• 2
    (bkz: #1891281)
    ünal aysal eleştirilebiliyor mu ? evet.
    fatih terim ? evet.
    roberto mancini ? evet.
    alex telles ? evet.
    yiğit gökoğlan ? evet.
    bunlar ne ? insan.
    antropolog ne ? insan.
    antropolog eleştirilebilir mi ? evet.

    yani bu kadar basit. ben millete siz bilmiyorsunuz, siz futboldan anlamıyorsunuz diyeceğim, adam da gelip bana asıl sen bilmiyorsun demeyecek. o iş yaş. nasıl yiğit gökoğlan eleştiriliyorsa, onu eleştirenler de eleştirilecek. bu kadar basit. ne yapalım yiğit gökoğlan'ı sözlüğe mi davet edelim mesela gel kanka burada yazamazlar diye. yada burak yılmaz'a haber uçuralım mı gel kanka yazamazlar hakkında diye.
  • 4
    (bkz: #1895673)

    "hatırlarsanız 3 sene öncesine kadar brtiyanya dışından menajer neredeyse yoktu".

    2013-2014 yılı, britanyalı olmayan menajerler kimlermiş premier ligde ?
    arsene wenger, jose mourinho, roberto martinez, martin jol, manuel pellegrini, mauricio pochettino, michael laudrup, paolo di canio, andre villas boas. 20 tane menajerin 9 tanesi britanya dışından. ama britanya dışından menajer neredeyse yokmuş. 2012-2013 senesinde de sayı 9. mancini reyiz falan da var hem bak 2012-2013'de.
    "bomboş bir eleştiri işte. yoruma gerek duymuyorum."
    monacoprensi=yürüyen yanlış bilgi. arsene wenger asimile mi olmuş ne olmuş ?

    bomboş yazmaktadır.
    hatta bakın bu da anketi : http://strawpoll.me/6707228

    edit :(bkz: #1896124)
    adam yılların fuchs'ına bu kim ya diyebileceğiniz demiş. kişi kendinden bilir işi :( piyisi diyiri diksin ilti bilmim kiç. netten bakıp yazmış. "boş." yersen. çakma bilgiç. :( genelde hızlı futbolcuların bitiriciliği de kötü olurmuş. kaç tane veri var elinde, nerede bu veriler ? nerede bu veriler y ü r ü y e n b o ş k o n u ş a n ? :(

    yapalım mı anket mınıkıpırınsı bış kınışın mıdır diye ? canısı.

    kendisi de adamlığıyla ilgili sorunlar yaşıyor olabilir bence. yoksa bu kadar gündemde tutmaya çalışmazdı. tamam adamsın, erkeksin, kazak erkeksin. mucuk.
  • 5
    (bkz: #1896644)

    entrysi üzerine birkaç kelam etmek istediğim yazardır.

    bileklik fiyatını 10 tl olarak sabitlersek. euro ise 3.2 tl olarak baz alırsak.

    - hamit altıntop'un aldığı sabit ücret 2.750.000 euro. bu 880.000 bileklik eder.

    - jem paul karacan adlı futbolcumuza 50.000 euro imza ücreti aldığı para 600.000 euro. 208.000 bileklik eder.

    -sabri sarıoğlu bu takımdan 4.800.000 tl alıyor bu rakam tam olarak 480.000 bileklik eder.

    -eray işcan adlı arkadaş bu takımdan 800.000 tl ücret almakta ve bu tam olarak 80.000 bileklik eder.

    -galatasaray sportif a.ş. bu sezon spk' dan 308.000 tl ceza yemiştir yetkili personel çalıştırmadığı için bu rakam tam olarak 30.800 bileklik eder.

    -gönderdiğimiz blerim dzemaili için 1.300.000 euro maaşını biz ödüyoruz mesela. bu rakam tam olarak 416.000 bileklik eder.

    daha buraya onlarca şey yazabilirim. ancak sırf şu yazdığım bileklik sayısına bile ulaşmamız mümkün değilken böyle küçük pazarlama oyunlarıyla bu mali yükün altından kalkamazsınız.

    satılacak 100.000 bileklik ve oda hamit altıntop'a vereceğimiz ve vermiş olduğumuz maaşa bile yetişmiyor.

    şimdi bu kadar bariz ve fahiş hatalar yaptıktan sonra sen benden bileklik almamı istiyorsan bana keriz diyorsun muhtemelen.

    görüşlerimi açıklamam konusunda sıkıntılar varsa burası galatasaray sözlük.

    kendimi bildim bileli fikri hür vicdanı hür galatasaray taraftarlarının yer aldığı ve fikirlerini söylemekten kaçınmadıkları bir platform.
  • 7
    (bkz: #1902214)

    lucescu'nun transfere harcadığı parayı eleştiren yazardır. üstelik dilenildiği için de ufaktan bir ayar vermiştir dilenenlere. beğenmediği, çok para harcıyor dediği lucescu'nun son 3 yılda sattığı oyunculardan kazandığı para 182.5 milyon euro. ki bunun daha önceki yılları da var, istenirse araştırılabilir ancak harcadığının çok çok daha fazlasını kazandırdığı da büyük bir gerçek. keşke biraz daha araştırıp öyle yazsa. sözlük ne günlere kaldı.
  • 8
    sözlükte beğenmediği bütün yazarların nick altına aynı hikayeyi yazan şey. okumadım hikayeyi ama sanırım bir hint vardı. :(

    kendisi bilgisi olmadan fikri olan biridir, çokta şey yapmamak lazım. sanırım sadece fm oynadığından, herkesi sadece fm oynuyor sanıyor. istatistiklere salladıktan, copy-paste eki eki, boş yazmış eki eki dedikten sonra fantastik para harcayan hocalarlı yazılar yazmış. ya bence ezberindedir, kopi pest yapmamıştır biyerlerden bakmamıştır. :( kendisi kadro dışı, solda başlığı çıkınca gördüm.

    açalım mı anket, mınıkıpırınsı ıdım mıdır diye ? :(
  • 10
    (bkz: #1902214)

    yazısının belli bölümlerine katılmadığım yazar. "biz türkiye liginde oynuyoruz ne yapalım, avrupa'da oynasaydık burak'ı 30'a satardık." fikri çok yanlış bence. burak en iyi döneminde bile gol attığı kalibresi en yüksek takım schalke 04 olan bir adam, falcao'nun en iyi döneminde neler yaptığını konuşmaya gerek yok sanırım. falcao düşüş dönemindeyken kendisine ödenen ücret en iyi dönemi göz önünde bulundurularak ödeniyordu, burak ne zaman 30 milyon euroluk bir oyun oynadı herhangi üst düzey bir takıma karşı?

    türk ligi takip edilmiyor ama avrupa kupaları ediliyor. adınız ne olursa olsun, nerede oynarsanız oynayın, avrupanın devlerine karşı çatır çatır oynarsanız her yere transfer olursunuz. bu konuda hakan şükür ve burak yılmaz örnekleri yeterli olacaktır sanırım.
  • 11
    (bkz: #1902214)

    ilgili entry'ye edit yapmış ancak yapıp sıvadıktan sonraki tüyü tam olarak dikmiş yazardır. "ayrıca bu adam porto'da çok formsuz bir sezon geçirdikten sonra pornografik bir bonservisle atletico'ya transfer olmuştu." falcao o sezon avrupa ligi gol rekorunu kırdı be, bu kadar da ezberden yazma arkadaşım. ligde de şampiyonluğa taşıyan en önemli adamlardandı. hatta ve hatta falcao sözleşmesini uzatsın ve sözleşme fesih bedeli daha yüksek olsun diye porto'dan ekstra ücret bile almıştı. onu da geçtim gittiği atletico'da da hayvani performans göstermişti ve çapraz bağları kopana kadar da monaco'da döktürüyordu. cidden ben yazmaktan yoruldum arkadaş abartmaktan yorulmamış. kısaca kalitesiz yazar.
  • 13
    birebir konustugum cok kisi olmustur, genelde de fikirleri konulari tartismisizdir. hatta bana kufur derecesinde laf ettigi halde sonrasinda insani bir sekilde konusmayi bitirdik hepsiyle. cunku bir konuyu tartismanin en onemli sarti karsindakine saygiyla yaklasabilmekte. senden kucukse ornek teskil etmen gerektigi icin saygi gosterirsin, senden buyikse gucendirmemek icin. hatta en son televizyon molasi twitter'da bana sahsi kufur ettigi icin cok sinirlenmistim, adami tanimam etmem iki kelime konusmuslugum bile yoktur. sirf derdi ne sormak icin twitter acip konustum. sonunda o da yaptigi agresifligin gereksizligini fark etti (bunu "bak hizaya geldi" demek icin degil, tam tersi buyuk bir erdem ornegi gerceklestirdigi icin soyluyorum) kusura bakmayin diyip duzeltti her seyi.

    bu adami ise anlamadim. kendisinin kim oldugu vey ne yazdigina dair de fikrim yok. ilk mesajinda olum'lu mesaj atti, daha benimle iki kelime konusmadan. anlamak icin soru sordugumda ise senin kim oldugun belli, benim de kim oldugum belli gibi bir sey soyledi. (bunu kotu manada soyledigini aciklamama gerek yok sanirim) ben de kendisine acik cek verdim, ben buradaki yazilari ve durumlari onemseyecek kadar kendimi ciddiye almiyorum, benim ne oldugum veya benle ilgili ne dusunuyor insanlar bilmiyorum, madem oyle yazismalari sozlukte paylsabilirsin ben de ogreneyim ben kimmisim. hem senin kim olduguna dair hicbir fikrim yok seni de tanimis oluruz dedim.

    cevapsa gerek yok, beni bilen bilir, seni gibileri de biliyoruz, soyunuz tukenmekte geri kafalisiniz gibisinden bisiler diyip guzel mesajini bana kimil zararlisi diyerek bitirdi. peki. yine kibarca konusmaya calistim. yine mahalle abisi gibi bilen bilir konusmasindan sonra da, karsindakine saygin yok, seni tanimak icin vakit harcayacagimi sanmiyorum, uzgunum, iyi aksamlar diyip bitirmeye calistim konusmayi.

    ama sunu gorunce: (bkz: galatasaray'ın mali durumu/#1909761) is degisti.

    oncelikle yapilan eylemin gerizekalilik olmasiyla birisine gerizekali denmesi arasindaki fark, durumu elestirmekle kisiye hakaret arasindaki farktir. daha ismini bilmedigi, iki kelam konusmadigi kisiye "olum"la mesaj atip sonra kimil zararlisi diye hakaret eden biri kalkip boyle bir durumu zaten elestiremez. yoksa ikiyuzluluk derler o ise.

    icindekini atamadiysa ve hala bir seyler soylemek istiyorsan laf sokar gibi alakasiz yerlere yazmak yerine mesajlasirken yazmaya devam edebilirsin. medeni insanlar kisiyi degil durumu tartisir. sana yasini basini sormadan saygiyla cevap veren birine saygisizlik yapip sonra karsilik bulamayinca alakasiz yerlere gizli kapakli yazarak devam ettiremezsin. acik acik yaz bari. hani benim kim oldugum belliymis ya, belli olsun tamamen.

    bu arada ben yasa falan bakmam, burada konustugum benden 15 yas kucuklere benden buyuklere gosterdigimden daha fazla saygi gosteriyorum. cunku iyiye ornek olalim su sacma ulkede diye derdimiz var. muhtemelen sen de 20'lerinin basindasindir, ne yazikki sen o saygiyi cok ugrasmama ragmen kaybettin.

    bu yaziyi da gizli kapakli olmaz o isler, derdin oldugunda acik acik yaz demek icin yaziyorum. sadece bundan sonra sahsi saygisizlik yaptiginda sana saygi gosterecek biri olmaz.

    aciklik getirmek icin: taraftardan 50milyon tl para cikarken %38'i direkt gelir vergisine, %5'ini mamule verdirip taraftarin parasini gereksiz yere parcalayan ve kus kadar birakan ise gerizekalilik dedim. ozeti bu. cok daha basit ve pratik yollarla taraftarin parasini direkt kulube katabilecekken aracilari ve devleti araya sokup taraftari enayi yerine koymak gerizekaliliktir cunku.
    gecen sene takimi kendi haline biraktigi icin sampiyon olmus takima mudahale etmeye kalkip takimi ve takimin gelecegini ipotek etmis fenerbahceliye de angut dedim. agzimdan daha kibar bir soz cikmaz cunku bundan sonra.

    ekleme: anlaman icin ne yapayim cizerek mi anlatayim bilmiyorum ki. meet joe black'te dedikleri gibi hayatta kesin olan sey olum ve vergilerdir. vergiden daha gercek ne sunabilirim sana? gercek olan galatasaray'in ortadaki paranin en fazla %50'sini alabilecegi bir proje yapip iyi bir sey yapmis gibi sunulmasi sacma. o paranin %100'unu kullanabilecekken %50'yi baskalarina peskes cekmek namertce.

    ama bu yazinin ozu bu degil bunu sen de anlayabilirsin sanirim. hala sov pesindesin fakat bu yazi senin yaptigin terbiyesizlik uzerine yazildi, galatasaray'in mali durumu icin degil. mesaj atip hakaret ettikten sonra entry girip kibarlik yaparak ikiyuzluluk yapmanla ilgili.

    once karsindakine saygin olsun. konuyu her turlu tartisiriz.
  • 14
    eleştiri şeklini beğenmediğim yazar.
    şimdi bir hikayeyi paylaşmak istiyorum sizlerle. bu hikayeyi de hiç okumadım ama paylaşmak istiyorum:

    ''hindistan'da çok ünlü bir ressam varmış. herkes bu ressamın yapıtlarını kusursuz kabul edecek kadar beğenirmiş ve onu "renklerin ustası" anlamına gelen ranga geleri olarak tanısa da kısaca ranga guru derlermiş. onun yetiştirdiği bir ressam olan racigi ise artik eğitimini tamamlamış ve son resmini bitirerek ranga guru'ya götürmüş ve ondan resmini değerlendirmesini istemiş. ranga guru; "sen artık ressam sayılırsın racigi. artık senin resmini halk değerlendirecek." diyerek resmi şehrin en kalabalık meydanına götürmesini ve meydanda en görünen yere koymasını istemiş. yanına da kırmızı bir kalem koyarak halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı bırakmasını istemiş. racigi denileni yapmış. racigi birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde görmüş ki tüm resim çarpılardan neredeyse görünmüyor. çok üzülmüş tabii. emeğini ve yüreğini koyarak yaptığı tablo kırmızıdan bir duvar sanki. resmi alıp götürmüş ranga guru'ya ve ne kadar üzgün olduğunu belirtmiş. ranga guru üzülmemesini ve yeni bir resim yapmasını istemiş. racigi yeniden yapmış resmi ve gene ranga guru'ya götürmüş. ranga guru resmi tekrar şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş. ama bu defa yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde yağlı boya, birkaç fırça ile birlikte insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı bırakmasını istemiş. racigi denileni yapmış... birkaç gün sonra gittiği meydanda görmüş ki resmine hiç dokunulmamış, fırçalar da boyalar da bırakıldığı gibi duruyor. çok sevinmiş ve koşarak ranga guru'ya gitmiş ve resme dokunulmadığını anlatmış. ranga guru demiş ki, "sevgili racigi, sen ilk resminde insanlara firsat verildiginde ne kadar acımasız eleştirebileceklerini gördün. hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı... oysa ikinci resminde onlardan hatalarını düzeltmelerini istedin, yapıcı olmalarını istedin. şunu hiç unutma sevgili racigi, kötü yönde eleştirmek kolaydır, yapıcı eleştiride bulunmak ise eğitim gerektirir. "

    :(
  • 15
    maalesef ama maalesef bazı şeyler yazmak durumundayım.

    bir tartışmanın içinde buldum kendimi, gerek var mıydı bilemiyorum. ama şunu biliyorum ki insanımızın geneli gibi yazarlarımızın da bir kısmı kaçak dövüşüyor. benim ilk entryim fikir özgürlüğü temalıdır. isteyen de açıp okuyabilir. bir galatasaraylı olarak tevfik fikret'i her zaman önemsemiş ve büyük saygı duymuşumdur. tevfik fikret, türkiye'de düşünce devrimini yapan insandır. evet ondan önce de devrim yapmak isteyenler olmuştur, fikret'ten sonra da olmuştur ancak esas devrim onundur.

    fikirlerinin aydınlığı atatürk'ümüzün de ufkunu açmış, ona ilham olmuştur. atamızın zekası ile de fikirler birleşince ortaya koca bir cumhuriyet çıkmıştır.

    şimdi herkes şunu soracaktır: ya kardeşim niye anlatıyorsun bunları? marifet fikir üretebilmekte olsa idi bu milletten binlerce tevfik fikret çıkardı. ama gelin görün ki tek fikret vardır bu coğrafyada. niçin fikret böylesine dikkat çekmişti, devri onun gibi jönlerle dolu iken?

    fikret'in meşhur bir sözü var: '' vatanım bütün yeryüzü, milletim insanlıktır.''

    işte insanlığı esas alan, bu esasa hayatını dayandırıp, kişiliğini ve karakterini geliştirerek yaşayan biri tevfik fikret. tutarlılığı ile toplumun saygısını kazanmış, fikirlerini hayatına da en doğru şekilde enjekte etmiş, çevresine yaydığı insanlık misali ölümünden sonra nicelerine ışık olmuştur. nasıl yaşamışsa onu söylemiştir. kendi yapmadığını, başkasına öneride bulunmayıp, bizzat ilimi ve insanlığı gönlüne entegre edebilen birisi olarak bir nesle güneş'lik etmiştir.

    hayatımı 3 esasa dayandırarak yaşadım: birincisi çevrem, ailem, dostlarım. ikincisi sevdalarım ve bu sevdaların en büyüğü olan galatasaray. üçüncü ve sonuncusu da beni ben yapan, gördüğüm saygı ve sevgiyi beliryecek olan karakterim, kişiliğim ve insanlığımdır.

    her daim pozitif düşünmeyi, bunları yaparken hiçbir varlığı gerekenden fazla yüceltmemeyi esas aldım. nitekim çoğu zaman da bu esaslara aykırı davranıp yüceltme işini biraz abarttım. sözlükteki ilk entrymden sonra sevdiğim, değer verdiğim bir kişi bana muhalefet ederek, karşı çıkarak, her şeyden önce üstüme basarak yükselme yöntemini seçerek bir yanılgımı daha ispat etmişti. ardından gelişen olaylar da cabasıdır elbet.

    ben şunu söyledim önceki entrylerimden birinde. beni sevmeyecekler olacaktır, beğenmeyen olacaktır ancak buradan ayrıldığım vakit kimse benim kişiliğime laf etmeyecektir, edemeyecektir dedim. türk toplumunun yapısını, iç hassasiyetlerini ve zaaflarını iyi tespit etmiş biri olarak görüyorum kendimi. türk insanının karakteristiğini bildiğimden de buradan kendime çıkarım yapmayı yanlış bulmuyorum.

    üslubum sert olabilir belki de. yanlış buluyor olabilirsiniz. ancak alışılmış düzene karşı koymak gibi de bir huyum var. toplumların kırmızı şeritleri vardır ve derler ki sakın bu şeridi geçme! insanları bu algıya kanıksattırdıkları için de çoğu insan bu şeritleri geçmeyi düşünmez. ben hayatımda bu kırmızı şeritleri epey geçtim. aykırıyım çünkü. inanın akla gelmeyecek her türlü aykırılığı yapmışımdır belki de. aykırı olanı da severim.

    insanları benzer düşünmeye teşvik ediyorlar ne yazık ki. elalem ne der, algısı örneğin. o şunu şunu yaptı, sen de onu örnek al derler hep. kendim olmalıyımdır oysa. başkaları uzaktır insana. en yakındakilerin bile. kendimiz bir devrim yapmalıyız içimizde. insan olmalıyız. kültürlü, bilgili olmalıyız. ben öyleyim demiyorum. sadece bir arayıştayım. gayret gösteriyorum.

    normalde bilgili insanların egosu yüksek olur, haliyle tabiidir bu. ancak geri kalmış medeniyetlerde cahillerin egosu daha yüksek oluyor. nedenini ise bilmiyorum. ben şahsım adına kibirden nefret ediyorum. karşımdakinde ufak da olsa kibir belirtisi hissedince soğuyorum karşımdakinden.

    ben gözlemlemediğim ortamın içinde asla yer almam. buraya yazar olmadan önce de epey gözlemim, değerlendirmem olmuştur. hiçbir işe de öylesine başlamam, bir amaç vardır ve bu amaç beni gayrete teşvik eder. sözlüğün kalıplaşmış bir düşünce akımına kapıldığını söyleyebilir. belli başlı kişi ve kurumları övünce kral ilan edilirken yine bazı kişi ve kurumları yerdiğinde ise ''asi'' ilan ediliyorsun.

    bir inorganik bağ var birtakım yazarlar arasında. belki kendilerinin de haberi yok bu bağdan ama gerçek bu. sanki cemaat havasında, kenetlenme ve bağlılık söz konusu. özgün olamıyorlar. ancak ve ancak toplandıkları vakit ''bir'' ediyorlar.

    oysa her yazar burada tek başına ''bir'' etmelidir.

    alışılmış düzene çomak soktuğum için de gayet doğaldır ki tepkiler olacaktır. dün dursun özbek hakkında olumlu bir entry girdim. açık konuşayım ofsayt yağmuruna tutulmayı beklerken inanılmaz destek gördü yazdıklarım. bu beni sevindirdi çünkü o bahsettiğim alışılmış düzenin yavaş yavaş bozulmaya başladığının sinyalini aldım. ben sıradan olmayı asla kabul etmeyen bir bireyim. olumlu anlamda bir lezzet farkı yaratmak, insanların da bu bağlamda saygısını kazanmak, benim kendime verdiğim ödevimdir.

    bunları yaparken de asla ama asla içi boş konuşmadım. araştırıp, sayıları algımla harmanlayarak bir şeyler yazıyorum, yazacağım.

    özel mesaj kutusu olayına girmek ne denli doğrudur bilemiyorum. benden yaşça büyük olup saygı bekleyenlerin özelime saygı göstermemesi kadar tuhaftır bu. tekrar söyleyim malum mesajları gayet rahat şekilde paylaşabilirim sizlerle. ancak eğer böyle bir davranış sergilenirse bana da çok malzeme çıkacaktır elbet.

    bir şeyler yazıyorum. diyorum ki bana sayılarla cevap verin. hala cevap alamım örneğin. deniliyor ki ben ona hitaben yazmadım. ben sadece ufak bir istekte bulunuyorum. her konuda otoritesiniz ya, haydi yazın, karalayın bir şeyler şimdi de. ama olmaz. yazamıyor kimse. neyi yazacak? rakamlar belli, gerçekler belli. kendilerine yediremediklerinden olsa gerek hep soyut konularda tartışma gereği duyuyor bazıları.

    ünal aysal put mudur ki tapalım? fatih terim'in putlaştırılması ne denli yanlışsa bu da o denli yanlıştır? kaldı ki ünal aysal'ı çok severim. ancak tek gerçek vardır ortada.

    bir durum değerlendirmesi yapıyorum, buna cevap veriliyor. daha sonra da dikkat çekme falan diye bazı hoş olmayan şeyler söyleniyor.

    şunu söylemeliyim ki; hiçbir zaman rüzgar nereye eserse oraya giden bir birey olmayacağım. yanlış bulduğumu da elbet söyleyeceğim. saygısızlık yapmakla itham edenlere ise sadece gülüyorum.

    hayatının 2. devresini oynayan ve kendine yeni bir meşgale arayanların aracı olmayacağım. tartışmalara kendimi meze etmeyeceğim gibi, olayların içine beni çekenleri de cevapsız bırakmayacağım. karşımdaki isim, kişi, yazar kim olursa olsun, var olan tek gerçeği inkar etmeyeceğim.

    toplumsal yapıdan zerre anlamayanlarca kritikler yapılıyor. neymiş puzzle olsunmuş, her parçayı taraftar satın alacakmış falan. yok bir de vergi olayı komedisi var. türk insanı, yaptığının karşılığını öyle veya böyle almak istiyor. öyle bankaya 10 tl yatırınca taraftar tatmin olmaz ne yazık ki. bileklik de olsa t-shirt de olsa somut bir beklenti içindedir türk insanı.

    somut projelere olan katılım ile bahsedilen yöntemlere olacak olan katılımın bir tutulması ise ayrı bir yanlıştır.

    atıyorum;

    bir maça bilet alana iki tane resim tablosu hediye edilecek, desen türkiye'de ne kadar katılım sağlanır, italya'da ispanya'da ne kadar katılım sağlanır? toplumların düzeni, fikirleri ve alışkanlıkları daima farklıdır. iki farklı medeniyete aynı olayı dayatıp aynı sonucu almaya çalışmaksa bana kalırsa saçmalıktır.
  • 16
    kendisini o kadar güzel ve nitelikli ifade eden bir yazar ki, yarın öbür gün tamamen zıt düştüğümüz bir konuda bile fikirlerini, olaylara nasıl baktığını saatlerce oturup dinleyebilir veyahut okuyabilirim. çünkü eminim o zıt görüşü bana "dayatmaya" değil, anlatmaya çalışacaktır. bırakın galatasaray sözlük'ü, toplumda onun gibilerin artmasını öyle isterim ki. belki o zaman daha yaşanacak bir hale gelir hepimiz için bu topraklar. kendisini tanımam etmem. adını dahi bilmiyorum; ancak kendisiyle ilgili şunu net bir şeklide söyleyebilirim ki sözlüğe belirgin bir şekilde kalite katmaktadır. sözlük için bir şanstır.
  • 17
    şimdi kendisi 7.nesil bir yazar arkadaşımız, yani yeni. "sen çok eskisin lan sanki" dediğinizi duyar gibi oldum cevap veriyorum değilim de. ben bu arkadaşı yazdığı entrylerden ziyade nickaltı muhabbetlerinden tanıdım. daha birkaç ay önce yazar olmuş bir insan neden bu kadar çok kişinin nickaltına yazar, anlamıyorum. bence gerek yok hocam, yapmayalım böyle şeyler.
  • 18
    tek bir kelime dahi muhabbetim olmamasına rağmen sözlüğün önemli değerlerinden bir tanesinin, direk ya da dolaylı yoldan gitmesine sebep olan yazar. başından beri yapmak istediği sonuca başarıyla ulaşmıştır. nedir o ? gündem olabilmek, sol tarafta adının yazması. ama bu sözlüğün bir üyesi olarak yazılarını okumayı sevdiğim bir yazardan beni mahrum ederek hakkımı gasp ettin.
    egosu o kadar yüksektir ki, o kadar hırslıdır ki , varmak istediği yere varabilmek için, kendi popülerliği için büyük küçük, eski yeni demeden her kullanabileceği kişiyi ve materyali kullanır böyle karakterler. kendisine özel mesaj yazmak istedim ancak özel mesajların paredros tarafından deşifre edilmesinden mütevellit ne kadar bel altı, saygısız bir tarzı olduğunu görünce nick altına yazmayı daha uygun gördüm. halbuki genel yazılarında çok daha düzgün bir tavır göstermekte. işte bunun tam karşılığı popülizmdir.
    şimdi bu yazıyı yazınca savunma argümanları belli. öncelikle çok güncel olan linç kültüründen bahsedilecek. paredrosun gidişine sebep ya da bahane olmasından ötürü kendisine yüklenilmemesi gerektiği söylenecek. bu savunma bu konuda yanlış. çünkü bu mecra galatasaraylı insanların bir arada olduğu, fikir birliği yaptığı bir yer. belki hepimizin günlük hayattan, koşuşturmacadan, stresten kaçabildiğimiz hem de bunu zevkle yapabildiğimiz bir yer. yani herkes aynı tarafta. ama neden bu kadar ciddiye alınıp ta insanlar sevdikleri bu ortamdan uzaklaştırılır anlamak mümkün değil. fikir çatışması yaşanması kadar doğal bir durum yok tabi. ancak neden bu tartışmanın içinde seninle aynı tarafta olan bir büyüğüne hem de senden daha bilgili bir yazara ''kımıl zararlısı'' diye hitap edersin? halbuki genel yazılarında ve yukarıda betimlediğin karakterinde bu tavırdan bahsetmemişsin.
    bir diğer savunma muhtemelen farklı fikirlerin çatışacağı, bunun doğal olduğu, bu yazarın da haklı olabileceği ve paredrosun gitmesini kendi tercihi olduğudur. mesele şu ki fikir tartışmasının da bir üslubu olur. sen bu cizgiden saparsan konuşulamazsın, tartışılamazsın. eleştirmek için değil de ortamın bilinen, sayılan, popülaritesi yüksek bir üyesine bulaşayım da beni yukarıya taşır düşüncesiyle hareket edersen insanları soğutursun. belki sebep değilsindir ama en azından bahane olduğun kesin.
    bir diğer konu ise kendini tanımlamakla iyi yapmış. biz de seni tanımış olduk. yazından ne kadar güçlü bir narsist yapıda olduğun görülüyor. psikiyatri literatüründe narsisizm, libidonun kendiliğe yatırılması olarak tanımlanmaktadır. bu tanım ruh içindeki yapıların kişinin kendisini sevmesi yönünde örgütlenmiş olduğunu ifade etmektedir. bu ruhsal yapılar insanın kendisini, diğer insanları ve dünyayı algılayış ve değerlendiriş biçimini etkilemektedir. kendisinden bilinçli ya da bilinçdışı beklentileri, amaçları, hedefleri insanın kendisini nasıl değerlendirdiğini belirleyen önemli ögelerdir. beklentilerini gerçekleştiremediğini düşünen kişi en azından o an için kendisinden hoşnut olmayacaktır. insanın diğer insanları nasıl algıladığı da kendisi ile ilgili değerlendirmelerini etkileyebilmektedir. örneğin karşısındakileri sürekli kendisini olumsuz değerlendirebilecek insanlar olarak gören bir kişi, en ufak eleştiride bile kendisini herkesten aşağı bir insan olarak değerlendirebilmektedir. insanın kendisini yargılayan, eleştiren ruhsal yapıları da kendisini değerlendirmesini etkilemektedir.
    evet başta da dediğim gibi olmak istediği yere bir şekilde ulaşmıştır. başarıya giden her yol mubahtır sonuçta öyle değil mi? bak hepimiz seni tanımış olduk, sol tarafta nickinin altında bol miktarda giri adedi yazacak artık.
    tebrikler..
  • 20
    kendi hayal dünyasında yaşayan, bütün olayları kendi bildiği bilimsel olmayan verilerle değerlendiren, bu tarz bilgi paylaşımı yoğun olan sözlük-forum platformlarında bulunmaması gereken yazar. özel mesajla kendisine gökhan inler'in çok az maçta süre aldığını yazıyorum o hala çok oynadığını yazıyor. ya iyi bir psikiyatra gidip şizofreni tedavisi olmalı ya da sözlüğü bırakıp kendi kendine günlük tutup kendisini bu şekilde tatmin etmeli. daha ne diyeyim.
  • 23
    (bkz: #1923478)

    söyleyecek söz bulamıyorum artık. bu denli mi yoksunsun bazı şeylerden? sen oturduğun yerden bir yerlerini büyütürken, kaptan elinde uefa kupası ile istanbul'u turluyordu ama futbolcu olarak yapıyordu bunu. . ''vefa'' bunu gerektirir. ''şeref'' ve ''karakter''in de gerektirdikleri vardır gibi laflar söylüyorsun. vefa bunu gerektiriyorsa bülent korkmazdan sonra emre belözoğlu gelsin. o da biz klavye başında otururken elinde kupa ile turluyordu. emreyi denedikten sonra volkan arslanı falan deneyelim hoca olarak. o da çok emek verdi. o da olmazsa hakan ünsal gelsin. hadi olmaz da o da tutmadı diyelim ümit karan gelsin.

    "vefa"ymış. vefa nasıl olur ben sana söyleyeyim. 2 adet kriterlerini sağlayan hoca adayı olur biri sana kupa kazandırmış eski bir oyuncundur diğeri öyle değildir tercihini eski oyuncundan yana kullanırsın. hangi eski oyuncumuz gidip anadolu takımlarında ya da avrupada kendini gösterdi de bu kulüp ona şans vermedi ? git geliştir kendini sonra galatasaray seviyesine yaklaş şans verilsin sana başım gözüm üstüne. hamza bile bir şeyler yaptı buraya gelmeden önce bülent korkmaz ne yaptı ?

    anca boş boş konuş. bir de millete "aman içini doldurma söylediklerinin" falan diyorsun. güzel kardeşim entryini okudum ve bülent korkmazın galatasaray'a hoca olması gerektiği ile ilgi 1(bir) adet bile teknik bilgi, destekleyici fikir göremedim. hani ne sebeple gelsin bülent korkmaz ? uefa kupası kaptanlığından başka bir şey söylenmediği için yazdığın entry tepeden tırnağa booooom boooooş. olabilir bazen insan girer böyle entryler ben de girerim ama bari bunu girerken millete "içi boş entry" diye laf atma.

    ekleme: ooo sumav sen demi buradaydın :) seni görünce hırsım geçti.
  • 24
    bu arkadaşı eleştiren yazarlar kaliteli yabancı hocanın ciddi ciddi bu ateşten gömleği giyip gelecek sezon için kredisini tüketeceğine inanıyorlar.

    takımın kondisyonu berbat, psikolojik olarak yılmışlık var, kadro çöp dolu, defans dışındaki mevkilerde alternatif yok gibi. takımdan bu sene bir bok olmayacağı belli yani. hangi yabancı hoca gelip kredisini tüketir. hangisine gidersen git. siz sezonun geri kalanı için biriyle anlaşın ben maçları izleyip transfer raporu hazırlayayım. yazın takımın başına geçeyim der. takımın durumu şuan rezil çünkü ve bu ateşten gömleği hiçbir yabancı hoca giymek istemez.

    yanlış olan şuan bülent korkmaz'ın gelmesi değil, yazın bülent korkmaz'ın yerine gelecek olan yabancı hoca'nın kim olacağının şimdiden belirlenmemesi, o isimle şimdiden anlaşılmaması. yanlış burada.
  • 25
    bazılarımız ''şu kitap siyahtır.'' diyor. ben de diyorum ki ''bu kitap, siyah değil.'' sonra bir bakıyorum şöyle bir algı oluşmuş: monacoprensi, ''bu kitap kırmızıdır.'' dedi.

    biraz dikkat, biraz anlayış lütfen. ben bülent korkmaz duayen bir hocadır mı demişim, yoksa ne iyi ettiler kaptan'ı takımın başına getirerek mi demişim?

    artık bazı şeyler beni yormaya başladı. diyorlar ki başlık altına yazma! ee yazma da, kimse kusura bakmasın, durduk yere değil ya tüm bunlar. sen benim kaptanıma ''sen kimsin?'' diyeceksin, biz de izleyeceğiz öylece. başka bir arzunuz?

    bu sözlüğün fikri hür, vicdanı hür olduğunu düşünüyordum. artık fikrim değişti. tamamen belli kurallar ve yörüngeler dahilinde hep aynı şekilde dönen bir platform olmuş artık. belli kişileri översen kralsın, yine belli kişileri eleştirirsen hainsin, trollsün, şerefsizsin.

    diyorlar ki boş yazmışsın. ilgili kişi ne yazmış bugüne kadar, ne kadar dolu konuşmuş? kaldı ki her eleştirimde belli bir sistematik, düzen çerçevesinde eleştiri yapmaya çalışırım. şu cisim siyah değil diyorsam, arkasından bakış açımı ve de nedenlerimi söylerim. boş keseden sallamam. geçenlerde bir yazara dolu bir cevap entrysi girmesini istemiştim. uçtu gitti.

    özgür düşünce neyi gerektiriyorsa onu yapıyorum, yapmaya çalışıyorum. bu sözlüğe gelirken daha önce de söylediğim gibi gözlem yaparak geldim. neyin nasıl olduğunu gayet iyi biliyorum.

    hayattan bunalıp sözlüğe yöneldim. sözlük daha da bunaltıyor. haftada bir başlığımın ottan sebeplerle hortlatılması huzurumu kaçırmak için yeterli bir sebep. yahu mesajlaşmaya korkar oldum artık, malum olaylardan sonra. ee mesaj atma monaco, entry girme monaco, dik durma monaco, bildiğini söyleme monaco...

    düzen bizden korkak olmamızı istiyor. çizgileri geçme diyor, kalıpları kullan diyor. özgürüm, özgür kalacağım.

    dün; bir yazar arkadaşımızın hükümeti savunan bir yazısına denk geldim. allah var, adam yeterince kaynak göstermiş ve de söylediklerine her ne kadar katılmasam da tutarlı davranmış. daha sonra bir baktım başka bir yazar arkadaşım, hükümeti savunan arkadaşı savunmuş. ama entry yetersiz geldi gözüme. tutarsız geldi her şeyden önce. gittim, hükümeti savun hakkında değil, hükümeti savunanı savunan hakkında bir şeyler karaladım. iş bu ya, aslında birinci özneyi eleştirmem gerekirdi. ama böyle yapmadım. çünkü o kişinin yazdıkları, katılmasam bile beni rahatsız etmemişti. ama diğer yazı rahatsız etti. çünkü tutarsızdı. *

    yani kısaca diyorum ki her fikre saygı gösterdim ben. ama tutarsız olursan itiraz ederim. karşında dururum.

    bugüne kadar yazmış olduklarım içinden bir tane tutarsız entry bulup getirin bana; herkesin içinde özür dileyeceğim. böyle bir şey olabilir mi ya? ben bir şey söylüyorum, bambaşka bir algı oluşuyor.

    bülent korkmaz mevzusuna gelirsek; bizim her şeyi bilmiş sözlük ahalisi lafa gelince havuz medyasının, fotomaç'ın, fanatik'in, milliyet'in haberlerine aldırış etmez ama işlerine gelen konularda lap diye en önce atlarlar. bu medyayı kaynak göstererek efsanelere dil uzatmak da cabası. her şey apaçık ortada.

    bülent korkmaz sezon sonuna kadar gelecekse hay hay. ama uzun süreliyse orada duracaksın. galatasaray kritik bir dönemde ve böyle bir süreçte en doğru ismi takımın başına getirmeliyiz. ve bu isim uzun vadede bülent korkmaz değil kesinlikle.

    beni bülent korkmaz hayranı ilan edenlere bir sorum var: bir baksınlar, ben daha önce hangi teknik direktörleri önermişim bu külube? ben cevaplayayım:

    1) michel preud'homme
    2) jorge sampaoli
    3) didier deschamps

    hatta ve hatta altyapı, sportif direktörlük gibi görevlere de isimler önermiştim. bu isimler de şunlardı: matthias sammer, michael zorc, alexander frei , marcel desailly.

    şimdi kalkıp bana teknik kadro konusunda laf ediyorsanız da bir şey diyemem.

    efsaneler konusunda ise kızgınlığım vardır. ve şuan yazabilecek durumda değilim. çünkü ciddi manada doluyum bu konuda.