• 2
    takım oyununun vazgeçilmez öğesi. lise yıllarında okulumuzun halı sahasında maç yaparken takım arkadaşımın çok fazla bencil oynaması üzerine,

    -ooof yeter ya bireysel oyun yapmayın kardeşim, takım oyunu, takım oyunu...

    demem üzerine baya gülünmüştü bana. şimdi mantıksız geliyor ama ozaman bana da komik gelmişti gerçekten. lise 1 de senin neyine bu laflar. bir de hafta sonu gazeteden okumuş gelmişsin, halısahada söylüyosun bunları. gerçekten böyle.*
  • 16
    futbol, dikdörtgen şeklindeki bir sahada oynanan alan oyunudur. amaç, topu rakip kaleye sokmak ve skor avantajı sağlayarak maçı galip bitirebilmektir. yıllarca topla çok enteresan şeyler yapıldı. kimi zaman ronaldinho, adam eksilte eksilte rakip kaleye yaklaştı. izlerken büyülendik. kimi zaman gareth bale, topu ayağından açarak o kadar süratle koştu ki, büyülendik. kimi zaman lorik cana topa/adama çok da fark etmeden yatarak müdahaleler yaptı. topla gerçekten çok enteresan şeyler yapıldı. ancak sonuçta, lazım olan şey goldü. gol atmak lazımdı. çark dönmeli, takım kazanmalı, galibiyet kovalanmalıydı. bunlar için de gol veya goller lazımdı.

    izlediğimiz en süratli futbolcular dahi, top kadar hızlı olamazlar. topa hükmedebiliyorsanız, verdiğiniz kararlar doğruysa ve top rakipteyken belirli bir taktik disiplin içinde topu çabucak kazanabiliyorsanız, sırtınız yere gelmez. genellikle gelmez. topun hızını kullanabilmek büyük meziyettir. etkili şutlar direk skoru değiştirmenizi sağlayabilir. o etkili şutları atacağınız tehlikeli bölgelere de, doğru atılacak paslarla rahatlıkla gelebilirsiniz. atılan bir pas ve bir şut, her şeyi o kadar hızlı değiştirebilir ki...

    çeşitli pas şekilleri ve bunların kullanıldığı çeşitli alanlar var. futbol arenasında daima büyük pas ustaları oldu. şanslıyız, takımımızda bir adet pas ustası da var. wesley sneijder. wesley gerçekten iyi bir pasör, iyi bir asistçi. wesley, oyun aklına güvenebileceğiniz ve keskin pasları sayesinde tehlikeli pozisyonlar yakalayabileceğiniz çok önemli bir silah. futbol sahnesinde daima büyük pas ustaları oldu. biraz onlara bakalım, ve attıkları paslara.

    uzun pas:
    hareketlenecek kişilerin sayısı ve bu toplara hareketlenme arzuları, çabuklukları ve süratleri, bu pasların başarı yüzdesini belirler. unutulmamalıdır; pas atan kadar, pası alan da mühimdir. attığınız pası sürekli ayağından kaçıran futbolculara atıyorsanız, pas yüzdeniz düşük görünür. ve salt istatistikle futbol yorumlayan insanlar sizi hedef tahtasına oturtmaya çalışır. uzun paslar, risklidir. uzun boylu savunma oyuncuları karşılayabilir, pas kısa düşebilir, bir çok şekilde pasınız kesilebilir. ancak başarılı bir uzun pas, topu ilettiğiniz takım arkadaşını ya kaleciyle karşı karşıya bırakır, ya da topu biraz sürdükten sonra arkadaşınız net pozisyon bulur. uzun pasların en beğendiğim ustası, daima stefan effenberg olmuştur. bir dönem kendisini heyecanla galatasaray'a beklemiştik. adı gazetelerde çok çıkardı. henüz gazetelere inandığımız ve güvendiğimiz zamanlardı. kendisine bakalım: https://www.youtube.com/watch?v=nxDdeHYR4A4
    insan attığı pasları izlerken keyifleniyor, keyiflenmemek elde değil.

    ne güzel demiş üstat fikret kızılok: "yıllar geçse de üstünden, bu kalp seni unutur mu?". sahi, unutur mu be aslan yürekli melo?
    https://www.youtube.com/watch?v=QHCelaqhHHA melo da uzun pasları çok iyi atardı, tehlikeli pozisyonlar üretmemize veya bir anda rahatlamamıza yardımcı olurdu. arıyoruz, anıyoruz, özlemle hatırlıyoruz. melo ve effenberg'in pas attığı noktadan pasın atıldığı noktaya elbette top sürerek de gidebilirsiniz. ama havadan giden topu yol üzerinde karşılamak mümkün olmadığından, bu pasları atan futbolcu işin ustasıysa, emniyetli sayılabilir. pasın atıldığı a noktasından pasın vardığı b noktasına top sürmeye kalkarsanız, karşınıza rakipler çıkacaktır ve kaptırdığınız topla kontra yeme ihtimaliniz olacaktır.

    david beckham'ın yaptıkları orta mı, uzun pas mı, bunun takdirini futbolseverlere bırakmak en doğrusu olacaktır. bildiğim tek şey, beckham'ın topa adeta fısıldadığı ve topu istediği yere gönderdiği. büyüleyici. https://www.youtube.com/watch?v=JUQOSVxsr_4

    kısa pas:
    muhtemelen dünyanın en zor asisti, bir kısa pasla yapılmıştır. xavi'nin o muhteşem asistini izlerken, ustayı özlemle anmamak olmaz: https://www.youtube.com/watch?v=cAehMNYw0ig
    kısa paslar, bana kalırsa savunmadan en azından iki kişinin hayli iyi yapması gereken paslardır. orta sahanızda da kısa ama oyunu dinamik tutacak paslar atan futbolcular olursa, rahatlıkla tempo yapabilirsiniz. malesef günümüzde, selçuk inan kısa paslar yapmıyor. selçuk'un yaptığı, toptan kaçmak veya bombayı takım arkadaşlarının üzerine bırakmak. kısa pası xavi yapardı. günümüzde yine kısa pas ustalarından biri de tabii ki sergio busquest. sergio'nun görevi savunmada inanılmaz işler yapmak ve alan parsellemenin dışında, orta sahadaki pas akışında bulunmak. sergio, daima kısa ve doğru paslar yapar. bu paslar kolay gözükse de, defalarca etüt edilmiş ve üzerine düşünülmüş paslardır. yüksek pas yüzdesiyle, defans önünde yıllardır oynuyor sergio. kariyerinin ilk yıllarında "torpilli" denilen sergio, bu lafı söyleyenleri fazlasıyla utandırdı.

    kilit pas:
    hem kısa, hem uzun pas olabilir bunlar. bazen kilit pası 5 metre öteye atarsınız, bazen 25-30 metre öteye. son zamanlarda izlediğim en güzel kilit pasın bir galatasaray futbolcusuna ait olması, beni gururlandırıyor. galatasaray beni daima gururlandırsa da, 2016 ve 2017 tarihi itibariyle, galatasaray yönetiminin ve galatasaray futbol takımının beni fazla gururlandırdığını söylemek, yalan olur. ama galatasaray dediğimizde geniş çaplı düşünmek lazım. ercan taner'e allahım gol dedirten de galatasaraydı. beni gururlandıran kilit pasa bakalım: https://www.youtube.com/watch?v=lhhO-tvw7jk gerçekten muazzam. pasları atadır altın portakal, iyi ki bizimlesin.

    pas, şuta davetiye çıkartan güzel olay.
    alanı en hızlı kat eden şey top olduğuna göre,
    topa hükmedebilmek gerek.
    pasla, ortayla ve şutla,
    topa hükmedebilmek gerek.
  • 17
    takımda bu işi yapabilecek çok az oyuncu var. oyunu demlendirmemiz gereken anlarda sığınmamız gereken yegane yöntem de pas yapmak. tempoyu düşürmek. ama bizde öyle adamlar var ki bağlasan durmaz cinsten. tempo senin istemediğin noktadaysa topu bir al 2-3 saniye sakla sonra en uygun arkadaşına ver. bunu 4-5 kere yapsan zaten herkesi rahatlatmış oluyorsun. gerekirse yana geriye oyna, önemli değil. ki geçen sene yana geriye oynamaya kızmamızın sebebi bunu gol atmak mecburiyetinde olduğumuz anlarda yapmamızdı. yoksa oyunun hızı aleyhimizeyken çevir baba topu. o zaman kimse bir şey demez.

    dün şu herzeyi 1 kere yapamadık. yapmaya çalıştığımız anlarda da iş topu gomis'e şişirmekle bitti. gomis de sağ olsun topları ya tam kafasına ya tam ayağına istediği için tenis maçına döndü iş.

    bunu çözümü ne peki. dünkü maç özelinde selçuk diye bağırıyordu maç. ndiaye, belhanda hatta ilk yarıda feghouli topu ayağa hızlı oynayacağız diye o kadar basit top kayıpları yaptılar ki çoğu tehlikeye dönüştü. ama mesela selçuk olsa sahada, fernanado, mariano hatta serdar'la falan 2-3 al ver yapar beşiktaş'a atak devamlılığı şansı vermezdik. hoca olacak şahsın aklına bu ancak maç 2-0 olduktan sonra geldi. bir işe yaramadı tabi. asamoah pasör bir oyuncu mudur bilmiyorum. öyleyse asamoah'ı orta sahada kullanıp sol beke başka birini bakmak lazım. asamoah'da topla dengesiz biriyse orta sahaya savunma-hücum özellikleri dengeli, top saklayabilecek pas yüzdesi de yüksek birini bulmak lazım.

    geçen sene pas yapmaktan bayan bir takım vardı, bu sene pas özürlü bir takım var. şu kadro kurma olayını bir beceremedik gitti amk.

    (bkz: 2 aralık 2017 beşiktaş galatasaray maçı)
  • 18
    toplu takım sporlarını atletizm yarışmalarından ayıran temel unsurlardan biri. pas vererek topu insandan daha hızlı hareket ettirmek mümkün olmasaydı branş ayırmaksızın tüm toplu takım sporları fizik güce, kuvvete dayalı bir düelloya dönüşürdü. muhtemelen futbol, basketbol, voleybol gibi ayrı branşlar da ortaya çıkamazdı...