbul'u bilenler için söylüyorum, okul ytü, kampüs davutpaşa. yani siksen yetişemem amk lab'a. olsun lan dedim bi sene daha alırız amk dedim ders için. ama yine de tüm şartlarımı deneyecektim hocam trafik vardı, lastik patladı vs. neyse gittim maça, bana kombinesini veren adam bu sefer bedava gir kardeş bu para bana yar olmayacak herhalde dedi. iyi ağa dedik aldık kombineyi girdik maça. golden sonra kaç kişiyle sarıldım, kaç kez gözlüğümü düşürdüm hatırlamıyorum. bir kez olsun kırılmadı lan gözlük. o esnada nasıl bir şanssa kimse basmadı. maç bitti koştur koştur gidiyorum. o sırada tem'de trafik yoğun ama yapacak bir şey yok okula gitmem gerek. bindim taksinin birine abi dedim ben öğrenciyim, davutpaşa'ya kaç liraya bırakırsın diye sordum, baktı üzerime forma, atkı adam ağlamaya başladı amk. o da maçı izlemiş meğerse. işi bırakmış bildiğin maça gelmiş adam. bir güzel onunla da sarıldık. adam bedavaya götürdü amk hem de deli gibi trafiğe rağmen. yol boyunca da sigara içtik adamla ben ısmarladım. onun yaptığı iyiliğin yanında hiçbir şey amk. okula geldim gelmesine de laboratuvar dersi 45 dakika geçmiş, yaktım bir sigara daha 2. tur keyfi-fizik 1 umutsuzluğu karışımı bir duyguyla içiyorum. laboratuvardan hoca çıktı telefonla konuşuyor, koyduk mu çekiyor karşıdaki arkadaşıyla çok mutlu bir şekilde. beni gördü, hemen sordu maça mı gittin dedi, evet hocam ama lab'a geç kaldım maalesef dedim. bu hoca dediğim de asistan gibi bir şey bu arada, derin bir bakış attı bana, sarıldı, keşke ben de gelebilseydim maça dedi. vu sözün üzerine fırsatı değerlendirdim amk. hocam hayatımda ilk defa maça gittim fizik 1'deb kalıyorum nolur yardım edin :(( diye ağlayacam adama neredeyse. çok piç bir gülümsemeyle fiziğin amk sana bir şey olmasın dostum gir içeri imza at çık istersen dedi. girdim, imzamı attım, çıktım amk. dönem sonu da çok düşük bir ortalamayla geçtim amk dersini. hatta içimde bir his var bu asistan hoca geçirdi bence. yoksa imkanı yok geçmemin.

    yani anlayacağınız hayatımda bir daha yaşayabileceğimi düşünmediğim mükemmel anları yaşadım 11 aralık 2013'te. şimdi o duyguların onda birini yaşamaya razıyız amk. ama yok işte hayatım boka saplanmış, çıkamıyorum bir türlü.

    bir de son olarak 10 aralık gecesi ıslanan botlarım sabaha kurumamıştı :(
  • 25
    10 aralık 2013 günü kareografi ekibi ile gireceğim için saat 15.00 da stada girmemiz gerekiyordu. edirnede arkadaşımla makine mühendisliği okuyorduk. o gün sınavımız vardı ama saldık o dersi. kış lastiklerini taktırdık, gittik zincir falan aldık ki yolda çevirme olacak dediler. koyduk benzini düştük yola. saat 15.10 civarı stada geldik arabayı da isparka bıraktık. geç kaldığımız için koşa koşa gittik arka kapıya. üstümüz başımız sırılsıklam. son anda girdik içeri. içeride abartı olmasın 2000 civarı kişi vardı. saat 15.00 dan 21.45 e kadar merdiven altlarında maçı bekledik. hava buz, bazıları birbirine sarılarak uyudu, bazıları marşlar söyleyip zıpladı. maç başladı. pegasustaydık. maç durdu. o sıra annem aradı. hadi gözün aydın maç ertelendi dedi. sonra anons geldi maç ertelendi diye. bizim edirneye dönmemiz gerekiyordu çünkü 11 aralık 2013de de sınavımız vardı ve onu salamazdık. arabaya bindik ama gidemiyoruz. parktan çıkarken araba kaydı falan biraz da korktum. saat 12.30 da parktan çıktık. yola çıktık ama kar, tipi ve sisten yol gözükmediği için yavaş gittik. benimde baya uykum gelmişti. yolda arkadaşım uyu istersen dediğinde bende hemen uyudum. saat 4.30 da beni kaldırdı geldik diye ama çocuk perişan olmuş yolda. onun da acayip uykusu gelmişti. yolda durmuş kahve falan almış. neyse eve geldik yattık tabi sınava falan da çalışamadık. sınava girdik berbat geçti benim ama arkadaşım geçti. sonra eve geldik ve maçı evden izledik.

    maçtan sonra iyi ki diyebileceğim güzel bir anım ve dostlarımla o günden kalma güzel bir fotoğrafım kaldı. ve iyi ki böyle olmuş yoksa belki de kaybederdik. wesley büyüksün kardeşim.

    edit: yılı yanlış yazmışım, düzeltme için mocuishle ye teşekkür ederim.