• polonya'nın mütevazi ve gözden uzak bir şehrinde erasmus öğrencisiyim. dün gece bir adet irish pub'a gittik arkadaşlarla. hoş bir mekandı. duvarlarda irlanda milli takımı formaları, irlanda kültürüne ait çeşitli eşyalar var, hoş bir konsept. içeride birkaç adet televizyon var ve sürekli ada futboluna ait eski görüntüler dönmekte. gelmemizin üzerinden 1 saate yakın bir süre geçmişti, birden televizyonda telsim reklamlı sarı kırmızı forma belirdi, bir de baktım içerisinde hagi.

    mekanda tam o anda gheorge hagi belgeseli başladı, ama ne güzel belgesel. sadece galatasaray forması altındaki görüntüleri var. gururlanmamak elde değil. oradaki birkaç polonyalı arkadaş da hageeeee!!! diye bağırdı falan ben iyice gaza geldim. hagi'nin galatasaray formasıyla attığı birçok güzel golü gösterdi o gün o televizyon. gözlerim doldu.
  • uefa kupası finalinde; arsenal'in afili isimleri karşısında takım bir ara bocalayıp topu savunmadan çıkaramıyorken, mahallenin en iyi oynayan çocuğu edalarıyla defansa gelip bir-iki çalım atarak "onlarda bergkamp, henry, overmars varsa sizde de ben varım" mesajıyla takımı ayağa kaldırmıştı.

    büyüklüğü, gol-asist toplamlarının ve diğer bilumum garip istatistiksel verilerin dışında ve üstünde bir büyüklüktü. mahallenin en iyi oynayan çocuğuydu. top onun değildi, oyun onundu.
  • romanya ile yakin iliskiler icerisinde olan biri olarak hakkinda sunu net soyleyebilirim kendisi popescu ile beraber galatasaray'i rumenlerin cogunun ikinci takimi yapmistir.ciddi manada iyi derecede galatasarayli rumenler bulabilirsiniz.eger bugun romanya'da hala 10 hagi yazan ve turkiye'de bulunmayan galatasaray'in eski formalari satiliyor ve alicisi bulunuyorsa ben bu adami bir galatasarayli olarak hayatim boyunca saygidan baska birseyle anmam.yok istatistikmis,yok kavgaciymis,yok bilmem ne bunlar hikaye.bizi resmen dunya'ya acan adamlarin basinda gelmekte olan bir insan olarak 10u olene dek hatirlayacagim belki de bu forma altinda izledigim en kaliteli oyuncu olarak hatta daha abartayim bir galatasarayli olarak izledigim en iyi oyuncu olarak.bana yarari olmayan messi'yi,ronaldo'yu napayim kardesim*
  • teknik direktörken herkese sürekli şut çekin emri verdiği için bu sene gelirse başarılı olabilecek efsane. şaka maka takım roketatar kaynıyor resmen.*

    (bkz: wesley sneijder)
    (bkz: lukas podolski)
    (bkz: bilal kısa)
    (bkz: selçuk inan)

    havaya girerlerse (eskiden iyi vururlardı);

    (bkz: yasin öztekin)
    (bkz: olcan adın)
    (bkz: emre çolak)
    (bkz: hakan balta)

    sen vurma ulan ayı;

    (bkz: sabri sarıoğlu)
  • ilk taşı en günahsız olanınız atsın.

    hagim, çocukluk kahramanım.

    nazım hikmet'in şiirinden bestelenen bir cem karaca şarkısı vardır biliyor musun? çok yorgunum diye başlar cem baba. emin ol ben de o kadar yorgunum. savunulucak hiçbir tarafını yok. seni savunmaya kimsenin gücü yetmez.

    hagim,

    seni yaşamamış taraftarın, seni kalkan bilen yönetimin, senden nefret eden medyanın kurbanı olmak üzeresin.görüyorum. umursamıyorum ama. sen galatasaray'ken nasıl kopartabilirler ki galatasaray'dan? mesela benim kafamdaki anıları alabilirler mi? trabzon maçıyla başlayıp, yine trabzon maçıyla biten 5 senemi benden ne polat alabilir ne ultraslan ne de galatasaray sözlük'ün seni yaşamamış yeni nesil taraftarı.ne mehmet demirkol inandırabilir senin hoca olmadığını bana, ne de başka bir spor yazarı.
    başlığına o kadar yazı yazmışlar, mantıklı analizler tutturmuşlar, argümanlar sıralamışlar. ben anlamıyorum nasıl yapıyorlar. mesela hagi "sen yanlış yapıyorsun" nasıl diyorlar bilmiyorum.

    galatasaray futbol takımının tarihinin en kötüsü haline gelmesindeki payın neredeyse yok. kimse bana bu durumda olmamızı cana/neil değişikliğiyle ya da sabri nin sağ iç oynamasıyla açıklayamaz..4-3-3 le veya 4-4-2 yle de açıklayamaz.böyle bir mantık yok.diyorlar iyi futbolcuydu ama kötü hoca.anlamıyorum, nasıl senin hakkında böyle konuşulabiliyor. sana sadece iyi futbolcu diyip geçiyorlar. hemen yandaki ama yı ekleyip laflarını çakıyor bazı ibneler.sana nasıl sadece futbolcu gözüyle bakıyorlar bilmiyorum. karakterini, inadını, hırsını, coşkunu, ruhunu,yeteneğini " iyi futbolcuydu" ya nasıl sıkıştırabiliyorlar merak ediyorum. benim tek söyleyebildiğim hagi oluyor çünkü.

    hagim,

    bugün tıpkı 6 sene önceki gibi yönetimin paralı itleri tarafından yuhalandın istifaya davet edildin. sana çok ayıp ediyorlar bu itler hagim. ama sen bilirsin galatasaray sever seni, senin onu sevdiğin kadar belki de.mesela hagiyle olmaz diyorlar. bunu diyenlerin dillerini kıvırıp 40 metreden çakmak istiyorum emin ol hagim.

    sen bilirsin hagim.2008 de biz şampiyon olduk. yönetim, futbolcu,taraftar.3 yıldır galatasarayın ağzına sıçıyoruz hagim.yönetim futbolcu taraftar.önce skibbe suçluydu sonra bülent sonra rijkaard.şimdi de sen suçlusun hagim.yönetim,futbolcu,taraftar.

    şimdi bu başlıkta mesela altına onlarca entry girildi, seninle neden olmadığını herkes dili döndüğünce anlatıyor. ve seni suçluyor.

    ve sen göğsünü gere gere diyorsun ki, delikanlıysanız gelin konuşun gönderin.

    ben de diyorum ki

    "ilk taşı en günahsız olanınız atsın"
  • galatasarayla ilgili paylaşım yapması için teknik direktörlük için teklif götürülmesi gerekmeyecek galatasaray efsanesi. bazıları gibi sadece iş fırsatı gelince galatasaray adını ağzına alanlardan değil. ayrıca romanyada kendi kurduğu akademiyi tırnaklarıyla kazıya kazıya çok iyi bir konuma getirdi. ligin bitimine 5 hafta kala 2 puan farkla liderler. teknik direktör olursa da başarısız bir sonuçta kendisine küfür edecek güruhun olması bile midemi bulandırmaya yetiyor. hagi romanyada kalsın. o mutlu, biz mutlu.
  • kendisinin antrenör olarak ışıl ışıl parladığını, şu an galatasaray'daki tek güzel şey olduğunu söyleyen romantiklerden, boş aşk lafları değil de bir kere olsun mantıklı iki üç cümle duymayı çok istiyorum. ha bunu yenildiğimiz maçta sonra yazmak da yanlış ya neyse.

    ama çok bariz abi şovunuz. biz de bilirdik hagi'yi eleştirmesini ama dilimiz varmadı be abi, çok sevdik! demek için kıpır kıpır bekliyorsunuz köşenizde. çok romantiksin canım da ben bu sözlük sayesinde bu şovlardan çok bıktım. sen çok seviyorsun hagi'yi de takımı da biz zamanında gerçekleri söylediğimiz için sıradanız de mi? yok ya. yok öyle dünya kardeşim. vallahi yok. ben sana bir şey söyliyim, bülent korkmaz, hagi, tugay kerimoğlu ile galatasaray'ın başarılı olma imkanı yok. ha tugay'ı biraz ayrı tutalım zira zamanlaması doğru değil henüz. evet hepsini çok seviyoruz ama babamı da çok seviyorum amına koyim, keşke galatasaray'a antrenör olsa da demiyorum. gidin az ötede oynayın, aşk ve sevgi çok güzel de her hafta sonu sinirimizin bozulmasını da haketmiyoruz biz. sen de haketmiyosun. az hakkını ara, aklındakini konuş. ne bu sözlükte ne de o tribünlerde galatasaray'ı sevmeyen bir kişi yok zaten, ondan da emin olun. hagi'yi eleştirmek ne insanı az galatasaraylı yapar ne de onun efsanesine, galatasaraylılar için ifade ettiği anlama zarar verir. farklı şeyler bunlar, ayırabilin şunu artık.
  • benim futboldaki tek gerçek efsanem kendisidir. 13 yaşındaydım galatasaray'a geldiğinde, 1994 dünya kupasındaki o efsane golü çocuk aklımdan gitmemiş, geldiğinde sevinçten nereye koşacağımı şaşırmıştım.

    ilk iki lig maçı van spor ve trabzonspor maçlarıydı yanlış hatırlamıyorsam, ikisinde de golü vardı, rüya gibiydi. antalya karpuzkaldıran'da (askeri kamp) tatildeydik, televizyon salonunda izlemiştim iki maçı da, nasıl gururlanıyordum, sanki herkes beni gelip tebrik edip, "harika bir oyuncunuz var, en büyük sizsiniz, en büyük cimbom'lu sensin!" diyecekmiş gibi heyecan ve gurur içinde izliyordum.

    ben galatasaray'ı çok severken hepimiz gibi, hiç bir dönemde hiç bir topçunun hayranı olmamıştım sonra da olmadım. hep galatasaray bayrakları, takım posterleri, flamaları süsledi odamı. sadece ama sadece kendisinin resimlerini odama astım. çocuk aklımla şöyle bir koleksiyon yapmaya çalıştım; televizyonda veya gazetede hangi atkıyı boynunda görsem aldım, kendisinin adına olan ne kadar atkı varsa toplamaya çalıştım.

    kendisini takım ankara'ya geldiğinde çok kovaladım, yakından ilk gördüğümde heyecandan yanına gidemedim. bir tanıdığımızdan annem rica etmişti kulüpteki, adıma imzalı forması gelecekti, onun yerine adıma imzalı resim ve hakan şükür'ün imzalı forması gelmişti. ne yalan söyleyeyim, kendisinin resmi elimde havalara uçup, hakan'ın formayı kenara koymuştum. kulübün uefa kupasını aldığımızda çıkardığı harika bir poster vardı, alıp çerçeveletmiştim, kendisinin de imzalı resmi hala o çerçevede asılı.

    facebook'tan doğum gününde mesaj atarım, hala. son doğum günü mesajında kendimce, oğlum olduğundan, oğluma da kendisini ne kadar sevdiğimi anlatacağımdan falan bahsettim. yemin ederim hala bu adamı gördüğümde 1996 yazının heyecanını, sıcaklığını hissediyorum. 21 sene olmuş, benim nazarımda daha iyisi, ondan daha önemlisi daha sevdiğim, daha değerlisi gelmedi.

    roma'da, lejyoner kıyafetli adamlar klasik para için fotoğraf çektirmeye yanımıza geldiklerinde,yine klasik nerelisin falan filan muhabbetleri yaptığımızda, hangi takıma geldi sıra dedik galatasaray. adam direkt sordu drogba mı, hagi mi? dedim karşılaştırmam bile, adam da benimle hemfikirdi. sene 2013'tü, elin italyan'ı bile hala adamı kimseyle karşılaştırmazken, burası "alex'in istatistikleri, ama erol ersoy'a tükürdü, ama hırsız demese iyiydi" falan diyenlerin ülkesiydi, ne garip ülke ya.

    ben kendisini, değil türkiye'ye gelen yabancılarla, efsane yerliler ile de karşılaştırmam. hepsinin yeri ayrı, fakat benim yaşam süreme kendisi denk geldi, yine bu sürede kimse onun yaşattıklarını yaşatmadı. kendisinin olduğu yerde benim için başka hiç bir futbolcu yok.

    hala türkiye'ye geldiğinde alışkanlık mıdır nedir bakıyorum, hangi atkı var boynunda diye. oğlum deniz'i de seninle tanıştıracağım.
  • _____________________$$$$$$$______________________
    ______________________$$$$$_______________________
    ______________________$$$$$_______________________
    ______________________$$$$$_______________________
    ______________________$$$$$_______________________
    ______________________$$$$$_______________________
    ______________________$$$$$_______________________
    ______________________$$$$$_______________________
    _____________________$$$$$$$______________________

    $$$_______$$$_____$$$___$$$_______$$$_$$$$$$$$$$$_ _
    $$$_____$$$$$$$$$$$$$$$_$$$_______$$$_$$$$$$$$$$$_ _
    $$$____$$$____$$$____$$$_$$$_____$$$__$$$_________ _
    $$$____$$$___________$$$_$$$_____$$$__$$$_________ _
    $$$_____$$$_________$$$___$$$___$$$___$$$$$$$$____ _
    $$$______$$$_______$$$_____$$$_$$$____$$$_________ _
    $$$_______$$$_____$$$______$$$_$$$____$$$_________ _
    $$$$$$$$$___$$$_$$$_________$$$$$_____$$$$$$$$$$$_ _
    $$$$$$$$$_____$$$____________$$$______$$$$$$$$$$$_ _

    ___$$$_____$$$____$$$_____$$$____$$$______$$$______
    ___$$$_____$$$__$$$$$$$$$$$$$$$__$$$______$$$_____ _
    ____$$$___$$$__$$$____$$$____$$$_$$$______$$$_____ _
    _____$$$_$$$___$$$___________$$$_$$$______$$$_____ _
    ______$$$$$_____$$$_________$$$__$$$______$$$_____ _
    _______$$$_______$$$_______$$$___$$$______$$$_____ _
    _______$$$________$$$_____$$$____$$$______$$$_____ _
    _______$$$__________$$$_$$$_______$$$$$$$$$$______ _
    _______$$$____________$$$__________$$$$$$$$_______

    __$$$___$$$________$$$___________$$$$$$$$______$$$__
    __$$$___$$$______$$$_$$$________$$$____$$$_____$$$__
    __$$$___$$$_____$$$___$$$______$$$_____________$$$__
    __$$$___$$$____$$$_____$$$____$$$______________$$$__
    __$$$$$$$$$___$$$_$$$$$_$$$___$$$_____$$$$_____$$$__
    __$$$___$$$___$$$_______$$$___$$$______$$$_____$$$__
    __$$$___$$$___$$$_______$$$____$$$_____$$$_____$$$__
    __$$$___$$$___$$$_______$$$______$$$$$$$$______$$$__

    *
  • defalarca yazdık ama bazılarının kafası basmamakta ısrar ediyor.
    hagi, takımın halini gördü, kaybetme alışkanlığını fark etti, özgüveninin diplere indiğini at yarışı deyimiyle gözü bağlı olanlar dışında zaten herkes görüyordu.
    hagi, devre arasında takıma yeni topçular alarak bunu kırmayı denedi. olmadı.
    şimdi fatih terim takımın başına gelmiş, kadro ciddi bir revizyon geçirmişken bile özgüven eksikliğinden bahsediyor, farkında mısınız? aklı başında, galatasaraydan başka bir yere, bir isme angaje olmamışlar fark ediyor elbette.

    http://gss.gs/787300 entry ne diyor. diyor ki, bana takımı sezon başında vermen lazım. hagi'nin teknik direktörülüğüne bok atanlara defalarca anlattık, bu adama hocalığı boyunca sezon başında takım verilmedi neredeyse. bursaspor ve dandik bir romen takımı (ismini hatırlamıyorum ki şart da değil) dışında sezon başı çalıştırdığı takım yok. ama ne zaman biri dara düşse hagi'yi çağırıyor.

    haaa, siz hagi suudi arabistan'dan, katar'dan teklif almadı mı sanıyorsunuz? hele ki fenerbahçe'den. sizin dünyadan haberiniz yok be abicim. siz bırakın futbolla ilgilenmeyi, urart galeride çok güzel bir sergi var. hatta piramit center'da bedri baykam sizi şarapla ağırlar, selamımı söylemeniz yeterli.
  • yıl 1985'te sportul forması ile:
    http://imageshack.us/a/img571/4845/1671292w2.jpg
    http://imageshack.us/...947/hagisportul5.jpg

    yıl 1989'da steaua bükreş forması ile:
    http://3.bp.blogspot.com/...1600/hagi-steaua.jpg
    http://3.bp.blogspot.com/...1600-h/hagi_1989.jpg

    yıl 1990'da romanya milli takım forması ile:
    http://imageshack.us/a/img17/3966/hagi005.jpg
    http://www.whoateallthepies.tv/...to-gallery-0911a.jpg

    1990-1992 yılları arasında real madrid forması ile:
    http://4.bp.blogspot.com/...1600/hagi-madrid.jpg
    http://imageshack.us/a/img4/5163/hagireal3.jpg

    1992-1994 yılları arasında brescia forması ile:
    http://3.bp.blogspot.com/...D-g/s1600/images.jpg
    http://golsuzesitlik.files.wordpress.com/...2009/08/hagi.jpg

    1994 dünya kupası'nda romanya milli takım forması ile:
    http://imageshack.us/...2/1994dunyakupas.jpg

    1994-1996 yılları arasında barcelona forması ile:
    http://imageshack.us/a/img600/7205/hagi.jpg
    http://imageshack.us/...2c7d21482beb34ac.jpg
    http://imageshack.us/a/img515/8066/hagi2.jpg

    1998 dünya kupası'nda romanya milli takım forması ile:
    http://imageshack.us/...8/1998romanyaing.jpg
    http://imageshack.us/...125/1998dunyakup.jpg
    http://imageshack.us/a/img818/2694/jun3024.jpg

    1996-2001 yılları arasında kendisine en çok yakışan forma olan galatasaray forması ile:
    http://www.romania-insider.com/...08/gheorghe-hagi.jpg
    http://imageshack.us/a/img51/6185/hagi3.jpg
    http://2.bp.blogspot.com/...Y/s1600/hagi+009.jpg
    http://2.bp.blogspot.com/...QU/s400/hagi+006.jpg
    http://4.bp.blogspot.com/...eorghe-hagi_4691.jpg
    http://4.bp.blogspot.com/...-h/gheorghe+hagi.jpg
    http://www.mesutkarakoc.com/...0/02/george_hagi.jpg
    http://2.bp.blogspot.com/...hagi-galatasaray.jpg

    yıl 2000...
    http://static.guim.co.uk/...heorghe-Hagi-006.jpg
    http://galeri3.uludagsozluk.com/...100-cevap_243077.jpg

    hagi hakkında söylenecek binlerce söz olsa da, hiçbirisi onun galatasaraylılığını, büyüklüğünü ifade etmeye yetmeyecektir. bu yüzden son söz de, bu camia altında maruz kaldığı haksızlıklara ithafen verdiği cevap ile kendisinden gelsin:

    "galatasaray ne zaman kötü ben burda, galatasaray ne zaman iyi ben yok."
    (bkz: gheorghe hagi)
  • https://golsuzesitlik.files.wordpress.com/...2010/10/reis.jpg

    dünyanın gelmiş geçmiş en büyük futbolcusu. messi, ronaldo, zidane, pele , maradona sol ayağını bırak, sağ ayağının baş parmağı etmez gözümde. dünyada unutulmaya yüz tutmuş bir ülkenin takımını bütün dünyanın aklına geri kazıyan takımın başrol oyuncusu. çocukluk kahramanım, gençlik kahramınım, inşallah çocuğumun kahramanı da sen olacaksın.
  • çocukluk anıları, güçlü, berrak olurmuş. bende kesin bir sorun var, çünkü çocukluk anılarımın çoğu bulanık. uyanıklıkla uyku arasında kalınan zamanlarda duyulan konuşmalar gibi. rüya gibi, birden başlayıp birden kesilen görüntüler, eksikliklerle dolu anılar.

    televizyona bakıyorum. nasıl, ne zaman, nerede bilmiyorum, hatırlamıyorum. sadece televizyona bakıyorum; alabildiğine güzel gülen bir adam ve ona sarılan adamlar. hayranlıkla şaşkınlık karışımı bir şey hissediyorum.
    televizyona bakıyorum, onun yüzüne. baktıkça bakası geliyor insanın. bir takıma deli gibi bağlanmanın; ondan gelecek her mutsuzluğa kendini savunmasız bırakmanın bu kadar güzel olabileceğini kim bilebilirdi ki? sevinçten kalbim patlayacak gibi çarpıyor. o anı, sarı kırmızıyı, gülüşünü hiç unutmamacasına, bir nefeste içime çekiyorum sanki.

    böyle tanışıyorum onunla. fotoğraflardan başka, radyoda adını söyleyen sesten başka; muhtemelen ilk defa, böyle görüyorum. ilk anımızı, zamandan mekandan, herkesten kopararak, böyle kazıyorum beynime.

    sonra,
    karanlık, soğuk bir odaya uzatıyorum kafamı. ailemizin geri kalanı diğer odada, televizyon izliyor.
    radyo açık, kısık sesiyle. oda buz gibi, kapkaranlık. halam radyonun başında ayakta duruyor. önce uzatıyorum kafamı odaya, sonra yanına sokulup ben de bekliyorum onun gibi. babam yanımıza gelip gidiyor, sanki duramıyor yerinde. mutfağa gidiyor bir sigara yakıyor. içiyor, geliyor. gidip bir sigara daha yakıyor. ama öyle bir an geliyor ki; o ışığını kimsenin açmaya gerek duymadığı odada, buz kesmiş eller ve ayaklarla, babam halam ve ben, içini görmek ister gibi sessizce radyoya bakıyoruz. heyecanla maçı anlatan adamın ağzından çıkacak tek bir kelimeyi bekliyoruz. zaman geçiyor...
    galatasaray çaresiz kaldıkça daha çok üşüyorum sanki. galatasaray üzüldükçe oda daha çok kararıyor. ama o an geliyor, spiker adını bağırmaya başlıyor. bağrışmalarla, kahkahalarla sarılıyoruz üçümüz birden. ne üşüyen el ayak kalıyor, ne karanlık.
    onun adı hem aydınlığı getiriyor, hem de sıcaklığı. zamanla daha iyi öğreniyorum bunu.

    günden güne, elleriyle yapıyor yerini. çok küçük olmamama rağmen hafızamın çoğu şeyi sileceğinden şüphelenir gibi; emek emek, an be an kazıyor adını anılarıma.
    futbol nedir bilmeden, galatasaraylı olan ben, galatasaraylılığın "iyi olanın yanında olmak" dışında ne olduğunu tam çözemeden, onu tanıyorum. galatasaray'ı nasıl saf, nasıl çocukça seviyorsam, onu da öyle seviyorum. galatasaray'a nasıl inanıyorsam, ona da öyle inanıyorum.

    sonra yıllar geçiyor, çocukluk geçiyor. büyüyorum. galatasaraylı olmak ne demek, az çok öğreniyorum. bu arada bir çocukluk rüyasının kahramanlarının kimisi bırakıp kaçıyor, kimisi televizyonlara çıkıp ileri geri konuşuyor, bazısı "zaten başka takımlıydım." diyor. ama artık büyüdüm ya, üstünde durmuyorum. umurumda değil diyorum. "zaten ben pek sevmezdim onu."

    ama çocukluk kaldırmıyor böyle şeyleri. bir yerlerde, hayranlıkla onlara bakan, galatasaray deyince kalbi patlayacakmış gibi çarpan çocuk paramparça oluyor. anılarda bir yerlerde belki, galatasarayın renklerine aşık, birbirini seven futbolcuların takımı olduğunu sayıklayarak ağlıyor. korkuyor her şeyden çok inandığı yıkılır diye.
    her ağladığında, her korktuğunda da ona koşuyor. onun o güvenli, sıcak, şimdi ezelden beri tanıdıkmış gibi gelen yüzüne... o da her defasında kendi çocukluğuna sarılır gibi sarılıyor, hiç bırakmadan. ben ne zaman ağlayarak koşsam, o da kollarını kocaman açıyor.

    tanımadığı, hayatında görmediği bir çocuğu, bir kere bile yüz üstü bırakmaz mı insan, istemeden de olsa? hagi bırakmıyor.

    ben de her ağladığımda ona sığınmaya devam ediyorum. ağlatan, o olduğunda bile.
    gitmek zorunda olduğunu bile bile, gitme diyerek ağlıyorum. kızmak istiyorum, küsmek istiyorum gidiyor diye, yapamıyorum. nasıl küsersin ki? bir kere bile kırmamış kalbini, bir kere bile örselememiş. hem o da ağlıyor seninle, nasıl kızarsın?
    zaten öğreniyorum zamanla, o gitse de, bırakmıyor kollarını açmayı.
    "ama galatasaray ne zaman birinci, ben o zaman mutlu…"
    bırakmıyor bugün bile çocukluğumu kurtarmayı.

    gözleri dolu dolu gidişinden sonra, bir gün, elime bir kurşun kalem alıyorum. bomboş bir sayfaya boydan boya tribünü çiziyorum. sonra arkası dönük, elinde bayrakla o'nu, tribünlere koşarken. böyle bir an kalmış aklımda, bir fotoğraf karesi gibi. gözümde öyle net canlanıyor ki, çiziyorum hepsini. sonunda her yeri kurşun kalemle yapılmış o resimde, sadece elindeki bayrağı sarı kırmızıya boyuyorum.
    o'nun ellerinde sarı-kırmızıyı tuttuğu, gri bir dünya; benim dünyam.

    o günler; onun tribünlere koştuğu, sarı kırmızıyı giyip sahaya çıktığı, yüreğini eline alıp oynadığı günler geri gelmeyecek.
    üzülüyorum çok, insan mutluyken ne kadar mutlu olduğunu anlayamıyor. hele çocukluk, fark edemeden geçip gidiyor. çok zaman sonra "ne kadar mutluydum o gün" diyorsun. öyle isterdim ki geri dönebilmeyi. dönüp çocukluğun, huzurun, dünyanın en güzel sevgisinin tadını doya doya çıkarmayı. onunla tekrar, en başından tanışmayı. yine yüzüne baktıkça bakmayı. gördüğüm adamın, hayatımın en unutulmaz şeylerinden biri olduğunun her an farkında olmayı. karanlık bir odada spiker adını haykırırken, orada durup ailemle aslında neyi paylaştığımı bilmeyi.

    buz gibi ellerim. yıldızlardan daha parlak, daha aydınlık gözleri. deliler gibi sevinişlerimiz. insanı sarıp sarmalayan gülüşü. mutluluk gözyaşlarım. parken'de, elinde türk bayrağıyla tribünlere koşuşu...
    çocukluğumu kurtaran adam. her şeyi unutsam, kendimi unutsam; yine de unutmayacağım adam.

    süper kahramanım,

    http://s14.directupload.net/.../120611/8uomvymv.swf

    iyi ki doğdun.