• 12
    galatasaray eski başkanı özhan canaydın'ın, 1978 yılından bugüne galatasaray ile ilgili yazdığı köşe yazılarını arşivlediğini ve yakında bu yazıları "galatasaraylı hıncal" adıyla kitaplaştıracağını popüler kalma uğruna galatasarayı yıllarca nasıl kullandığını ortaya koyacağını dün lig tvdeki röportajında açıkladığı gazeteci. bu kadar zahmete değmezdi sayın başkan.
  • 14
    yahu şu hayatta en özendiğim adamdır hıncal uluç.kardeşim bi insan hiç bir spor dalından anlamayıpta bu kadar spor dalı yorumlayabilirmi ilgilendiği konular futbol,basketbol,voleybol,atletizm,bisiklet yarışı,güreş dur daha bitmedi sanat dalları var müzik,sinema,tiyatro vs.

    valla bravo adam kendini kabul ettirmişki bunca sene yarım sayfa köşesi var.hayat sana güzel be hıncal!!
  • 18
    tüm antipatisini "maça gitmeden maç yorumlayarak" kazandığını düşündüğüm kişidir. çünkü genel izleyicisi onu futbol konusunda yapacağı yorumlar için takip eder özelleri ise her yaptığını takip eder.
    kısacası yazardır.
    yazar da yazar.
    ancak eğer futbol konusunda ntv gibi bir kanal da saatlerce ahkam kesiyorsanız yorumlayacağanız maçı gidip yerinde yani "stadyum" da izlemeniz gerekir. maçı stadyum da izleyip ardında daha sonra televizyonda izleyen her futbolsever bunu az çok bilir.
    ancak ali sami yen stadı 'na gelmemek için kendince geçerli nedenleri vardır. *
    en güzeli, futbol maçlarını yorumlamayı bırakıp diğer branşlara ağırlık vermesi.
    maça gitmeden maç yorumlanmaması gerektiğinin ne güzel örneğidir.
    'arzumuz' futboldan * uzak durmasıdır.
  • 19
    galatasaray' ı her fırsatta eleştiren ( amacı takımı hırslandırıp senin dediğin gibi değil böyle bir takımız futbolu oynayıp kazanmaları içten içe isteyen.) ve hemen her konuda nacizane fikri olan bilgiye ve kültüre sahip eleştirmen-yazar.

    bir kere ; mesleğini bırakmadan galatasaray kongre üyesi olmayacağını deklare etmiştir.
  • 23
    sonuçta her kurumun özeleştiri yapması gerekir. çünkü o kurumu ileriye taşıyacak yegane şey budur ve bu ne kadar sert ve sivri bir dille yapılırsa o kadar etkili olur. hıncal uluç'un galatasaray sevgisi şüphe edilemez. o yüzden o günah keçisi olmaya göz yumuyor çünkü birininde bu hareketi yapması gerek. kişiliği antipatik olsa bile kalitesi olan adamdır hıncal uluç ve bu galatasaray camiasında gerçekten hatrı sayılır bir sevilirliği ve etkisi vardır.
  • 24
    büyük bir beğeni ile okuduğum, lakin iş galatasaraya gelince artık eleştirilerinin komiklik derecesinde "zorlama" olduğunu kabul ettiğim yazar. bu takım 19 ekim 2008 galatasaray trabzonspor macinda değil 3, 13 tane bile atsa bu adamdan eleştiri alacaktı, "orta yapılan topun gol olması" için bile neredeyse arda'yı * yaylım ateşine tutmuştur. (bkz: yok artık ebenin amı ali sami)
  • 25
    fotomactaki bugünkü yazısı okuyunca dumura ugradım artık birileri bu adamı durdursun.
    ilgili yazısı.
    (alinti: maçın geneline baktığın zaman daha iyi oynayan, kazanmayı hak eden takım trabzon'du. iki kalecinin yerini değiştir trabzon kazanırdı
    - galatasaray üç kez kaleyi buldu, tolga üçünü de yedi. buna karşılık sanctis iyi kurtarışlar yaptı, defansı da çok güzel yönetti
    - arda'nın golü tesadüf. adres şaştı, gitti gol oldu. eğer 'ben o topu kaleye gönderdim' diyorsa ona kızarım. bunun adı; 'egoizmdir'

    haftanın sonucu merakla beklenen karşılaşmasında galatasaray, trabzonspor'u mağlup etti. maç öncesi skibbe'nin tek forvetle çıkması eleştirilirken, galatasaray farka koştu ama 3 forvetle sahaya çıkan yanal'lı trabzon gol atamadı.
    sonuç tamamen futbolun azizliği...
    maçı trabzonspor da 3-0, 4-0 hatta 5-0 kazanabilirdi. aslında maçın geneline baktığın zaman daha iyi oynayan, daha çok pozisyona giren ve daha çok kazanmayı hak eden takım trabzon'du. ama 'yuvarlaktır' dediğiniz de bu!.. hiçbir şey yapma iki kalecinin yerini değiştir maçı trabzon kazanırdı. tolga neredeyse her geleni yedi. galatasaray 3-0 yapana kadar trabzon'un kalesine gelen üç top var. üçünü de aldı. buna karşılık de sanctis çok iyi kurtarışlar yaptı. sadece kurtarış yapmakla kalmadı önündeki savunmayı da iyi yönetti. sadece bu da değil. trabzon'un son ayakları yani topu kaleye vuran ayakları başarısız da değil talihsiz günlerindeydi. trabzon bu kadar isabetsiz şut atacak bir takım değil. galatasaray'ın iki misli şut atacaksın neredeyse ama gol atamayacaksın. rakip kaleciye rağmen gol atamayacaksın. öte yandan galatasaray'ın gollerine bak... birinci gol tesadüf bence... kimse, 'arda kalecinin ileriye çıktığını görmüş de topu kaleye göndermiş' demesin. kalecinin olduğu yerde iki tane galatasaraylı var. bir tane değil... kafasını kaldırıp onlara bakıyor ve galatasaray forvetlerinin olduğu yere her zaman ki gibi adrese atıyor topu. ama adres şaşıyor biraz, top kalecinin üstünden aşıp kaleye gidiyor. yani eğer arda 'ben o topu kaleye attım' diyorsa ben ona kızarım. mutlak gol pozisyonunda iki tane arkadaşın varken, bu kadar zor bir vuruşu yapmaya teşebbüs edilmesinin adı 'egoizmdir'. takım oyunu değildir, galatasaray için oynamak değildir; kendi için oynamaktır. eğer gerçekten kaleye attıysa topu arda'nın eleştirilmesi lazım. pozisyonu gözünün önüne getir, bomboş topu kaleye vurmak üzere iki adam var önünde. onlara ulaştığı zaman gol yüzde 95. arda'nın bulunduğu yerden gol vuruşu yaptığın zaman da gol olma ihtimali yüzde 5. arda gibi bir adam yüzde 5'e mi oynar, yüzde 95'e mi? hem de trabzon maçında... bunu türkiye'de kimse tartışmıyor. ikinci golde yine arda'nın vuruşu var. servet'e yazıyorlar ama... yanlış servet'e yazılması. servet'in yerinde mesela egemen olsaydı onu çarpıp gitseydi gol kime yazılacaktı? egemen'e mi? halbuki değil... vuruşu yapan arda... eline çarpıyor servet'in... efendim "yakın mesafedeymiş!.." hayır... aynı pozisyonda o top egemen'in eline çarpsaydı ve gol olmasıydı galatasaraylılar yıkarlardı orayı; 'penaltı' diye. servet'in kolu açıkta. vücuduna yapışık değil. servet'in kolu açıkta ve açıkta duran bir ele çarpan top yön değiştirip kaleye giriyor. o top kaleye gitmiyor. o top zaten kaleye gidiyordur da servet'in eline çarpar gider!.. hayır... fifa'nın penaltı yorumunda da bu var. açıkta duran ele çarpıp yer değiştirip giriyorsa penaltı vermiyor fifa... penaltıyı vermiyor. penaltıyı vermediği pozisyonda 'elle oynamayı kabul etmiyor' demektir. bu gol elle atılmış bir gol. ve nitekim o anda musa çözen bana sorarsan televizyon yayıncılığının en büyük gazeteciliğini yaptı. orada bir görüntü var. harika bir görüntü var. arda ile servet'in birbirlerine göz kırptıkları... birinci gol tesadüf, ikinci gol daha da büyük tesadüf. galatasaray'ın attığı bir tane doğru dürüst gol var.

    baros toplari ezdi
    toroğlu, lincoln'ün golüne atılan değil de yenilen gol olarak bakarak trabzon savunmasını eleştirdi.
    hazırlanış itibarıyla muhteşem bir goldü. o gole laf söyleyenin ben alnını karışlarım. ama işte bir tane o pozisyon var. tekrar söylüyorum bu maçı gayet rahatlıkla trabzon da açık ara kazanırdı. o zaman ersun yanal'ı yerin dibine sokanlar ve de skibbe'ye 'iki ön liberoyu tercih ederek doğru yaptı' diyenler ne der, ne yazarlardı bilmiyorum!.. ben skibbe hakkındaki görüşlerimde ısrar ediyorum. ne galatasaray'ı biliyor, ne türk futbolunu biliyor, ne de futbolu biliyor. meira'yı öne çıkarıp çift libero ile oynaması galatasaray'a yakışmayacak kadar önemli bir korkaklık. şaşırdım. meira maç boyu takımın en kötülerinden bir tanesi. onu değiştirmeyi düşünmedi. illa da ön libero istiyorsan mehmet güven kenarda oturuyor. galatasaray'ın en kötülerinden bir tanesi de milan baros. özellikle ikinci yarıda galatasaray kontrataklarla büyük gol imkanları yakaladı ancak baros bütün bunları ezdi. skibbe buna hiç dikkat etmedi. ümit karan ve nonda gibi fenerbahçe, beşiktaş dahil türkiye'nin her takımında direkt oynayacak iki adam kenarda otururken, sen ısrarla, o gün kötü oynadığı çok açık olan baros'u sahada tutuyorsun. o zaman kenar yönetimi nedir? başka bir soru sana... lincoln'ün çift sarı karttan kırmızı kart göreceğini düşünmedin mi?

    düşündüm hatta hakemin de bünyamin gezer olduğunu göz önüne alarak, unutmamak için lincoln'ün ilk sarı kartı gördüğü dakikayı not ettim.
    herkes düşünmeye başladı. maçın 15. dakikasından itibaren 'lincoln, galatasaray'ı 10 kişi bırakacak' dedi herkes. bir tek kişi demedi: skibbe... çünkü oyunu okuyamıyor. oyunu inceleyemiyor. futbolcularını da tanımıyor. bu adam nasıl galatasaray'ın teknik direktörü olabilir? meira'nın kötü oynadığını göremeyeceksin, baros'un kötü oynadığını göremeyeceksin; ki yerine oynayacak adamlar milli takım düzeyinde ve kenarda oturuyor. ümit'in, nonda'n, aydın'ın, mehmet'in olmaz da 'ne yapayım' dersin. galatasaray o sırada mağlup durumdadır. 1-0, 2-0. tek ümidin milan baros'tur. hayır. galatasaray 3-0 galip. yani iyi oynayanı, kötü oynayanı göremiyor. yanlış oynayanı, hatalı oynayanı, kendini oyundan attıracak olanı göremiyor. o zaman nasıl galatasaray antrenörü olursun, nasıl galatasaray'ın antrenörlüğüne layık olursun? tamamen bir talihtir bu maçta skibbe'nin kellesini kurtaran.

    şansi yanindaydi
    ayrıca da ben sabah'ın genel yayın müdürü olacağım. iki tane yardımcım olacak; sağ kolum ve sol kolum. birisi birinci sayfayı yapacak, biri gazetenin içini yapacak. ben bir sabah gazeteye geleceğim ve ikisi de görevden alınmış. bana hiç kimse bir şey sormadan. ben orada sabah genel yayın müdürü kalabilir miyim? kalıyorsam, ben bu gazeteyi yönetenlerin 'uşaklığını kabul etmişim' demektir. 'gazetenin genel yayın müdürlüğünü bırakıyorum, bu gazeteyi kim yönetiyor, onun uşağıyım ben. arkadaş bana istediğinizi yapabilirsiniz. benim adım orada ama siz yönetin.' işte durum bu. skibbe orada duruyor takımı hâlâ adnan sezgin yönetmeye devam ediyor. eğer galatasaray yarın hasbelkader şampiyon olursa adnan sezgin de basın toplantısı düzenler, geçen seneki gibi "ben şampiyon yaptım" der. adnan polat'ın galatasaray'a layık gördüğü yönetim bu. )