• bir el klasiko günlüğü;

    1. maçtan önce kralcı-katalan geyikleri, koyucaz muhabbetleri.

    2. maç sırasında ertem şener geyikleri, pozisyon değerlendirmeleri, benzema ve dimaria'nın futbolculuğu hakkında yorumlar, başta busquets ve pepe'ye olmak üzere çeşitli küfürler, mourinho'ya küfürlerin yavaş yavaş başlaması, messi insan değil'lerin dile getirilmeye başlanması.

    3. maçtan sonra real madridlilerin barcelona'yı sahtekarlık, barcelonalıların da real madridlileri çirkeflikle suçlamaları, her futbolcu hakkında rakip takım taraftarlarınca yorum yapılması, mourinho'ya olan küfürlerin dozajının artması ve destekçilerinin savunmaya geçmesi.

    4. beyler siz galatasaraylısınız unutmayıncıların ortaya çıkması.

    5. yabancı bir takım tutma muhabbeti.

    6. istiklal marşı ve kapanış.
  • notgivingup, ceo91, what can i doo nickli kullanıcılar tarafından siyasi propaganda aleti olarak kullanılmakta olan sözlüktür.

    kusura bakmasın kimse, ben bu yazarları tek başıma savundum yeri geldiğinde ama böyle saçma iş görmedim. vatandaşlar yaralanıyor, ölüyor, polis şehit düşüyor falan ama islamın yılmaz bekçileri olarak onlar sadece rte de rte diyorlar. bana ne ya rte'den? benim canım yanıyor kardeşim. darbe başarılı mı olur, olmaz mı ya da tiyatro mu değil mi beni ilgilendirmiyor. nitekim birilerini ilgilendirdiği kadar...

    ben kaç defa söyledim sözlükte siyasi tartışmalara girilmesin diye ancak bugün görüyorum ki bazı yazarlarımız siyasi meselelere girmeye pek hevesli. girelim öyleyse!

    ankara patlamasında, sultanahmet patlamasında sokağa çıktın mı çıkmadın mı? yoksa klavye başında oturup ''aman beyler gözünüzü seveyim dışarı çıkmayın bu aralar'' mı dedin?

    ülkeye 3 milyon 5 milyon suriyeli sokulurken ses ettin mi? balyoz adı altında 10 yıla yakın yok yere hapis yatan askerimiz için iki kelam ettin mi? bunlara sebep olan mevcut iktidardan hesap sordun mu? sivil darbe yapıldı, sivil darbe... sahi ona ne oldu?

    sizin demokrasiniz batsın. demokrasiyi alaşağı eden bu hükümet değil mi? adamcılığı, yandaşcılığı devlet raconu edinen bu kişiler değil mi? her türlü yargı kademesine türlü şaklabanlıklarla adam sokmaya çalışan benim babam mıydı?

    haa şike vardı şike... hani tüm deliller ortada iken, aziz'den siyasi destek karşılığı hiç edilen şike. siz fenerin şike yaptığına inanıyor musunuz, inanmıyor musunuz? inanıyorsanız neden bu hükümetin adaletine güvenirsiniz? inanmıyorsanız burada işiniz ne?

    tüm gece boyunca insanlar sizin siyasi egonuzu tatmin etmek zorunda değil. kimse de sizinle uğraşmak zorunda değil. çok konuşmak istiyorsan siyaseti, yarın erkenden kalk da kahvehaneye git. ayıptır be kardeşim.

    cumhuriyetmiş, demokrasiymiş. başkanlık sistemini çok seviyordunuz siz, noldu beyler?

    son olarak söyleyeceğim şudur: şu siyasi konuları sözlüğe yansıtmayın, lütfen.
  • başbakandan korkan onun gibi olsun. yok galatasaray'ın burnundan fitil fitil getirirmiş , yok çok mutsuz olucakmışız. yok artık mimlenmişmişiz. siz bu takımın ruhunu, kimlikler üstü olan galatasaray'lılığı anlamamışsınız dostum.

    stadı kasımpaşaspor a devretsinler bize de kasımpaşa stadını versinler hiç olmazsa galatasaray semtine yakın olur, ruhumuz korunur.

    recep tayyip erdoğan azılı bir fenerbahçelidir. hatta fenerbahçeliliğiyle nam salmış bir galatasaray düşmanıdır. bu taa 2000 lerden beri böyledir. hamburg maçını hatırlayın, bu adam orda da ıslıklandı.

    bu ülkede seçim atmosferine girince herkes kafayı yer, başbakan en ufak toplantıyı mitinge çevirir, rant, duygu sömürüsü,siyasi partizanlık herşey üstüste gelir.

    seçim yatırımı olarak galatasaray'a stad vermiş başbakan. herkes böyle söylüyor. ali sami yen den zorla çıkartılmamız nedir peki. bırakın onu, taksim stadından çıkartılıp şehir dışına mecidiyeköye yollanmamız nedir peki?

    aynı bok değil mi?

    türkiye cumhuriyeti devleti galatasaray'ı asla sevmemiştir sevmeyecektir. bu onun aristokrat, mekteb-i sultani köklerinden gelen bir nefrettir.

    biz, galatasaraylılar bu ülkenin üvey evlatlarıyız.ordan oraya sürülen, sesi dinlenmeyen,vicdanı sökülmüş, köreltilmiş, sakat bırakılmış çocuklarıyız.

    herşeye rağmen çalışıp, bu ülkenin adını en yukarılara çıkartabilmiş tek kulübüz.

    padişahımız bize stad yapmışmış, yolları artık yapılmıcakmışmış. yapılmasın kardeşim.

    kanat abi nin söylediği çok güzel birşey var, galatasaray gitsin grand cours da tekrar top oynasın ben oraya da gider izlerim.

    toki lavuğunun da padişahına kasideler yazacağı yer burası değil , başbakanlık konutunun yatak odasıdır.

    sen badem bıyığınla galatasaray'a aciz de, yalvardılar burayı almak için de. tabir-i caizse ortalığı miting yerine çevir, sonra da tepki görme.

    afedersiniz ama benim haysiyetim var. galatasaraylılığıma dokunuyor bu laflar.

    bu başlık altında yazan bazı arkadaşlara dokunmuyor anladığım kadarıyla.

    dün gece, hayatımın en onurlu günlerinden biriydi.

    hayır, beton yığını ve muhteşem mimariden dolayı değil.

    ordaki toki lavuğuna gereken tepki verildiği için.

    yalakalığınız, omurgasızlığınız , beni alıyor götürüyor.

    öptüm kib bye!
  • yazarları boşu boşuna birbirini kırmaktadır.

    yok bu futbolcu galatasaray'ın evladıymış, yok şu hoca büyük galatasaraylıymış. geçiniz arkadaşlar, bunların hepsi sözleşmeli, profesyonel, paralarını tıkır tıkır hesabında görmek isteyen, görmeyince götü başı ayrı oynayan insanlar. yani her koşulda senden, benden az galatasaraylılar, çünkü senin benim galatasaray'la maddi bir beklentimiz, çıkar ilişkimiz yok, tersine biz para veriyoruz.

    şu anda real madrid, barcelona, bayern münih, chelsea, manchester united istese galatasaray'da bir dakika bile fazladan duracak tek bir adam yok! hamza hamzaoğlu dahil, teklif gelsin, şener şen misali topuklarını kıçına vura vura depar atarlar havalimanına doğru. gitmedi mi birader, hakan şükürler, fatih terimler, ilk buldukları fırsatta nama, şana, şöhrete.

    insanoğlu bencildir, kendisini ve nefsini düşünür önce. geri kalan her şeyi kendi menfaati ve arzuları için araç olarak kullanır.

    hakan şükür galatasaray efsanesidir sözde, sözleşmeli futbolcuyken, paralarını takır takır alırken ondan büyük galatasaraylı yoktur. para ilişkisi bitince, makam mevki sahibi olmak için milletvekili olur da galatasaray'ın hayrına ağzını bir kere bile açmaz, galatasaraylılığını askıya alır.

    fatih terim, yıldızı sönmek üzereyken, galatasaray tekrar kendisine kapıları açtığında, en büyük galatasaraylı olur, aslolan galatasaray'dır diye efsane sözler söyleyip, taraftarı avucunun içine alır, sonra kendi nefsi ve menfaatleri olunca galatasaray'dayken savaş açtığı kişilerle kader ortağı olur, para ve mevkiyi görünce galatasaray'ı unutur.

    sen ve ben hep buradayız. onlar gidip geliyor, ver para, al para, para, para, para... sen ve ben öyle değiliz. sen ve ben birbirimizi çok iyi anlarız, kötü zamanlarda, onlar çeker giderler üzülmezler bile. sen ve ben, karşılıksız severiz, menfaat beklemeyiz, onlar paraları yatmazsa oynamazlar, para kazanıyorlar bu işten çünkü. sen ve ben... düşündüm de sen ve ben iyi bir çift olabiliriz, değerlendirelim bunu.

    yani kardeşlerim, sözleşme ile galatasaraylı gözüken kimseyi namusunuz gibi görüp, onu eleştirenlere amansızca saldırılarda bulunmayın. namusunuz belleyip kan döktüğünüz kişi, ilk fırsatta yabanın kucağına kendisini atmayı çok iyi bilecektir.

    başkanlarından tut, yöneticilerine, futbolcularına, hocalarına varana kadar, hiçbiri galatasaray'ın menfaatini kendi menfaatinden önce görmez, önce kendi çıkarlarını düşünür, görmüş olsa maddi manevi böyle bir pozisyonda olmazdık. ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz sözünü unutmayıp, fantezilerle, iyi niyetlerle, beklentilerle filan insanları değerlendirmeyin, gözünüzün gördüğüyle, olan bitenle yargılayın. cehennem yolları iyi niyet taşlarıyla döşelidir.
  • takıma her gün yeni teknik direktör atayan, teknik direktör değiştiğinde her şeyin düzeleceğini sanan yazarlarından artık iğrendiğim sözlük. "kim gelsin?" diye sorsan, verecekleri yanıtı çok merak ediyorum. ya hayal alemleri ya da lucescu, terim... ufuk darlığının göstergesi isimler. papağanlara birkaç kelime öğretebiliyorsun, bunlar da birkaç isim öğrenmişler. tekrarlıyorlar.

    biraz zekâ patıltısı olsa yazdıklarında, tamam, ama papağan gibiler. her teknik direktör için aynı terane, her teknik direktör için aynı terane... hiç kimse hiçbir şey bilmiyor, bir tek bunlar biliyor. eğitim sistemini bu kadar ezbere dayalı yaparsan sonunda elde edeceğin şey insan olmaz, papağan olur zaten. sabit fikirli, ezberden konuşan, maçı neresiyle izlediği belli olmayan insan sürüsü. maçları izleyip izlemedikleri bile belli değil. yeter ki takım üç maç kötü oynasın. bunlar hayattaki başarı hikâyelerinin zirveden başladığını sanan tipler. eminim kendileri de hayatlarında çok başarılı olacaklardır. çünkü kendileri zirvedeler. o yüzden kendi düşüncelerinden başka düşüncelere kapalılar. ezberletilmiş bir defa, ya da bir defa yargıya varmışlar "prandelli yetersiz" sahadaki oyuna bakan yok. teknik direktörün ne yapmaya çalıştığını anlama çabası zaten sıfır, çünkü yok öyle bir algı yeteneği.

    bunların savaş baltalarını çıkarmaları için üç maç kötü oynamak yeterli. hem de bütün rakipler kötüyken. hem de teknik direktör zamanından geç takıma katılmışken. hem de her şey yeniyken. daha ilk maçlarını oynuyorken... gerçekten ben en ufak bir akıl kırıntısı bulamıyorum bu tavırda. müthiş mantıksız, akılsız geliyor. bunları işe alacaksın, üç gün sonra yaptıkları hatalar yüzünden işten atacaksın. o zaman akıllanırlar belki. o zaman empati yetenekleri bir nebze olsun gelişir. gerçekten de üç maçta mucize bekleyenleri böyle yapmak gerek.

    ben bu tiplerin bir kere bile herhangi bir teknik direktörü anlamaya çalıştıklarını görmedim. "x'i şöyle oynatarak şunu yapmış olabilir, çünkü rakip takımda şöyle bir eksiklik var, bundan yararlanmak istemiş olabilir" dediklerini görmedim. sadece "takım ruhsuz, hocanın sistem takıntısı var, burak niye oynuyor, selçuk niye oynuyor, o niye sağ bek?" sadece bunlar. hepsi ezbere ve önyargıya dayalı bir sürü dayanaksız kanı... ben gerçekten de bu sakillikten artık iğreniyorum. insanları eleştirmelerindeki amaç düzeltmek değil, linç etmek. çünkü yapmaya değil, yıkmaya oynuyorlar. gerçi hayatlarında sıfırdan ne inşa etmişler ki yapmanın değerini bilsinler? bilgisayar, fm ve bu zevat. gerisi uzayın derin boşluğu...
  • galatasaray sözlükte yazarım demenin keyfini, gururunu yaşamak varmış. emrihak vaki olmadan söyledim ya gün yüzüyle.
    bazıları "sanırsın oxford'da mikrobiyoloji bölüm başkanı" desin, ne gam! galatasaray'ımın adının geçtiği yerde mübaşirim ben.
    fikirler başka da olabilir hatta firarda da olabilir ama sarı-kırmızı sözlük satırları yüce olmalı, gururlu olmalı. bu sayfaların önemsiz ve dahi işlevsiz olduğunu zannetmeyin, zannettirmeyin. genç ve asil ruhların diyarı burası. fırsatım, vaktim olunca uğrar, selam çakarım ustalara. ne yalan söyleyeyim bazen kızarım da ama asla laf ettirmem. günlerimizi, gecelerimizi alan sanat maratonu'nda gözlerim ve sözlerim çok aradı sözlük erbabını ya neyse! belki de ben yanlış yerden orta yapıyorum. yine de ağabey tavsiyesi; ilgilenin derim olan bitenle. satırlar tematik olabilir ama araya sıkışan küçük bir cümle farklı kılar hepimizi. sözün özü dostlar; galatasaray sözlük asaletini adından alır ve o asalet elele sonsuzluğa uçurur sarıyla kırmızıyı...
  • 13 nisan 2017 olimpik lyon beşiktaş maçında ve devamında gerçekten ciddi bir beşiktaş sempatisi varlığı sezdim ben de.

    her avrupa maçımızda rakip takım bayrağı açanlar,

    http://fotocdncube.gazetevatan.com/...31840390189630_3.jpg

    http://i.eurosport.com/...-2560-1440.jpg?w=700

    oyuncumuza ırkçılık yapanlar,

    http://spor.internethaber.com/...648806-besiktas1.jpg

    sahaya girip takımımıza saldırmaya kalkanlar,

    http://img1.aksam.com.tr/...0132230429875126.jpg

    ve ali sami yen e küfür edenler bunlar değil mi!

    kusura bakmasınlar da skimde olmaz onların getireceği başarı, sevinmem de. en fazla ligde takılabilirler diye buraya kadar desteklemiştim. lig de bitti...

    daha 3 hafta önce konya'da konya-beşiktaş erkek hentbol maçında bile beşiktaş taraftarları(konya çarşı, bjk üni) gene ali sami yen'e küfürler etti.

    ben bunları sindiremiyorum ve kulüp olarak doğru yolda gittiklerini görsem de başarılı olmalarını istemiyorum çünkü ülkede öyle bir kültür kalmadı. bakmayın bunların şimdi bize vatan haini muamelesi çektiğine. yukarıda linkler var işte gördük daha 3-4 sene önceki hallerini.

    35 yaşında adamım ben tarihte beşiktaş'ın ve taraftarının bu kadar itici olduğu başka zaman dilimi görmedim.

    burada sadece galatasaray taraftarları var. sempatiniz varsa gidin başka platformlarda yapın güzellemelerinizi. burası galatasaray sözlük!
  • bitmek bilmeyen anlamsız tartışmaların ciddi derecede kabak tadı vermekten de öte can sıkmaya başladığı sözlüğümüz.

    (bkz: bazi entrylerin neden kotulendigini anlamamak)
    (bkz: seri ofsayt veren ibne)
    (bkz: sozlukteki fenerbahceli yazarlar) ve diğerleri.

    galatasaray sözlük her yazara diğer yazarların entrylerine 'bir adet' on numara ya da ofsayt verme hakkı vermiştir ve herhangi bir yazıya on ya da of vermek tamamen yazarın kendi insiyatifindedir. her yazar istediği yazıya istediği şekilde oy vermekte serbest olup diğer yazarların bunun nedenini sorgulaması ise tamamen abesle iştigaldir. zira yazarın herhangi bir yazıya ofsayt oy vermesi için bir çok neden bulunabilir;

    bir kaç örnek vermek gerekirse;

    yazıyı beğenmemiştir, ofsayt vermiştir.
    yazıyı çok beğenmiş ama kıskanmış, ofsayt vermiştir.
    karısı/kocası ile kavga etmiştir, ofsayt vermiştir.
    kız/erkek arkadaşı ile kavga etmiştir, ofsayt vermiştir.
    patronundan fırça yemiştir, ofsayt vermiştir.
    morali bozuktur, ofsayt vermiştir.
    yazısı ofsayt alınca sinirlenen yazarları ve açtığı başlıkları görüp eğleniyordur, ofsayt vermiştir.
    sırf gıcıklık olsın diye ofsayt vermiştir. (örnekleri istediğiniz kadar çoğaltmanız mümkün.)

    hal böyleyken yazının neden ofsayt oy aldığı konusunda polemik yapmak ve diğer yazarları fenerbahçeli olmakla itham etmek tamamen anlamsız bir düşünce biçimidir. haa "ama benim karmam düşüyor, ben hep pohpohlanmak istiyorum , egolarım tavan yapmış durumda, karmam hep kral olsun imparator olsun" diyorsanız bize ulaşın karmanıza istediğinizi yazalım, siz de rahatlayın, biz de, yeter artık.
  • 5 heceli 11 harfli hayat bizimkisi adı ise cimbombom. neden gs diye soran olursa cevap hazır; türkiye'nin en büyüğü sadecegalatasaray. uğruna tam bir deplasman cocugu olduk çoğumuz. her sene parcaliformamızın yeri ayrılmıştır gardrobumuzda. kupaya giden yolun virajlarından geçmiş tek takımız biz. bin dokuz yuz besten taaa ki sonsuza dek galatasaray aşkıyla yanıp tutuşuyoruz. sisli meydanlarinda dolasan herkes bilir ki orda bir cehennem yatar. armaninpesindeyiz ömrümüzün yettiği süre boyunca çünkü biz essahtan galatasarayliyız. tacsiz kral metin oktay'ı da izledi bu gözler commandante hagi'yi de. prekazi8 numaralı formanın değerini arttırdı gözümüzde. bunca sıraladığım şeylere sahip iken what can i doo yani illa ki galatasaraylı olucaz başka yolu yok. ee ne de olsa beyinbedava
  • sözlükte çok enteresan bir kitle var. değişik bir arabesk kültürü içinde yaşayıp, onun kafasını herkese yaşatmaya çalışıyorlar. yok efendim neymiş, galatasaray puan kaybedince hemen buralar dolup taşıyormuş, eleştiriliyormuş.

    oldu paşam, burası senin babanın malı mı lan? tabiki gelip buraya yazcam. galatasaray'ı tartışacağım başka bir platform mu var? gidip, facebook'ta davarlara dert mi anlatayım? galatasaray sezon başından beri rezalet futbol oynuyor ve bunu yazıyoruz diye biz suçlu oluyoruz.

    herkesin 3 attığı bursaspor'a ve gelen geçenin yenebildiği eskişehirspor'la deplasmanda 5 yıldır berabere kalıyoruz diye neredeyse şükür duasına çıkan vizyonu olmayan enteresan adamlarsınız lan. "bursa ve eskişehir deplasmanı çok zor ya, 1 puan iyidir" diyip, hafta içi oynanacak real madrid maçından galibiyet bekleyen yine sizsiniz. olum, neyin kafasını yaşıyorsunuz lan? bu neyin tutarsızlığı? avrupa'nın köy takımı bile gelip bursa'ya 3 tane atıyor ama biz 6 yıldır kazanamıyoruz. kazanamadığımız gibi anadolu takımı gibi baskı yiyoruz. sonra buraya gelip, futbolcular ciddiyetsiz oynuyor, takımın ne oynadığı belli değil, fatih terim bu sene ciddi anlamda kafa karışıklığı yaşıyor diyince biz suçlu oluyoruz.

    burda, beşiktaş, ilk dört hafta itibariyle galatasaray'dan çok daha iyi oynuyor demek bile suç lan. buraya her gün gelip, galatasaray çok şahane, galatasaray ligin en iyi futbol oynayan takımı, bursa ve eskişehir zor deplasman, 1 puan çok iyi ya, demeliyiz ki bizi suçlamasın bu arkadaşlar.

    cidde hala aklım almıyor lan. öyle vizyonu geniş adamlar var ki, bursa ve eskişehir deplasmanında 1 puan aldığı için sevinip, şampiyonlar ligi'nde her sene minimum çeyrek final bekliyor.

    hadi selametle.
  • benim için inanılmaz güzel bir yer. facebook sayesinde haberim oldu ilk önce. facebook sayfasının moderatörü harrycool’muş meğerse.
    facebook sayfasına üye olmak için önce “sözlük yazarı” olmanız gerek dedi, yol gösterdi, yardımcı oldu. çok sonra harrycool ile tanıştık, halı sahada top bile oynadık, hem takım arkadaşı hem de rakip olarak.

    yıllardır galatasaray’la, futbolla ilgili her şeyi takip eden, okuyan, futbolu 20 sezon oynamış, “baba gelsen de maçı birlikte izleyelim” diye arkadaşların ofislerine çağırılan biriydim ama hiç yazmamıştım. yazmak da istiyordum aslında. zamanında doğan koloğlu ile görüşme bile yapmıştım, bir arkadaşım sayesinde, olmamıştı. ama doğan koloğlu, ona götürdüğüm yazılardan bazı şeyleri kullanmıştı yazısında, çok mutlu olmuştum.

    galatasaray sözlük bana galatasaray’ı ve futbolu yazma olanağı sağladı. gs ve hagi biraderlere tekrar teşekkür ederim.
    sözlük bana sadece yazma imkanı sunmadı. çok şey kattı.
    ben ki; futbolu çok iyi bildiğimi düşünürüm, izlediğim maçlardan sonra gazetelerdeki yorumları okumam bile, zaman kaybı görürüm. ama sözlüğü okuyorum, seviyorum okumayı. bazen çok farklı bakış açıları görüyorum, bana katkısı oluyor.
    genellikle “dervişin fikri neyse, zikri odur” anlayışı hakim elbette, aynı benim gibi.

    yıllarca çok şükür çok arkadaş biriktirdim. birlikte top oynadıklarım, okullardan, işyerlerinden. ama burada da müthiş dostlar tanıdım. bir çoğu kardeşim gibi, bazıları oğlum gibi hatta.

    neyse, aslında bu sadece giriş olacaktı, uzun oldu biraz.
    bana galatasaray sözlük’ün kazandırdığı en önemli şey tahammül edebilmek. burada çok farklı tipte insan var. büyük çoğunluk mürekkep yalamış denen galatasaray taraftarları. yine büyük çoğunluğu en fazla halı sahada futbol oynamışlar ve çok büyük çoğunluk oldukça genç, en azında bana ve zizonkovac’a kıyasla. gerçi ben de zizonkovac’a göre çok gencim, belirteyim dedim:)

    sözlükte çok farklı yazar var.

    kimisi elit, gerçekten elit, benim üstüme yapıştığı anlamda değil. seçkinci bu arkadaşlar. galatasaraylı futbolcu küfür etmez, rakibine tekme atmaz, hakeme itiraz etmez, manitasıyla düzeyli ilişki yaşar, yönetim, hocası, takım arkadaşı, taraftar hakkında kötü konuşmaz gibi daha bir sürü şeyi doğru yapar, yapması gerekir diye düşünüyor. daha önce yazmıştım bu arkadaşlar ideali arıyor.
    bunların da çeşitleri var. kimisi futbolu sadece halı sahada oynayarak ya da bilemedin bir futbol okulunda para verip idmana çıkmak, hadi en babası genç takımlarda veya amatör ligde birkaç maça çıkmış olmakla sahada, kulübede, takım otobüsünde, tesislerde ne olduğunu çözdüğünü sanıyor. yine bu arkadaşların bir çoğu futbolcu denen tiplerin salak, gerizekalı, cahil, bir boktan anlamaz, sadece futbol oynama yetenekleri hatta sadece kuvvetli oldukları için galatasaray’da top oynadıklarını sanıyor. üzgünüm kendileri için. işin kötüsü bu arkadaşlar hakikaten çok güzel yazıyor, çok ikna edici yazıyor. bir anda bakıyorum ne düşündüğünü bildiğim arkadaşlar bile inanmış.

    türkiye’deki futbolcuların ezici çoğunluğu üniversite okumamıştır. bu onların aşağılanması için yeterli değildir. nasıl okusun adam? ben kendi üniversitemin kulüp takımında oynarken lig maçı saatiyle sınav saati çakıştığında kulüp yönetimi halledmedi, siz ne sanıyorsunuz. kulüp itü, üniversite itü’ydü. bir şey yapamayız, ya sınav ya da maç dediler. normalde ben maça gider, sınavı takmazdım. ama “ulan takımın kaptanıyım, itü forması giyiyorum, kulüp tarihinde görülmemiş para veriyorsunuz bana, bir sınavı mı erteleyemiyorsunuz” diye kızdım, sınava gidip maça gitmedim. yenilmiş takım, sonra da “senin yüzünden yenildik” dediler. ben ne yaptım ki, top mu kaptırdım, penaltı mı kaçırdım?
    beni boşverin, futbolcu olamadım ben zaten.
    ama herkes metin tekin de değil. istanbul üni. iktisat mezunudur metin. ama nasıl? dekanı erdoğan alkin idmana gelip, idman bitince arabasıyla metin’i vizelere yetiştiriyordu. bu adam okulu nasıl bitirmesin?
    futbolcuların hele ki profesyonel olma ihtimali olan oyuncuların futbola bakışı da çevresinin onlara bakışı da farklıdır. aile, arkadaş çevresi gibi etkenler kulüpten çok daha belirleyicidir gençlerin hayatında. bunu anlamamak için kör olmak lazım. burası türkiye, avrupa gibi soğuk ilişkilerin olduğu bir yer değil. bu çocuklar bahsedilen çevrelerinden kopup farklı davranamazlar, kendileri rahat edemez zaten. brezilyalı’lar bizimkilerden farklı mı sanki. niye bir çoğu (sadece türkiye’dekiler değil) ülkelerine gittiklerinde geri dönme konusunda sınırları zorluyor.
    futbolcular konusunda son bir şey daha; futbolcu zekidir, en azından kurnazdır. sahadaki o mücadele içinde doğru işleri yapan adama salak, öküz, gerizekalı, cahil derken bir kez daha düşünün.

    sözlükte “ne olursa olsun fenerbahçe’yi yenelimciler” var. bunlar sadece yenelimciler değil, antifenerbahçeliler, bir ara atkısı bile çıkmıştı.
    yenelim tabii lan, parça pincik edelim, hatta dünyadan silelim. bir yöntem bulun en önlerde olmazsam şerefsizim. zamanında en önlerdeydim zaten. bu arkadaşlara bir anı anlatmak istiyorum, pederin yaşadığı. ali uras, trakya üniversitesi’ne geliyor, hıncal falan da var. peder de üniversitenin üst düzey adamlarından biridir ha, (ama benim gibidir, elit falan değildir, hala çağırınca eski açıkta maç izler) ali uras’a “fener’i yenin yeter, biz başka şey istemiyoruz” der. ali uras’ın cevabı bence efsanedir “bizi hep bu zihniyet geri götürdü zaten, bari siz yapmayın captano’nun babası bey”. fener’e koymak mı, dünyada bundan zevkli çok az şey biliyorum ben. ama o az dediğim şeyler de çok kıymetli, fener’e koymak paha biçilemez ama sadece zevk veren bu değil.
    hele ki, fener şampiyon olmasın diye başka takıma koca galatasaray’ın yatmasını istemek, allah beni bundan korusun.

    bir de yabancı hayranları var sözlükte. yazdıklarından çok net anlarsınız. baros, kewell, elano, dos santos, neill hatta jo’ya laf söyletmezler, en azından kendileri söylemez ama iş bizim kendi yetiştirdiklerimize geldiğinde aynı toleransı göstermezler. arda’ya cahil, aptal, görgüsüz deyip yabancılara laf söylemeyen, söyletmeyenler var.
    geçen sezon dos santos-arda kıyaslaması sebebiyle söyleyeyim, arda sinema kapattı kıro! ha evet giovani de 7. kişisel resim sergisini açtı zaten. biz bu ülkede dansöz sevgilisi için pavyon kapatan çok futbolcu gördük, ilerleme var, enseyi karartmayın.

    sözlükte fark ettiğim önemli konulardan biri de kuşak farkı. her kuşak kendi idolünü buluyor. sözlüğümüz en baba metin oktay’a kadar gidiyor. bundan 20 sene önce sözlük olsaydı gündüz kılıç da idoller arasında olurdu mesela. anketinho’da “monaco’ya atılan hangi gol” diye bir anket var. ve hagi’nin golü prekazi’nin golünün önünde. bu kuşaklar arası farkı gösteriyor. hem işe yarama hem de gerçekten gol olarak prekazi’nin golü çok daha iyi. hani video aramasında best goal yazdığınızda roberto carlos’un fransa’ya attığı gol geliyor ya, prekazi’nin golü de bunlardan biri olabilir aslında. hani kolay tarif edilemeyen, hesap kitap tutmayan bir gol. ama hagi’nin golü sözlükte önde, neden? çünkü hagi’nin golü, bir çok sözlük yazarının canlı izlediği, kendilerini coşturmuş, heyecanlandırmış bir gol.
    şimdilerde kewell’ın bu kadar sevilmesinin sebeplerinden biri de kuşak-idol arayışı. yanlış anlaşılmasın, kimseyi yargılıyor, hele ki küçümsüyor asla değilim, sedece tespit bu. bence de maradona, pele’den iyi mesela. halbuki pele’yi izlemiş değilim.
    ben bunu öğrendim, kuşak farkı. espri anlayışı bile farklı bence. bana hiç komik gelmeyen entrylerde sandalyeden düşenler oluyor. ama bunu da çözdüm. ben gırgır, fırt, limon kuşağındanım. şimdiki gençler en babası leman, sonra uykusuz ve penguen kuşağı. normal mi bu anlayış farkı, normal tabii.
    çok komik şeyler yazarlar da var elbette, haklarını teslim etmem gerek.

    bir de rüzgara göre yön değiştirenler var. en kalabalık grup kesinlikle. aynı türkiye gibi. bunlar “karma”yı fazlasıyla önemser, biri kendi fikrine göre entry girmezse asla ilk olan olmak istemez. abicim rahat olun, karma önemli bir şey değil, bildiğinizi, bildiğiniz gibi yazın.

    ama sözlükte en kalabalık grup okumayanlar ne yazık ki. uzun yazıların okunmaması konusunu kapatalı çok oldu. ama 300 küsur entry girilmiş başlığa daha önce yazılmış olma ihtimali çok yüksek bir entry daha girebiliyor bazı yazarlar. çünkü öncekilere bakma ihtiyacı duymuyor. aynı şey başlık açma sırasında da oluyor. arayıp bulmak zor değil, açmak istenilen başlık var mı, yok mu? biraz çaba lütfen.

    polemikçiler var birde. ya kendileri polemiğe sebep olacak bir şeyler yazıyor ve konu ayırmaksızın bunda ısrar ediyor, ya da birinin entrysi üzerinden kavgaya girişiyor. en çok zararı bu tipler veriyor sözlüğe. en fazla kirlilik böyle oluşuyor.

    polemikçiler konusunu açmam lazım. başkanı, yöneticiyi, hocayı, futbolcuyu eleştirebilirsiniz tabii, başarılı olamayacağını da düşünebilirsiniz, hissedebilirsiniz. ama hakaret etmeye gerek var mı?
    beğenmediğiniz adamı neden beğenmediğinizi yazmanız lazım, sebeplerini iyice ortaya koymanız lazım. eğer öyle yapmazsanız kusura bakmayın herkes sizin hiçbir şeyden anlamadığınızı düşünür, ciddiye almaz.
    bir de tutarsızlar var, en çok polemik bunlardan çıkıyor zaten. örnek olsun diye söylüyorum barış, arda, ayhan, aydın şöyle kötü böyle, galatasaray’ın futbolcusu değil, gitsin. ama rijkaard büyük hoca. nasıl? nasıl olabilir ki bu? ikisinden sadece biri doğru olabilir.

    ansiklopedik bilgi girmeyi kendine görev edinmiş arkadaşlar var. bir sözlükte olması gereken, kesinlikle faydalı bilgiler bunlar. özellikle transfer döneminde gerçek bir bilgi kaynağı haline geliyor sözlük, bu arkadaşlar sayesinde. onlardan ricam, sözlüğün hareketli olduğu, entry girişinin fazla olduğu zamanlarda bunu yapmamaları. arada kaynayıp gidiyor diğerleri nitekim.

    bilgisayar oyunlarını bilmekle sahada top oynamanın aynı şey olmadığını bilmeyen arkadaşlar da var ne yazık ki. daha önce blogda uzun uzun yazmıştım bu konuyu. özetle, sahada etkileşimler asla oyun başındakiyle aynı olamaz.
    elbette bu oyunların futbolcuları tanımak, oyunu öğrenmek açısından yararları vardır, ama her şey olmadığını bilmelerini isterim. işi bilenler aradaki farkı anlıyor merak ediyorsanız söyleyeyim.

    bir de entry girmeyip blog linki verenler var, mesela ben. daha önceleri hem sözlüğe hem bloga aynı yazıları koyuyordum, hatta nkfvas’in uyarısıyla önce sözlüğe yaıp sonra bloga ekliyordum. bu yazılar genellikle uzun oluyor ve fark ettim ki, çok az kişi okuyor. artık bu tip yazılar için blog linki veriyorum, meraklısı zaten bakar. çok şükür blogla ilgili bir çıkarım yok. blog niye var peki? çünkü galatasaraylı’lar dışında da arkadaşlarım var, onlar sözlükten değil de blogdan okuyor. ayrıca, blogun oluşması da tamamen galatasaray sözlük sayesindedir.
    unutmadan söyleyeyim, ben futbol konusunda çok iddialıyımdır ama yazı konusunda değil. genellikle pek beğenmem yazma şeklimi, düzeltemiyorum da bir türlü.

    asıl önemli ve değer verdiğim bir grup yazarı en sona sakladım. bu arkadaşlar tek satırlık değil, üzerinde kafa yordukları, araştırma yaptıkları konuları yazıyorlar. uzun uzun yazıyor bu arkadaşlar. fikirlerine katılmasam da merak ediyorum ne demişler diye, yeni bir şey öğrenebilir miyim diye bakıyorum. kesinlikle faydası oluyor. uzun uzun yazıp içi boş olanlardan bahsetmiyorum.

    yoruldum yazmaktan. şimdilik bu kadar.
  • geçenlerde bir seyahatim sırasında internete girme şansım olmadı.. 2 gün boyunca meraktan çatladığım ilk şey e-postalarım, diğeri ise galatasaray sözlüktü.. yaklaşık 7-8 aylık yazar olan ben, farkında olmadan bağımlısı olmuşum sözlüğün.. insan bir web sitesini hayatının en önemli parçalarından biri haline getirebilir mi lan?

    ve oturdum, bu kadar ay boyunca yazarlar ve bazı göze batan entryleri hakkında birşeyler karalamak istedim..

    sözlük baranakcok için şu anlamlara gelmektedir; *

    2754 gibi dikkattir.. dikkat ve zekanın buluşmasıdır.. (bkz: #866588)

    3 korner 1 penaltı her zaman geçerli değildir.. bazen direk doksana takılmış goldür.. (bkz: #1108666)

    adamin go ldiyo gibi emektir.. (bkz: #899429)

    ailecek fanatik gibi en ince noktasına kadar irdelemek ve bunları entrylere dökmektir.. (bkz: #998960)

    ama netice ne olursa olsun gibi efsane bir kalıp olmaktır.. ve bence sözlüğün en güzel nicklerinden biridir..

    amisos gibi bu günlerin yasaklı yazarı olmaktır *, okumaktan zevk alınandır.. öyle bir arşiv çalışması vardır ki hatta, beni benden alarak favori entrylerime kendini kazımıştır.. (bkz: #1104881)

    atomica gibi, en çok güldüğüm 5 entry içine dahil olacak harika bir entry yazıp gülmekten öldürebilmektir.. (bkz: #91750)

    aziz matta gibi hislerimize tercüman olabilmektir.. (bkz: #368725)

    baglac olan de ayri yazilir gibi gergin bekleyişte bana tebessüm ettirebilmektir.. (bkz: #958879)

    barfly gibi sakin sakin, o kadar içten ve güzel anlatmaktır ki emre belözoğlu hesaplaşmasını, otur defalarca oku.. (bkz: #334326)

    bart simpson gibi aklı başında ve neler döndüğünün farkında olmaktır.. (bkz: #917132)

    bleach gibi başta nba olmak üzere, basketbol denince akla ilk gelen isimlerden biri olmaktır..

    cagaman caga gibi yaratıcılıktır, adamlıktır, duyarlılıktır, sevdadır.. sözlüğe yazar olmamı teşvik edebilmektir.. maçlara birlikte gittiğim, gidemediğimi birlikte izlediğim olmaktır.. başkadır.. ve yazdıklarıyla yarmaktır.. (bkz: #1083384)

    cskncskn gibi destan yazabilmektir.. okurken tüylerinin diken diken oluşunu engelleyememektir.. (bkz: #946281)

    curly gibi daha merhabamız yokken, sabahın bir köründe nick altımda benimle dalgasını geçmek, beni de güldürmeyi başarabilmektir.. (bkz: #1132882) ardından attığım "eyvallah" mesajı ile tanıştığım ve sohbetinden keyif aldığım adam olmaktır.. hatta huyundan vazgeçmemektir, yine nick altımda beni yaran entrylerine devam etmektir.. (bkz: #1152566)

    defjam gibi alıntı yapabilmektir.. ama ne alıntı.. (bkz: #727846)

    dragonlance gibi güzel bir bloga sahip olmak ve araştırma kokan entrylerini sözlükte okumaktır.. (bkz: #1105250)

    edepsizkarga gibi sessiz sakin, ama her maçtan önce de totemini yapmaktır.. "bazen klipleri"ni dinlemektir bazen.. ve bazen de yarmaktır diğer yazarları.. (bkz: #1136279)

    hagi gibi galatasaray odaklı tarih hatırlamaktır.. (bkz: #435281)

    halim abi gibi sivri çıkışlı ancak iyi niyetli olmaktır bazen.. fatih terim konusunda kesinlikle katılmadığım, ancak onun dışında üslup olarak çok beğendiğim yazar olmaktır.. sözlükte geçmişi ve yaşı ile, seven sevmeyen çoğu yazarda ağırlığı olduğunu düşündürtmektir yeri geldiğinde.. entelektüelliği ayağa düşürmeyen adam olmaktır.. bazen de yardırır ki ne yardırır.. gülerken ağladığını farkettirmektir adama.. (bkz: #806769)

    harry kewell the wizard of oz gibi sadece entry silmeyip, şöyle bir betimleme yeteneğine sahip olmaktır.. (bkz: #1059261)

    hashus1099 gibi bilmediğim çok şeyi tek bir entry ile bana öğretebilmiş olmaktır.. #1046824

    her zaman galatasaray gibi arda turan hakkındaki en gerçekçi entrylerden birini girebilmektir.. (bkz: #1104040) ayrıca zamanı olduğunda size bütün bir voleybol maçını anlatabilecek adam olmaktır.. (bkz: 23 ocak 2013 galatasaray lugano voleybol maçı)

    hezemerinyonapsin gibi fıkra niteliğinde entry yazabilmektir.. (bkz: #661852)

    horreur olmaktır mesela.. okursun okursun, sonunda bir şey çıkacak zannedersin ama o seni boşluğa bırakıverir.. sen de kahkahalarının arasında durumunu farkedersin.. (bkz: #666951)

    iulian filipescu'nun kulüp iletişim sorumlusu olması gerektiğidir.. (bkz: #535638)

    imdizdar gibi aslan parçaları yetiştiren abi olabilmektir.. (bkz: #833482)

    kavazli gibi içselliğini kelimelere dökerek stadını sahiplenmektir.. (bkz: #634483)

    kendine iyi bak'ın düğünüdür bazen sözlük.. oynatmak istemediğini oynatmamaktır.. (bkz: #74090)

    les principes de assassin gibi bebekliğinde aguu yerine cimbom demektir.. (bkz: #23418)

    mahalle takımı gibi çok uç ve çok farklı olmaktır.. neredeyse hiçbir görüşüne katılmadığım ama sözlükte renk ve farklılık açısından bulunması gerektiğine inandığım yazar olmaktır.. kendisinin büyük bir centilmen ve suyun karşı tarafı adına delikanlı bir rakip olduğunu düşündürtmektedir.. (bkz: #714374)

    marla gibi en ofsayt entrysi olmadığını itiraf ettikten sonra, itiraf içeren entrynin en ofsayt olmasıdır bazen.. ancak bu durum, sözlüğün, "sen bakarken soyunamıyorum" deme şeklidir kanımca.. ya da değildir.. ama takmamaktır.. çünkü sözlük bazen tatlı sert dokunur adama.. (bkz: #1132614)

    murat52 olmaktır mesela.. aslan gibi oğul yetiştirebilmektir.. daha su, süt diyemezken "atam" diyen aslan parçasına sahip olmaktır.. beni de okurken defalarca ağlatmaktır gururdan.. (bkz: #893824)

    nasilanlatalimbugolusimdisize gibi gerçekçi ve farkında olmaktır.. (bkz: #1093314)

    no way out gibi olaya bambaşka açılardan bakabilmektir.. cuk diye kondurmaktır lafı.. (bkz: #1076377)

    okazyone gibi truva üstadı olmaktır.. (bkz: #1069514)

    ozdmroz gibi yaptığı benzetmeyle beni şekilden şekile sokmaktır.. (bkz: #1152552)

    pantellica gibi takım içi yengelerin önemini kavramaktır.. yardırmaktır.. kelime oyunudur.. (bkz: #1151746)

    paul sahilleri gibi yazar olduktan hemen sonra sözlüğe çok hızlı bir giriş yaparak bir çok başlığı hareketlendirmektir.. ancak ardından gelen bir takım haklı / haksız tepkilerle frene basabilmektir.. içindeki afacana "lan bi dur azcık, devam edicez sonra!" diyebilmektir..

    pilgrim gibi fotoğraf paylaşmaktır.. hayatın cidden çok ilginç bir süreç olduğunu yüzünüze vurmaktır.. (bkz: #1150907)

    prekazi8 gibi öyle bir benzetme yapmaktır ki gülerken sandalyeden düşmektir.. (bkz: #199669)

    salyangoz gibi analizlerini çatır çatır söyleyebilmektir.. (bkz: #1096906)

    sarwidas gibi yüreklere dokunabilmektir.. (bkz: #704639)

    scalpellino gibi bazen iki kelime ile hislerime tercüman olmaktır.. (bkz: #1114953)

    sheva gibi ben dahil bir çoğumuz bazı konularda futbolcularımıza yüklenirken, bizi sarsıp kendimize getirmektir.. (bkz: #1079122)

    smyrna gibi babayla dalga geçmenin dibine vurmaktır.. bunu anlatırken de yarmaktır.. (bkz: #508956)

    staywithus gibi dalga geçebilmektir.. (bkz: #904706)

    tcoskun gibi tokat niteliğinde entry yazabilmektir.. favori entrylerde yer bulmaktır.. (bkz: #850674)

    uajovovich gibi belgesel tadında entryler hazırlamaktır.. (bkz: #1132842)

    ultradnan gibi ezip ezip fırlatmaktır belözoğlunu.. (bkz: #348761)

    uzanankafayatekmeatanadam gibi yarım yarım yardırmaktır.. gülerken ağzının yüzünün yer değiştirmesidir.. (bkz: #577780)

    vangobbel gibi ileri görüşlü olabilmektir.. (bkz: #23662)

    vay acondios gibi galatasaraylılık anlatımıdır.. nostaljinin iz bırakmışlığıdır.. (bkz: #570003)

    yrydr eşşek kadar adam olmuş beni, ekran başında hüngür hüngür ağlatmaktır.. (bkz: #155593)

    wise man gibi ibretlik tespitlerle "hakkaten lan" çektirmektir ahaliye.. (bkz: #125811)

    ve bu entry ölmez de sağ kalırsa, dikkat çeken çokça yazar dostun iz bırakan cümlelerine ev sahipliği yapmaya devam edecektir.. sürekli olarak güncellenecektir ve eklemeler olacaktır..

    bütün sözlük halinde,

    yazaduralım!

    edit: son eklemeler 27.01.2013 / 07:28 itibariyle yapılmıştır..
  • cinsiyetlerimizin ön planda olmadığı ve olmayacağı, sarı kırmızı sevdanın dile getirilebildiği platform. kimse yazarken dipnot olarak dişi/erkek yazmadığından, değerlendirilirken "bayan yazar eksikliği"* diye bir ifade yerine "nitelikli yazar eksikliği" yazılsa belki daha anlamlı cümleler üretilmiş olur.

    bayan yazar eksikliği acaba nasıl hissedilmiştir merak etmekteyim. sözlükte tozu alınmamış yerler mi gördünüz? pencereler mi kirlenmiş? yoksa yemek mi yok?
    korkuyorum bir sonraki aşama sözlükte 1 erkeğe 12345 erkek düşüyormuş bu oranı değiştirmek için bir şeyler yapalım olacak.hey allahım ya. bir yazar kendisi söylemediği, kullanıcı adı belli etmediği sürece, yazarken erkek mi bayan mı anlaşılmadığından ve çok da önemli olmadığından belli bir cinsiyetin fazlalığına azlığına gerek yoktur. sözlüğümüzü güzelleştirmek için, güzel türkçemize uygun nitelikli yazılar yazalım yeterli sanki.
  • 12 eylül 1980 günü üniversiteye kayıt yaptıralı bir ay olmuştu.
    öncesi ve sonrasını anlatmayayım ama bilin ki göz ve ruh tanığıyım.
    şimdi farklı kardeşlerim, azıcık hatırım varsa, sakin. tekrar paylaşayım, sakin.
    elbet burası sarı kırmızı bir sayfa. elbet cümlesi tek, heyecanı yüksek bir sofra.
    herkesin tıka basa karnını doyurması şart değil, kimse aç kalmasın yeter.
    bunun da tek çaresi yarışmadan paylaşmak, yarıştırmadan.
    başta şimdi farklı dedim ya, inanın farklı. en azından siz farklısınız, gençler farklı.
    buna eminim çünkü yazdıklarınızı okuyorum. buna eminim çünkü düşüncelerinizi heyecanla takip ediyorum.
    geçen gün bir fb'li arkadaşım şöyle dedi; bu ikilemi nasıl çözsem bilmiyorum? fb benim her şeyim ama başbakan da fb'li. ben de ona şöyle dedim; belki senin fb'nle onun fb'si aynı değildir.
    kimbilir belki de öyledir. kimbilir belki de bu sahici bir ikilemdir.
    bize gelince; eminim şartlar ne olursa olsun hepimizin bir eli metin oktay'ın dokunduğu yerdedir.
    şampiyonluk aşkıyla selam ederim kardeşlerim...
  • selamlar herkese tekrardan...

    son bir kaç aydır, iş değiştirme, nişan-nikah derken, zaten düğün telaşıyla meşgulken, bir de yepyeni bir durumla karşılaştım. "çocukluk hayallerimi çalanları yargılama"
    7 yıla yakın süre taşıdığım kutsal üniformayı ağlaya ağlaya teslim ederken, içimden hep bugünleri hayal ediyordum. isim isim twitterda yazdığım neredeyse herkes tutuklandı, sıra ise bizim kaybolan hayallerimizin tamiri, içimizin soğuması ve ailelerimizin kayıplarını kapatmaya geldi, "iade-i itibar"a...

    çok hızlı bir şekilde vücut bulan hareketin önce ege bölgesi sorumluluğu derken, şimdi tüm türkiyedeki "türk slahlı kuvvetlerinden ayrılan ve atılan öğrenciler platformu"nun sözcüsü oldum. bu sözcülük de bana geçen hafta pazar günü trt 1'de kendimizi ifade etme şansı doğurdu. ne konuşacağız, ne yapacağız, heyecanlanmak yok, çıkıp bam bam bam konuşacağız diye kuliste konuşsak da, program öncesi yaptığımız sıralamayı sunucu değiştirince ilk dakikada ateş kucağımda kaldı ve ilk soruyla muhattap oldum. ekranda izleyenler heyecanlandığımı sezmişler. o an psikolojik bunalıma girip intihar edenlerin, kendisini jiletleyenlerin, maddi zorluktan ötürü okuyamayanların, ailesiyle arası açılanların, hayalleri çalındığı için varlık amacı kalmamış nice insanı temsil ettiğimden çabuk toparlanmam ve diğer iki arkadaşın da heyecanlandığını görünce sazı elime almam gerektiğini hissettim.

    hiç kağıda yazmadan, kafamda kurmuştum konuşacaklarımı. zaten zor değildi, o günleri hatırlayıp konuşacaktım, yaşadıklarımı anlatacaktım. anlattım da. bir gün öncesinde sözlükte yaratılan destek hareketi inanılmaz moral verdi. sosyal mecralarda böyle destek görmek, o heyecanı unutmanıza, beyninizin başka tarafının meşgul olmasından dolayı da hiçbir şey olmamış gibi sakin kalmanıza yarıyor.

    neyse efendim, 1 saat konuştuk, dertleştik ve sunucu sözlerinizi toparlamanızı rica ediyorum dedi. aklıma emre tuna kardeşim geldi, atılmayı gururuna yediremeyen emre kardeşim, bir gece içkiyi fazla kaçırıp arabanın önüne atlayan emre kardeşim. onların sorumluluğunu en ücra hücrelerimde bile hissettikten sonra, genzimi temizlleyip şu cümleleri sarfettim:

    link: https://www.youtube.com/watch?v=KDAG-j_78kE
    "askerliği içimizden kaldırmamış, duvardaki resimlerimizi kaldırsak da onları hala gönüllerimizde tutan türk gençleriyiz. bizim içimizde vatan aşkı, millet aşkı, bayrak aşkı var.
    bizler belki m.ö 209'da mete han'ın onlu manga sistemiyle kurduğu orduda yer alamadık,
    bizler belki kür şad'ın 40 çerisi olamadık,
    bizler belki çağrı bey'in süvarileriyle anadolu'yu keşfe gelemedik,
    bizler belki alparslan'ın aslanları olup meydanları dar edemedik,
    bizler belki fatih'in fedaileri olup çağ açıp çağ kapatamadık,
    bizler belki gazi mustafa kemal'in mehmetçikleri olup 8 metre öndeki siperlere atılamadık.
    bizlerin tek isteği bu vatanın bekasını sağlamaktı! bizlerin tek isteği atalarımızdan emanet bu vatanın güvenliğini sağlamaktı!
    bu mu zor geldi! bu muydu vatan hainliği! bu muydu hayatlarımızı çalmalarının sebebi! bunu sormak istiyorum!"

    ah o boğazımdaki düğümlenme, ah o göz pınarlarımın boşalacağının habercileri. bi kaç saniye bekleseydiniz de o çok istediğim dörtlüğü de sayabilseydim. her neyse, bir daha ki programa nasip olsun.

    program biter bitmez, sunucu gelip sarıldı, kameramanlar gelip sarıldı. olayın şokunu atlattıktan sonra telefonumu çıkardım, gelen aramalara cevap verdikten sonra bahçeye çıktık. bahçede yayın ekibi ile otururken, yayın yönetmeni özlem hanım "eee sosyal medyada nasıl yorumlar geliyor" dedi, açıp sözükteki nickaltımı gösterdim, kadın yarı sevinçli yarı hüzünlü, "ne kadar güzel dilekler bunlar, ne kadar güzel yorumlar" diyebildi.

    tüm destek verenlere, uzaktan izleyenlere, ufacık da olsa üzülüp acıma ortak olanlara sonsuz teşekkürler.
    bu anları yaşadığınızda gerçekten bu teşekkürün ne kadar da içten olduğunu anlayacaksınız da.
  • skordan bagimsiz elestiri getiren degil, otu boku elestiren, elestiriden beslenen, sabır nedir hic bilmeyen, ezberlerde bogulan, en ufak bir veri ile cok buyuk cıkarımlar yapmakta bir abes gormeyen, birilerini 3 gunde pasa ilan edip, 5 gunde ana avrat sövecek konuma gelen, yeniye cok meraklı olup sürekli tüketme pesinde olan yazarlara sahip topluluktur.
  • hatalı bir entry görünce bunu ihbar etmek yerine ortamı provoke etmek için kullanmaya çalışan, benim görüşüm engelleniyor gibi saçma sapan yaygaralar koparan art niyetli yazarların olduğu sözlük. hayır bu sözlükte sezon sonundan beri sneijder tartışması yapılmıyor mu? nasıl görüş engellemekmiş bu anlamıyorum. bir oyuncunun gönderilmesinin galatasaray'a zarar verdiğine inanıyorsa yazarlar bunu dile getirmelerinin nesi sneijderspor oluyor? sen kalmaması gerektiğini düşünüyorsan dursunsporlu mu oluyorsun, böyle mi yaftalayalım?

    burda pis bir tahrik var. yönetimin sneijder'e olan tavrını eleştiren çoğu yazar oyuncu kesinlikle gitmemeli demiyor. aynı baskı sneijder'den maaşını daha az hakeden selçuk ve semih'e de yapılmıyorsa, yasin'e zamlı sözleşme gündemden düşmüyorsa bu işte bir art niyet var diyor. sat bakalım sneijder'i belhanda'ya verdiğin bonservis bedeline ne oluyor. bu gün eleştirenlerin onda dokuzu seni alkışlar. insanlar galatasaray yönetimi nezih olsun çirkin algı yönetimleri yapmasın diyor. bunu sneijdersporluluk olarak algılamak ya ahmaklıktır ya da art niyettir. ahmak olmadığınızı biliyoruz. art niyetli davranmayın. lütfen.
  • 2008 yılında kurulması ile birlikte bir gazla tanıştığım sanal platform. çoğumuz gibi bende ultraslan-forum da takılmaktayken tanıştım kendisiyle. tabi forum kökenli olduğumdan ilk başta girdiğim entrylerin hepsi forum tadındaydı. bu nedenle hala arada bir gördükçe şaşırıyorum "bunu ben mi yazmışım a.q." diye. neyse aradan 4 sene geçti hala geçmişte yazdıklarım veya bulunduğumuz zaman diliminde yazdığım formata uymayan bir sürü entry im var. zaman zaman silinerek çöp kovamdaki yerini almaktalar. kaldı ki çöp kovamda tahminen 200-300 tane entryim var. mesaj geliyor "size ait bir entry silindi" diye. ama hangisi silinmiş veya neden silinmişine bakmıyorum. yine bir bok yemişimdir diyerek yaklaşıyorum olaya. çünkü kendimi iyi biliyorum. bu nedenledir ki yetkili abileri meşgul etmemek adına mesaj yapıp nedenini araştırma, gerekirse çemkirme olayına girmiyorum. yazar sayımızın arttığı şu günlerde ortalama her gün 500-600 entry giriliyor ve bu sayı gün geçtikçe artıyor. böyle bir ortamda her entry i okumak, kontrol etmek mümkün değil. ulan ben bile yukarıda dediğim gibi yazdığımdan haberim olmayabiliyor. yetkili abilerin işi gücü yokta bu kadar entry i kontrol edecek hali yok ya. zaten ihbar ya da mesaj diye bir mekanizma var. karşılıklı bir diyalogla halledilebilecek bir konuyu çemkirerek uzatmanın ne alemi var. sözlükte gördüğün hataları veya sakıncalı bulduğun bir durumu mesajla yetkili abilere nazikçe yazacağın bir mesajla halledebilirsin. sonuçta kimse kimsenin yazdığı gibi düşünmek zorunda değil. herkesin kendine göre bir fikri olabilir. beğenirsin ya da beğenmezsin bunu yazan kişiye mesaj atarsınız nazikçe. ya da yetkili abilere müracaat edersiniz. yeter ki ortalığı karıştıracak, milleti gaza getirecek şeyler ve özellikle hassas konularda yazmayın yazarken dikkat edin. unutulmasın burada yazar olanların tek ortak noktası var o da galatasaray. yetkili abilerimizinde işi gücü var. sırf sen egonu tatmin edeceksin diye adam sana vaktini mi ayırsın, hakaretlerini mi okusun. ayıp be kardeşim kafana kimse silah dayamadı sen yazar ol diye. sen istedin onlarda yazar yaptılar. yazar yaptılar diye kimse kimsenin kaprisini çekmek, hakaretini yemek zorunda değil. beğenmiyorsan yazmazsın olur biter. şimdiye kadar hiçbir yetkili ağabeynin durup durmadık yere yazarla hakaretleştiğini, durup durmadık yere yazarlıktan attığını görmedim. * ben çoğu yetkili abilerle yan yana geldim şeker gibi adamlar. hepsi aklı başında işinde gücünde adamlar. * mesela daha bugün yetkili bir abi olan neverfall ile birlikte yemek yedim. bu onunla ikinci göürşmemizdi. birincisi, iki gün önce bana kombinesini verdiği zamandı. halbuki birbirimiz hiç görmemiştik. düşünün hiç tanı madığı bir adama kombinesini verecek kadar şeker. daha ne olsun.

    ünlüler olayına gelirsek ben açıkçası hiç şikayetçi değilim. ben bu adamları, hanımefendileri * izlemek için, dinlemek için para verip bilet alıyorum. sıralarda bekliyorum vaktimi ayırıyorum. şimdi ise bu kadar zahmete katlandığım ünlüler benim bulunduğum bir ortama geliyorlar. bundan daha güzel ne olabilir. ilk defa ünlülerle bu derece yakınlaşıyorum, ilk defa böyle karşılıklı bir diyalog içerisinde bulunma fırsatı buluyorum. kaldı ki behzat uygur’unda, cem davran’ında yazdığı yazılara bakıyorum da adamlar harbiden güzel yazıyorlar lan. umarım daha çok ünlü gelir de yazılarını okuma karşılıklı diyalog içinde olma olayını yaşarım. ha bi de bunun “biz aylardan beri bekliyoruz yazar olamadık, adamlar bizden önce yazar oldu” diyenleri var. ulan hem adamları davet et sonra da bekle de. olacak iş mi bu.

    nurettin kanterelli abimiz bence tam bir nokta atışı. özellikle galatasaray’ımda göreve başladığından beri twitter’da dikkat ediyorum. biz taraftarların sorunlarıyla düşünceleriyle birebir ilgileniyor. kendisi bulunduğu nokta itibariyle en üstte olmasına rağmen başkalarını görevlendirmeyip, sorunu kendisi çözüyor. bunca senedir maçlara giderim yaşadığım sorunlarla ilgili olarak daha karşımda bir muhatap bulamazken nurettin abimiz karşımıza çıktı. alışmadık götte don durmazmış misali bana çok acayip geliyor. belki de doğrusu buydu ama şimdiye kadar böyle bir yönetimle karşı karşıya gelmediğimizden bana çok güzel geliyor. sağolsun kendisi twitter’la yetinmeyip sözlüğümüzde de yazar oldu. artık direk kendisiyle irtibata geçebiliyoruz. sadece sorunlarımızı değil, galatasaray için olumlu olabilecek her türlü düşünce ve önerimizi kendisiyle paylaşıyoruz. ve özellikle olumsuz da olsa mutlaka karşılığında bir cevap alabiliyoruz.

    bu nedenle ben sözlüğün bana kattıkları ile kaybettirdiklerini kıyaslıyorum da sözlüğe yatıp kalkıp iman edesim geliyor. neredeyse bi elin parmaklarını geçmeyecek kadar arkadaşım varken, şimdi bi dünya arkadaşım, dostum ve kardeşim var. maçlarda olsun, zirvelerde olsun hep beraber vakit geçirir olduk. gelmeyen olunca arar sorar olduk acaba bişey mi oldu diye. bu sadece istanbul'la da sınırlı kalmadı üstelik. türkiyenin her yerinde yüz yüze görüştüğüm ya da yüz yüze görüşemediğim bir sürü arkadaşım var. ulan amerika'da bile arkadaşım var daha ne olsun. maça gelecek istanbul dışındaki arkadaşlarımıza bilet ayarlıyoruz karaborsa'dan almasınlar diye. ayrıca istanbul dışından gelecek arkadaşlarımıza elimizden geldiğince iyi ev sahipliği yapmaya çalışıyoruz. kimisi kapısını açıyor, kimisi vaktini ayırıyor. bunun tam tersi de söz konusu. bizden anadolu'ya maça gideceklere de onlar sağolsunlar ev sahipliği yapıyorlar. şimdiye kadar kimseye "sen gelme ulan ayı" demedik bize de demediler. hala kapılarımız sonuna kadar açık. emin olun sadece ilk kez karşılaştığınız birisiyle ister istemez bir çekingenlik oluyor. ama bu zarar geleceğinden değil, ilk başta samimi olamamaktan kaynaklanıyor. zaten ikinci seferde kaynaşmış oluyoruz. mesela biz bazen bu kaynaşma olayını abarttığımız da oluyor. mesela biz şu an arkadaşlığın "enseye tokat göte parmak" kıvamındayız. gerçi hala aklım almıyor, hiç tanımadığın bir adamla daha ikinci bir sefer yan yana gelipte işi ne ara bu kıvama getirdiğimizi anlamıyorum. ama bundan şikayetçi de değilim. zaten bu diyaloglar ilk önce arkadaşlık sonra dostluk ve en sonunda kardeşlik kıvamına geliyor. anadolu'nun bir yerinde hiç tanımadığım bir adam bana atkı yolluyor üstelik kargo parasını da kendi ödüyor. ulan bunu kardeşim bana yapmaz. * sözlük sağolsun bizleri birbirimizle tanıştırdı, twitter’ında katkılarıyla bu kıvama geldik. ha sözlük günün birinde kapanır ya da devam eder bilemiyorum. benim için hep iyi anılacak bir yer burası.

    ben şimdilerde sözlükten bilgi dağarcığımı * geliştirmeye çalışıyorum. bilmediğim bir şeyi öğreniyorum veya bildiğim bir şeyi paylaşıyorum. özellikle bu aralar eskileri kurcalıyorum, unutulanları bilinmeyenleri araştırıp sözlükte paylaşmaya çalışıyorum. öğrendikçe daha çok araştırmak istiyorum. bu bile bana sözlüğün kattığı en güzel şeylerden birisi.

    nitekim severek takip ediyorum.

    yetkili ağabeyleri göremeyenlere gelsin;
    http://yfrog.com/ntkujlqj

    bu da captano;
    http://yfrog.com/occm6vbj