• hbb, kanal 6, tgrt gibi "efsanevi eski kanallar" kervanına katılacak olan spor kanalı. malesef artık ntvspor'suz hayata alışmayı öğrenmeliyiz. biliyorum zor olacak ama buna mecburuz anlıyo musunuz mecbur! (gözleri kapalı bir şekilde, yumruk yapıp duvara vurduğu elini ısırır ve daha sonra ağlayarak oradan uzaklaşır)

    ben pek izlemiyodum gerçi bu kanalı, yayın akışını falan da bilmem ama ben vedalara dayanamıyorum, insan yine de üzülüyor. ntvspor denince aklıma altyazı olarak geçen canlı skorlar geliyor sadece. hani gol atan takımın sarı renkle yazıldığı.
    ben normalde tv bile izlemem fakat kapanacağını öğrendiğimden beri içimde bi ntvspor aşkı peyda oldu. izlemesem bile tv'de açık kalsın istiyorum. geçen babam "şu kumandayı uzatsana haberler başlayacak" deyince "vicdansızlar! doymadınız değil mi diğer kanalları izlemekten! yakında kapanacak zaten! ne olurdu biraz daha izleseydiniz! namertler!" diye bağırasım geldi. surat yapıp attım kumandayı.
    diğer eski kanalları da çok özlüyorum mesela. özellikle hbb'yi. o kanal yüzünden okumayı öğrenemiyodum lan az kalsın. ulan hoca okulda o harfleri bana "he" "be" "be" diye öğretiyor, "eyç bi bi" ne alaka amk!

    hele tgrt'nin bende bir anısı var ki izin verirseniz sizinle paylaşmak isterim.

    yıllardan çok eski bi tarih şimdi hatırlayamicam -ama ilkokula falan gidiyodum sanırım- o zamanlar ramazan ayı kışa denk geliyordu ve bi haftasonu ailecek eyüp'te oturan babanneme iftara gitmiştik. tabi baba tarafımdan herkes o akşam orda. halalar, amcalar, yengeler, kuzenler, herkes.. iftara da bi kaç saat var. bi tane de kafa dengi bi kuzenim var hep beraber takıldığımız. onunla bir araya geldiğimizde asla yerimizde durmayız. o akşam da tabi yine çıktık evden eyüp'te turluyoruz. avluda güvercinleri kovalıyoruz, türbelerin önünden geçiyoruz, pierre lotti tepesine çıkıp iniyoruz, mezarların arasında dolaşıyoruz falan. derken gözümüz bi kalabalığa takıldı. bi çadır kurulmuş büyük önünde de kameralar falan var. biz tabi kamerayı görünce direk koştuk ne oluyo acaba diye. boyumuz da cücük kadar zaten bi şey de göremiyoruz. olduğumuz yerde zıplayarak bi şeyler görmeye çalışırken bi adam kolumuzdan tuttu. "hadi siz de gelin çadıra" dedi. "ne var ki içerde" dedik. "saat veriyolar çocuklara" dedi. benim kuzenin de o yaşlarda beleş şeylere bi zaafı var. hatta onun saati falan da duyduğunu sanmıyorum. "veriyolar" lafını duyar duymaz koşmaya başladı. eminim yani adam "bok veriyolar" dese yine koşacaktı. neyse o koşmaya başlayınca ben de peşinden daldım çadıra. içeri bir girdik ki o nasıl güzel bir ortam. her yer ışıl ışıl, masal gibi. masalarda içecekler, meyveler, oyuncaklar, her masada bizim gibi çocuklar, kameralar falan. pamuk prensesin prensin düzenlediği baloya girdiği gibi girdim içeri. yüzümde tebessüm, küçük adımlarla sanki benim için ayrılan masaya gidip sandalyeye oturdum. yerimiz de öyle güzel ki en ön masa baya kalabalık, kameralar falan orayı çekiyor, elinde mikrofonlu bi adam var, tam arkalarında da biz. yani kamerada biz de çıkıyoruz. tabi o yaşlarda kameraya çıkmak meşhur olmak gibi bi derdimiz yok kafamızdaki tek soru "acaba saati ne zaman vercekler?".

    neyse ön masada olaylar gelişirken biz de kuzenle masadaki yiyecek içeceklere dalmaya başladık ama öküz gibi yiyoruz. halbuki evden dışarı "biraz zaman geçirelim de hemen ezan okunsun" diye çıkmıştık. oruçluyuz yani. ama adamlar nasıl masa kurmuşlarsa allah'ı falan unuttuk bi an. tövbe tövbe. ben kabuğunu soyup hiç bölmeden ağzıma attığım mandalinayı yutmaya çalışırken bi an kafamı kaldırdım, ön masadaki mikrofonun kendisine uzatıldığı küçük bi kız çocuğunun ağlayarak konuştuğunu farkettim. içimden de "kıza verdikleri saati mi beğenmedi acaba" diye düşünüyorum kafa hâlâ saatte çünkü. ulan saati de napcaksam sanki aq o dönem zamanla ilgili tek münasebetim akşam ezanında eve gitmek. her neyse adamlar içeriye bi de yansıtma ekran kurmuşlar sonra onu farkettim. baktım kamera yakın plan kızı almış, kız ağlayarak bi şeyler anlatıyor, teşekkür falan ediyor. kızın hemen arkasında da kuzenle ben hayvan gibi meyve yiyoruz. ama tabi ben canlı yayında olduğumuzu, kanalın tgrt olduğunu hatta babannemdeki kalabalığın o an tgrt'yi izlediğini falan bilmiyorum. derken gözüm bi an ekranın altındaki yazıya kaydı. şimdi hayal meyal de olsa hatırlıyorum. çok tatlı bi renkle çok tatlı bi fontla kocaman kocaman yazmışlardı.

    "kimsesiz çocuklar iftar çadırında."

    mandalinanın suları burnumdan dışarı fışkırdı. küçücük yaşta tansiyonum düştü. ben bu yaşıma geldim hâlâ öyle bi şok, öyle bi "ananıskiyim lan noluyo" denecek bi durum yaşamadım. kafamın içi 3 gün boyunca "kimsesiz" "kimsesiz" "kimsesiz" diye zonkladı resmen. meğer bi program varmış bu kimsesiz çocuklarla ilgili. onlar için iftar çadırı kurmuşlar. kalabalık gözüksün diye de öyle yoldan geçen çocuklara da yok efendim "saat veriyolar", yok "oyuncak veriyolar" diye yem atıyolar. tabi biz kuzenle bu yemi yer miyiz?

    amına bile koruz!

    biraz daha az utansak o ağlayan kızın masasına oturacakmışız. ben tabi olayı uyanır uyanmaz kuzenin pipet sokmaya çalıştığı ayranı "amk sen hâlâ ayran mı düşünüyon" diyerek elimin tersiyle yere fırlattım. hemen koşarak çadırdan uzaklaştık. eve giderken yolda ezan okunuyordu. evdekilere geç kaldığımız için ne yalan bulsak diye de düşünüyoruz çünkü az önce 70 milyon beni canlı yayında mandalinayı tek parça yutmaya çalışırken görmedi zaten. nihayet eve vardığımızda ise bütün akrabalar bize tek tek sarıldı. tek tek öpüp kokladı herkes. birimizi kucaklayıp öpen yanındakine veriyordu. resmen şampiyonlar ligi kupası gibiydik. öyle rağbet görüyoruz. onlar tabi gerçeği biliyor da olsa bizi orada kimsesiz çocukların arasında görünce üzülmüşler. bu arada biz o zamanki kafayla her şeyi bildiklerini çakamadığımız için de hâlâ oruçlu taklidi yapıyoruz. ama görmeniz lazım böyle bir izzet-i ikram yok. sofrada önce bizim yemeklerimiz koyuluyor. hatta annem izlerken nasıl içlendiyse önüme 5 tane mandalina koydu. daha önce bi tanesini tek seferde yutmuşluğum vardı, acaba iki tanesini yutabilir miydim? derin düşünceler eşliğinde yemeğimi bitirdim ve o akşamı sonlandırdık. tgrt'nin ben de böyle bir anısı var işte.

    aslında kapanmalı bence bazı kanallar.
  • türkiye'nin en büyüğü olan galatasaray'ın 2010/11 sezonunda yaşadığı kara tabloyu,

    * adnan polat'ın gidişi,
    * ünal aysal'ın gelişi,
    * fatih terim'in gelişi,
    * taraftarın yeniden birlik ve beraberlik içerisine girişi,
    * arda turan'ın kalışı,
    * selçuk inan transferi

    ile dağıtması ve aydınlık bir geleceğe doğru güçlü adımlar atmasının ardından; ''ne yaparız da yeniden kaos ortamı yaratırız?'' şeklinde kafa patlatmalarının sonucunda,

    * ersan gülüm galatasaray'da
    * selçuk inan için ödenecek toplam para 18 milyon euro
    * ujfalusi - forlan - reyes için anlaşma sağlandı
    * reyes salı günü istanbulda
    * didier drogba menejeri ile haber gönderdi

    gibi totoşlarından uydurma, asılsız haberler ile önce taraftarın beklentisini maksimum noktaya çeken, bunların yalan olduğu anlaşıldığında da taraftarların ünal aysal başta olmak üzere mevcut yönetime karşı duydukları güveni sarma, kaos ortamı yaratmayı temel politika edinmiş, anti-galatasaray'cı zihniyetteki spor haberi yapan oluşum.

    en üzücü nokta da bu tuzaklara gelen galatasaraylılar var !

    düzeltme: ''güveni sarsma'' olacak o. mikrobik aygit'a teşekkürler.
  • gerekli cevabı aldılar, iyi oldu.

    --- alıntı ---

    doğuş grubu bünyesinde yayın yapan ntv ve ntvspor tv kanalları, yıllardır sürdürdükleri taraflı yayıncılık anlayışına dün gece eşi benzeri görülmemiş bir yenisini eklemişlerdir.

    canlı yayında dile getirilen mesnetsiz iddialara karşı galatasaray spor kulübü’nün yaptığı açıklamayı bile görmezden gelecek kadar habercilik ilkelerini ayaklar altına alan söz konusu yayın kuruluşları temsilcilerinin, akreditasyon yetkisi galatasaray’a ait olan basın toplantısı, organizasyon ve davetlere girişi, tarafsız yayıncılık ilkelerini yerine getirdiklerine ikna olacağımız güne kadar durdurulmuştur.

    kamuoyunun bilgisine sunarız.

    --- alıntı ---

    galatasaray spor kulübü

    http://www.galatasaray.org/...on-sinirlamasi/33113
  • 2011'de fener şampiyonluk kutlarken sabahın köründen gecenin bir vaktine kadar kesintisiz yayın yapmış kanal. futbolcular tesislerden ayrıldıktan sonra stada kadar arabayla takip etmişlerdi. şu sıralar çok önemli bir araba yarışı göstermekle meşguller. biraz sonra da hızlı ve öfkeli serisini verirler herhalde. han ve brain'ın ölümü galatasaray'ın şampiyonluğundan daha önemli çünkü. malum ülkemizin en çok taraftarı olan takımı dodge charger.
  • 2012-2013 sezonu için;

    şampiyonlar ligi'ni,

    uefa avrupa ligi'ni,

    2012 londra olimpiyatları'nı,

    sezon öncesi hazırlık maçlarını,

    spor toto süper lig'i,

    bank asya birinci lig'i,

    ingiltere premier league'i,

    almanya bundesliga'yı,

    italya serie a'yı,

    fransa ligue 1'i,

    brezilya serie a'yı,

    arjantin apertura ve clausura'yı,

    2013 afrika uluslar kupası'nı,

    2013 fifa konfederasyon kupası'nı

    beko basketbol ligi'ni,

    avrupa basketbol liglerini *,

    nba'i,

    formula 1'i,

    nascar ve indycar yarışlarını,

    moto gp'yi,

    kenan sofuoğlu'nun çılgın attığı supersport yarışlarını,

    aroma bayanlar voleybol 1. ligi'ni,

    aroma erkekler voleybol 1. ligi'ni,

    turkey tour 2013*,

    fransa bisiklet turu'nu

    yayınlamayacak olan "spor" kanalı. geriye tenis turnuvaları, euroleague ve la liga * dışında elle tutulur ne kaldı? bari gidin ebru şallı'nın pilates programını yayınlayın da elinizde spora benzeyen yayın olsun.
  • ben de güzel anıları olan spor kanalı.
    şu an cebimdeki b+a2 ehliyetini kendilerine borçluyum.

    kısaca anlatayım mı? *

    8 şubat 2011 salı günü sabah kalkınca, daha elimi yüzümü bile yıkamadan, ntvspor.net adresinden 5'te 5 isimli yarışmaya başvuru yaptım. taa playstation 3 verdikleri zamandan beri ara ara başvuru yapıyordum ama bir türlü katılamıyordum yarışmaya.

    aynı gün öğleden sonra telefonum çalıyor. bir istanbul numarası. açtım; "veli bey bugün saat 18.45'te 5'te 5 programında ikinci yarışmacı olarak yer alacaksınız, sizin için uygun mudur" diyor telefondaki hanım efendi. ne demek, tabi ki uygunum dedim.

    heyecanlı bekleyiş başladı, facebook duvarında paylaştım yarışacağımı *, aileme söyledim, eşe dosta kim varsa söyledik. risk büyük, ailemin gözünde bilgi köpüyüm, 18-19 sene okuşum, yüksek lisans yapıyorum, dünyada bilmeyeceğim şey yok onlara göre!!

    saat 18.00 gibi mümkün olduğunca çeşitli spor dallarıyla ilgilenen altı arkadaşı topladım, iki tanesine bilgisayar verdim. atletizmle ilgili bir arkadaş vardı, o memleketi trabzon'a gitmiş, bir arkadaşa telefon verdim, o arkadaş ile telefon üzerinden konferans halindeyiz.

    18.45 gibi telefon çaldı, hatta bekletiyorlar beni ve ilk yarışmacı geldi, çatır çatır beş soruyu da bildi, ödülü aldı gitti. bu saatten sonra o ödülü kaybedersem insan içine çıkamam artık diye düşündüm.

    ercan taner ile biraz tanışma faslında * sonra sorularımız başladı.

    1. soru: a milli futbol takımımız 9 şubat çarşamba günü hangi ülkeyle hazırlık karşılaşması oynayacaktır.

    ee az çok futbol gündemini takip ediyoruz. zaten soru da çok kolay.
    9 şubat 2011 türkiye güney kore maçını soruyor.
    hemen yanıtladım.

    geçtik 2. soruya: hafta sonu oynanan akhisar belediyesi - karşıyaka mücadelesinin skoru nasıldır?
    aha dedim ikinci soruya bak. adamlar kazanmamızı istemiyor herhalde.
    her hafta iddaa oynayan anadolu çucuğu yer mi böyle numaraları? tabi iddaa sayesinde sonucun 1-2 olduğunu söyledim hemen.

    ercan abimizin değişik değişik soruları devam ediyor.

    3.soru: ümit milli futbol takımımızı kim çalıştırıyor?
    tamam gündemi takip ediyoruz da ümit milli takımla alakam yok ne yazık ki. şıklar geldi, hepsi birbirine yakın seçenekler. göz ucumla bilgisayarı kullanan çocuklara bakıyorum, bulamıyorlar. baktım en cazip seçenek raşit çetinerdi. ne zaman duysam ümit milli takımı çalıştıyor adam. bir ara bursaspor'a falan gitmişti diye tereddütte kalsam da doğru cevabı bulmuştum. bilmedim, tamamen tesadüf buldum.

    ercan abi kafaya koydu ödülü vermeyecek.
    4. sorumuz geldi: 1500 metre dünya erkekler rekoru kimdedir?
    aha dedim boku yedik. atletizmde tek bildiğim isim elvan abeylegese. hemen telefondaki arkadaşa baktım. trabzondaki arkadaş yanıtladı anında. vallahi helal olsun dedim. afrika kökenli bir abimizdeymiş rekor. o soruyu da bildik.
    ercan abi bravo, tebrik ediyorum dedi. kolay soruydu ercan bey dedim. arkadaşlar gülmekten ölecek.

    geldik son soruya. ercan abi yemin etmiş vermeyecek ödülü. ödül de nintendo wii oyun konsolu. ödül falan umrumda değil, kazanamazsak rezil olacağız.

    5.soru: dünya kupası finallerinde düdük çalan ilk afrika kökenli hakem kimdir?
    dış ses: hmmmmmm
    iç ses: hay ben senin.
    süre kaç saniyeydi hatırlamıyorum. dıt dıt dıt geriye doğru sayıyor.
    bilgisayardaki çocuklara bakıyorum, sanki hakem benmişim gibi anlamsız ifadelerle bana bakıyorlar. son umut telefonu omzuma aldım kendim bakıyorum artık, klavye sesleri ekrandan geliyor. herkes gülüyor. ercan taner "son on saniyeniz" dedi, "bi dakka" dedim istem dışı. gülmemek için kendimi zor tutuyorum.
    derken süre bitti.
    cevabınız var mı dedi. saniyenin binde biri hızında şıkları düşündüm taşındım b şıkkı dedim. adamın ismi de telefuz edilecek gibi değil, geveledim ismini. artık ercan taner de gülüyordu.

    b şıkkı önce turuncu oldu, 5-6 saniye sonra yeşil olunca, allaaaah. ortam karnaval yerine döndü. 70 milyon * seslerimizi duymuş.
    ortam çok gürültülü tabi. herkes bağırıyor.
    daha ercan taner bravo soruyu nasıl bildiniz diyecek, ben de ilgi alanım bunlar, o hakemin yönettiği maçları izlemiştim diye hava atacağım ama telefonu kapattım mecburen.

    neyse 15 dakika sonra yine bir hanım efendi aradı, adres bilgilerini aldı. 90 gün içinde elinizde olur dedi.
    daha önce bahar şenliklerinde en hızlı şut yarışmasında katılıp 600 kişi arasından 1. olmuştum, o zamanki değeri 550 lira olan fotoğraf makinası kazanmıştım, ikinci kez bir şey kazanıyorum ve 70 milyon buna şahit oldu. heyecanla bekliyorum.

    89. günün şafağında doğudan kargomuz geldi.
    açtım bak, nintendo wii. daha önce sadece teknoloji mağazalarında görmüştüm ama hiç ilgimi çekmemişti.
    kutu içinde 3 tane oyun var, tüplü televizyona bağladım, çalışıyor. sıkıntı yok.
    kapattım kutuyu, bornova'da playstation satan, film vs kiralayan bir abimiz var.
    gittim yanına.
    bunu sana vereyim, daha hiç kutusunu bile açmadım, sende bana sürümü kırılmış bir tane ps3 var aradaki farkı anlaşırız dedim. 450 daha istedi üstüne. yuh dedim 350'ye anlaştık.
    600 kiraya da bir tane full hd televizyon aldım. ohh sabah akşam pes serileri, god of war oyunu, araba yarışları bir hafta sürekli oynadım.
    internetten oyunlar indiriyorum ama 120gb'lık hafiza olduğu için ayrıca harddisk bağlıyorum falan, eziyete döndü iş.
    gittim 180 lira 500gb'lık notebook hardiski aldım, playstationu açtım, içine 500gblık hd koydum, kurulumunu yapıp tam 500gblık oyun attım içine.
    piyasadaki tüm oyunlar vardı içinde. tek tuşla istediğin oyunu aç. eski aterilerde 1 kasette 9999 oyun olurdu ya aynı onu gibi. ama onlarda 9999 oyunun hepsi aynı oyun olurdu amk.

    tabi öyle bir zamanda yaptım ki bu işleri, yüksek lisansta sınıfta kalarak tarihe geçen ilk insan oldum. hocalar arıyor, olum ödevi getir, boş kağıt ver geçersin diyorlar, okula gitmeye bile üşeniyordum.

    2 ay sabah akşam oynadıktan sonra yazın ortasında içindeki oyunlarla birlikte 800 liraya sattım playstationı. sıkılmıştım artık. bir işe yarasın dedim, gittim 800 lira ehliyete yazıldım, b'yi kazanınca a2'yi de yazılıp şimdi cüzdanımdaki ehliyete sahibim.

    bu da böyle bir anımdır işte.

    kısa olmuş gerçekten.
  • internet sitelerinde avrupa maçları hakkındaki görünüm şöyledir:

    fenerbahçe'nin maçı hakkında;

    başlık: bükreş fatihi fenerbahçe
    sergen yalçın: kolay bir maç oldu
    mustafa doğan: çok önemli 3 puan

    galatasaray'ın maçı hakkında;

    başlık: kolay lokma
    sergen yalçın: "geri dönüşlerde sıkıntı var"
    mustafa doğan: "çok pozisyon verdiler"

    (bkz: hmm)
  • bugün internet sitesinde garip garip şeylerle karşılaştığım kurum.bunlar:

    --- alıntı ---
    panathinaikos karşı karşıya geldi. son saniyelere kadar muhteşem bir heyecan sahne olan maçı, barcelona 83-82 kazandı.*

    ntv spor ekranlarından canlı olarak yayınlanan maçta son euroleague şampiyonu barcelona, konuk ettiği yunan ekibi panathinaikos'u 83-83 yendi.*

    maçın en skorer ismi 26 sayı kaydeden dimitris diamantidis olurken, barcelona adına 13 sayı kaydeden navarro mağlubiyete engel olamadı.*

    --- alıntı ---

    başta barca galipti.sonra berabere geldi.yazı sonunda pana maçı aldı.

    önceden yanlı haber yaparlardı.artık iyice aşmışlar yanlış habere geçmişler.canları ne istiyorlarsa öyle yazıyorlar.arşivlerini acsan 14 mayıs 2006 tarihinde denizliyi 5-0 yenen fenerbahçe şampiyon oldu yazıyordur.
  • bugün sinirlerimi zıplatmış spor kanalıdır. şöyle ki; efenim biliyorsunuz bugün 11 mayıs 2005 galatasaray fenerbahçe maçının yıldönümü. bunlarında tarihte bugün diye bir köşesi var. neyse işte, bu maçı koymuşlar doğal olarak. galatasaray şöyle yendi böyle yendi diye anlatmışlar. sonuna da eklemişler ancak sezon sonu şampiyon fenerbahçe oldu.

    e kardeşim, eyvallah o sezon şampiyon fener oldu da sen 6 kasım fb-gs maçını anlatırken, fener yendi ama o sezon az kalsın küme düşüyordu diye ekliyor musun. hayır. e ne diye karıştırıyorsun sezonun geri kalanı ile ilgili bilgi vermeyi?
  • hagi'nin florya'ya gelip takımla vedalaşmasını haber yapmalarının ardından "abi galatasaray'a çok süre verdik, fener'e de verelim de eşitlensin" diye düşünmüş olacaklar ki; rutin bir fenerbahçe antrenmanını emile zola natüralistliğiyle tasvir etmişlerdir adeta;

    "andre santos'tan bacak arası çalımı yiyen dia, utancından yeleğini suratına geçirip yere yattı. yerden kalktıktan sonra alex yanına gelerek, sembolik bir şekilde ayakkabılarının bağcıklarını birbirine bağlayarak ceza verdi. ardından bacaklarını hareket ettirmeden zıpladı dia. bunu gören ilhan, bekir ve özer de güldü."

    bu ne lan?!
  • şöyle saçma bir haber yapmış kanal: https://twitter.com/...s/637236334332129280

    şimdi bu haberi neye göre yapıyorlar bilemiyorum. niyetlerini zaten biliyoruz, maksat algı yönetimi yapmak. madem öyle şu algıyı biraz düzeltelim biz.

    şimdi çok zor olduğu iddia edilen fenerbahçe'nin grubundaki takımların piyasa değerlerine bir göz atalım.

    ajax: 83.000.000 €
    celtic: 47.000.000 €
    molde: 17.000.000 €

    üçünün toplamı: 147.000.000 €

    fenerbahçe'nin piyasa değeri: 165.000.000 €

    bir de bizim grupta durum neymiş, ona bakalım.

    benfica: 166.000.000 €
    atletico: 355.000.000 €
    astana: 13.000.000 €

    galatasaray: 132.000.000 €

    atletico'nun değeri fenerbahçe'nin grubundaki 4 takımın değerinin toplamından fazla. benfica'nın ise değeri, fenerbahçe hariç diğer 3 takımın değerinin toplamından fazla.

    ve son olarak, benfica 2013 ve 2014 uefa avrupa ligi finalisti, atletico madrid ise 2014 şampiyonlar ligi finalisti ve la liga şampiyonu. ajax ve celtic en son nasıl bir başarı yakalamış mesela? yerelde bile doğru düzgün başarıları yok. ajax rapid wien'e elenip düştü uefa'ya. celtic desen kendi liginde tek başına kalmış, rekabet yok eskisi gibi, eski gücünden çok uzakta. onlar da saçma bir takıma elenip düştüler uefa'ya. molde'yi saymaya bile gerek yok zaten. şu iki grubu kıyaslamak tek kelimeyle gerizekalılıktır. bu saçma habere inanmak da gerçekten acınası bir durumdur. şimdi bu haberi okuyup "bozom grobomoz doho zooorr :(" diye ağlaşan düşünmekten yoksun insanları biraz mantıklı düşünmeye davet ediyorum. insaf yahu!

    edit: bir de beşiktaş'ın grubunu da ekleyelim de tam olsun.

    sporting lizbon: 176.000.000 €
    lokomotiv: 88.000.000 €
    skenderbeu: 6.000.000 €

    üçünün toplamı: 270.000.000 €

    beşiktaş: 123.000.000 €

    şu kağıt üzerindeki verilerle beşiktaş'ın grubu bile fenerinkiden zor gözüküyor. he he, fener'e şampiyonlar ligi grubu he! adamlar şampiyonlar ligi'ne gidemedi, taraftar sevinsin diye böyle ego mastürbasyonu yapmalık haberler yapıyorlar amk. hayal dünyalarında cl'de oynarmış gibi yaparsın ne olacak sanki? *

    *
  • el clasico hakkında konuşurken barcelona'nın 6-2*, 5-0* ve 4-3* kazandığı maçları gösterirken, real madrid'in 2-1* kazandığı tek bir maçı gösteren; zamanında la liga yayıncılığı yaparken tanıtım olarak bir şehrin adının geçtiği parçayla* o takımın gollerini izleten, şampiyonlar ligi finali* öncesinde messi belgeseli veren über tarafsız kanal.

    adamlar 3000 kilometre ötedeki rekabette bile taraf tutuyorlar, sonra patronlarının takımını kayırdıkları ima edilince pişkin pişkin dalga geçiyorlar. işte ntvspor ahlakı, işte türk medyası.
  • gittikçe kendini aşan kanal.

    gs store twitter hesabının ''lukas podolski'' olması gerekirken ''lucas podolski'' diye hatalı bir görsel paylaşımını bomba haber diye vermişler. ancak gelin görün ki önceki gün kendileri de podolski'nin imza töreninde alt bantta ''lucas podolski'' diye vermişler. işte size türkiye'nin spor kanalı :(

    https://pbs.twimg.com/...ghWwAAvdWF.jpg:large

    https://pbs.twimg.com/...AYWoAAm64S.jpg:large
  • tümden yalama modunda oldukları gösteren bir başka haber ile karşımızda olan resmi olmayan fenerbahçe yayın organıdır.

    başlık: "fenerbahçe rekor arifesinde"
    içerik: "sarı lacivertliler üst üste 5 maç daha kazanırsa 2010-2011 sezonunda elde edilen 10 maçlık galibiyet serisi rekorunu kırmış olacak."
    beklenen: ulan arife demek bir adım öncesi demek, yani bu haberi önümüzdeki maçı da kazanırsa diye yaparsın.

    ne var ki herifler yalamanın doruklarına ulaştıklarından 5 maç daha kazanırsa diye haber yapıyor. hayırdır, duyum mu aldınız bu 5 maç için? tarlalar sürüldü mü? nedir yani 5 hafta kala haber yapmak? allah sizi bildiği gibi yapsın şikeci yalakaları!

    tıklamasanız iyi olur tabi ama bu da linki: http://www.ntvspor.net/...hce-rekor-arifesinde
  • 17 mart 2008 tarihinde başladığı yayın hayatına 17 temmuz 2017 tarihinde son vereceği konuşulan kanal.

    yayına başladığı dönemde digitürk ve lig tv süper lig yayıncılığında 7. sezonunda idi. yamulmuyorsam 2004-2005 sezonunda trt'nin bir maçı canlı, üç büyüklerin maçını ise 72 saat sonra açık yayınladığı dönem haricinde hegomonyasını kırmak mümkün olmadı. 2007 yazında hayatımıza doğan grubunun kurduğu bir platform olan d smart girmişti. digitürk'ün hegomonyasını kırabilmek adına başlarda "bedava" ya da "tek seferlik ödeme" gibi vaatlerle müşteri çekmeye çalıştılar. o platformun d spor isimli kanalı bu ülkede sporun her dalına yönelik 24 saat kesintisiz yayın yapan ilk kanaldı.

    kablo tv ve türksat üzerinden de izlenebilen bu kanalda türkiye 2. ligi, kadınlar basketbol ligi, voleybol liglerinden falan maçları takip etmek mümkündü. daha önce yayın hayatına başlamış olan fenerbahçe tv'nin karşısında gs tv ve bjk tv'nin kurulup yayına geçmesine de doğan grubu ön ayak oldu. şimdikine kıyasla bile zayıf ve amatör yayın akışına rağmen ilk zamanlar bu kanallar da rağbet gördü ve doğan grubu birkaç sezon piyasaya hakim olmasa da pastadan pay almaya devam etti. özellikle 4 büyük takımın avrupa maçlarıyla alakalı yaptıklları enteresan sözleşme birkaç sezon hayatta kalmalarını sağladı.

    rakip medya grupları tabi bu hamleyi görüp karşı bir hamle yapmakta gecikmedi. digitürk spormax isimli kanalıyla lig tv'nin yanına bu konsepte ikinci bir kanalı hayata soktu. doğuş grubunun hamlesi ise ntvspor oldu. zarar etme pahasına ayrılan ciddi bütçeler, tecrübeli ve önemli bir kadro ile yola çıktılar. star tv'nin uzan grubu sonrası önce tmsf, sonra doğan gruba geçtiği süreçte kanal bünyesinden kopan güntekin onay; o dönem vj'lik günleri halen hatırlanan önemli bir spiker olan ersin düzen, digitürk'ten süpriz bir şekilde ayrılan yılların fenomeni ercan taner gibi bomba transferlerle başladılar. yorumculuk kariyerine "gol olur" sezgileri ile bomba gibi başlayan rıdvan dilmen, fit görünümü ve her daim galatasaray'a sataşmasıyla medyadaki galatasaraylı yazar profilini fazlasıyla karşılayan hakan ünsal ve allah rahmet eylesin güzel adam kazım kanat ile üç takıma da hitap eden bir yorumcu kadrosu kurmayı başardılar.

    basketbol içinse murat kosova kaan kural ikilisi gibi bir cevher vardı. bu ikili zaten o kadar iyi çalışan bir ikiliydi ki yılların murat murathanoğlu'su bile yardımcı oyuncu olarak zaman zaman kanalda görünüyordu. "dee brown'a şut attırmayın" vakası hala taze olduğu için osman sakallı seslendirme yapmakla yetindi. ihsan bayülken ise yedek bekledi. taa ki murat murathanoğlu lig yayınlarını alan digitürk'e geçip yeni neslin yıldızlarından ismail şenol ortaya çıkana kadar. iso şenol heycanlı bir gençten usta bir spikere evrilirken ihsan bayülken ile iyi bir ikili oldular. hikayenin sonunda iso şenol digitürk saflarına geçmiş olsa da uzunca bir dönem ntvspor'un heyecan veren isimlerindendi...

    voleybol branşındaki eküri ise neredeyse futbol dışı her branş yayınında bir şekilde sesini duyduğumuz mehmet sevinç ile burcu hakyemez dal oldu. mehmet sevinç anormal bilgi veritabanı, burcu hakyemez ise hem camia içindeki popülerliği hem de ekrandaki enerjisi ile yine piyasada bulunabilecek en iyi iki isimdi.

    diğer tüm branşlar içinse biraz kenan onuk'un mirası, çokça da mert aydın vardı. üzerine türkiye'nin en herşeyi bilen adamı hıncal uluç da kanal bünyesindeydi. ekran önü içinse o dönemin en spektaküler isimlerinden olan ümit karan vesilesiyle bir dönem yengemiz bildiğimiz burcu esmersoy, eski basketbolcularımızdan padişah torunu roksan kunter, şansal büyüka'nın kızı şimdilerin dj'i sine büyüka ve tabi cnntürk zamanlarında gece yarısında milletin spor haberleri izlemek için uyanmasına sebep olan tuğba dural gibi spektaküler isimleri vardı.

    bu muhteşem kadroyla başarısız olma şansları yoktu. nitekim kanal tabiri caizse piyasaya güneş gibi doğdu. çok ciddi izlenme oranlarını yakalayıp 3-4 sene korumayı başardı. özellikle barcelona'nın tiki taka ile seviyeyi bambaşka bir yere taşıdığı dönem la liga yayın haklarını elinde tutmanın ekmeğini uzunca bir dönem yediler. dönem dönem euroleague ve türkiye ligi maçlarını yayınladılar. 12 dev adam ve potanın perileri'nin onlarca maçını yayınladılar. filenin sultanlarının nice tarihi başarısını ekrana taşıdılar. bugünlerde yazılı/sözlü farketmeksizin "kaliteli" türk spor medyasına yön veren nice ismi ekran ile tanıştırdılar...
    (bkz: yenilsen de yensen de 1. sezon)

    ferit şahenk etkisi ne kadar bilinmez ama her daim galatasaray'ı hedef tahtasına oturtan yayın anlayışı ile dikkat çeken bir kanal olsa da türk televizyonculuğunda bir ekol yaratmış ve çıtayı bir hayli yukarılara koymuş bir kanaldı. tıpkı abisi ntv gibi müthiş bir kalite ile yola başlamış ve ne yazık ki abisinin yaşadığı yozlaşmayı misliyle yaşamak durumunda kalmıştır. önce digitürk bünyesine, digitürk'ün el değiştirmesiyle de bein sports bünyesine geçince boşalan kadrosu zaten kapanma sürecini hızlandıran son büyük darbeydi. yine de şu ahir dünyada mutluluktan gerçekten uçabildiğimiz maçlardan üçünü ekran başındaki bizlere ulaştırmasıyla her daim +1 kanaat puanını garantilemiştir..

    (bkz: 9 nisan 2009 galatasaray cras basket taranto kadın basketbol maçı)
    (bkz: 13 nisan 2014 galatasaray fenerbahçe kadın basketbol)
    (bkz: 27 nisan 2016 galatasaray strasbourg basketbol maçı)

    işbu entry girilirken bahsi geçen çoğu ismin nice hal, hareket, dönüş ve omurgasızlıkları es geçilmiştir...
  • içine ünal aysal kaçmış dursun özbek yönetiminin verdiği en doğru kararlardan biri bu satılmış, kukla tv kanallarını bize ait yerlerden def etmekti.şimdi sıra transferlerde.vaadedilen takviyelerde yapılırsa ve bundan sonraki süreçte azize'nin her zırlamasında bu tarz tokat gibi manevralara devam ederse bu yönetim efsane olur