• 1
    milliyet gazetesi köşe yazarı. bugün bursaspor maçı'ndaki rezaleti ve rezaletten sonraki gözlemci raporuna tepki olarak pek hoş bir yazı yazmış. yazısından bir bölüm için buyrun;

    --- alıntı ---
    "bir kurt sürüsü gibi saldırmıştır fenerbahçeli futbolcular hakem çoban'a!
    saldırı, ormanda av, şehirde suçtur.
    sahada yapılıyorsa rezalet+suç...
    fenerbahçeli futbolcular yapıyorsa ve o futbolcular türkiye'nin en büyük profesyonelleri arasında sayılıyorsa, olay halka açık cereyan ediyorsa, örnek alacak milyonlar varsa, katla babam katla.
    o kere suç, bin kere rezillik, milyon kere ayıp.
    açıkça yazayım... her kim ki, ekranın karşısına bilgisayarın başına oturup deniz çoban'ın hatalı kararlarından dem vuruyorsa, o zat ya fanatiktir ya da fanatiklerden nemalanan uyanık.
    hakemi itip kakmak, pislik gibi davranmak, omuz atmak, hakaret etmek söz konusuyken hangi pozisyonun hangi kuralından bahsediyorsunuz siz? önce linç girişimini durdurun.
    alex gol atmış!.. hakeme sokak kabadayısı gibi omuz atan, gol atsa ne olur, atmasa ne olur. yitip giden futbolunuzsa, fenerbahçe kazansa ne olur, kazanmasa ne olur. daum'un sezon başında söylediği 'sadece şampiyon değil, sempatik takım da olmak istiyoruz'un yolu bu mudur?
    bakalım görüntülerden ceza verebilen federasyon kurulları, ne yapacaklar hakemlik mesleğinin onurunu ve güvenliğini korumak için.
    bakalım fenerbahçe yönetimi nasıl yaklaşacak olaya...
    "hırslı ve agresif futboldan dolayı" tebrik mi edecek, 'fenerbahçe'ye yakışmayan hareketleri' yüzünden hepsini sorguya mı çekecek alex'ten başlayıp lugano'dan çıkarak?
    bakın bu çok önemli... fenerbahçe'nin tercihi, adalet ve etik anlayışı, futbolu ya zevk ya da eziyet haline sokacak bu sezon. fenerbahçe'nin nelere rağmen şampiyonluk istediği bugün belli olacak.
    böyle bir fenerbahçe üç değil otuz sene şampiyon olsa galatasaray'ın arkasında kalır unutmayın."
    --- alıntı ---

    http://tinyurl.com/qht2s9
  • 2
    --- alinti ---
    pazar akşamı istemeden parçası olduğum bir olayı anlatacağım şimdi size... bir hayli kahırlı, ama bir o kadar da açıklayıcı. nereden geliyoruz, nereye gidiyoruz, anlayın:
    gece yarısına az kala... ekranda haberciliğine her zaman şapka çıkardığım serhat ulueren’in telegol programı olanca hızıyla sürerken, telefonum çalıyor. karşımda cahit ahıskalıoğlu. serbet güreş milli takımı eski hocalarından.
    “ercan abi biraz önce telegol’ü aradım” diyor; “dünya şampiyonu zekeriya güçlü’nün hastanede yaşam savaşı verdiğini anlattım. sana da söylemek istedim”!..
    ne... olamaz... zekeriya güçlü hasta ha!.. daha 40 yaşında. çelikten bir devdi düne kadar. ama küçücük safra kesesinden küçücük bir taş, mikrobunu pankreasa kadar itmiş ve devirmiş pehlivanı.
    aylarca atlatmış, doktora gitmemiş. neden biliyor musunuz?
    sosyal güvencesi yok. üç kuruş parasını hastanelere harcamak istememiş.
    türkiye’de bir maç oynayıp, intiharıyla tüm türk medyası’na manşet olan enke’ninki gibi değil, ama bir tür intihar girişimi.
    parasızlık marifetiyle...
    cahit ahıskalıoğlu hoca da, ben de sonuna kadar izledik telegol’ü.
    selçuk dereli’nin, aziz yıldırım ve ali koç aleyhine tazminat davasını kazanıp ceza davasından vazgeçmesinin “komplo teorileri” yaklaşık bir saat... lucescu’nun incir çekirdeğini doldurmayacak röportajı ve üzerine laf salatası bir saat... galatasaray-fenerbahçe maçındaki orta yaşlı sarışın kadının “orta parmak işareti” bir saat...
    hastane köşesinde yaşam savaşı veren dünya şampiyonu’na tek cümlelik sıra gelmedi.
    işte bu tablo türk sporu’nun, türk medyası’nın özeti.
    ahıskalıoğlu, “abi özellikle ahmet çakar’a iletilmesini istedim mesajımın. maçları yorumlarken güreş tabirleri kullandığı için güreşe yakındır diye düşündüm” demişti.
    “sadece kullanırlar” diyemedim.
    demek ki, zekeriya’da reyting bulamadılar.
    o zekeriya güçlü ki, aynı sıklette mahmut demir gibi muhteşem bir zeka/güç kombinasyonu olmasa, bir avrupa bir dünya şampiyonluğu ile yetinecek adam değildi. hatırlıyorum madalyalı dönüşlerini. bürokratlar, belediyeciler, siyasetçiler aynı fotoğraf karesine girebilmek için birbirlerini iterlerdi. manşetler, “aslanım”, “kaplanım”dan geçilmezdi. çok eski de değil; sene 1997... ne çabuk unuttular.
    bugün... hiçbir sosyal güvencesi olmadan yaşam savaşı verdiği avcılar hospital’dan sağ çıkarsa, büyük bir ihtimalle rehin kalacak.
    o zaman “magazin” yaparlar.
    bu nasıl memleket? bu nasıl spor politikası? bu nasıl vefa?.. hadi, her şampiyona gelecek güvencesi sunacak imkanları yok türkiye’nin diyelim. kaynakları yağmacıya, tokatçıya, üçkağıtçıya, eşe dosta akıyor. bir dünya şampiyonu hastalanınca tek sütun bir haber, bir selam, bir çiçek de mi çok görülüyor. insan sevgisi de mi yok insanlarda? dünya şampiyonluğu’na saygı da mı yok?
    yazıklar olsun.
    başbakanı futbolcu, spor bakanı futbolcu, başyazarı futbolcu, okur yazarı futbolcu, ümmisi futbolcu...
    güreş federasyonu başkanı da mı futbolcu? güreş vakfı, parasını harcamak için futbol takımı mı kurdu? nerede spora kıyısından girmek için bir zamanlar güreş federasyonu koltuğuna sağ kolunu verenler? nerede güreşin kaymağını yiyen belediyeler? sporseverler nerede?
    şu anda zekeriya güçlü’nün yanında bir tek adam var.
    kim mi?
    bir zamanlar milli forma için kapıştığı, her seçmede acımasızca el ense çekip daldığı adam... en büyük rakibi... mahmut demir:
    “maddi manevi yanındayım kardeşim”!
    işte spor böyle bir şeydir.
    bilenler ve yapanlar için.
    işi bozanlar, spor üzerinden para, itibar ve reyting kazanmaya çalışanlar.
    --- alinti ---
  • 3
    --- alinti ---
    artık galatasaray’ın basketbolunda yaşanan skandaldan çok bu skandalın “kimler” tarafından ve “nasıl” kullanılacağı” önemlidir galatasaray için!..
    “rakipleri”, “düşmanları” bırakın, galatasaray’ın “patronaj”ına bakın.
    olay,“liselilerin” zaman içinde yitip gitmeye yüz tutan egemenliğini “hayatın gerçeği” olarak kabul etmek yerine, yeniden pekiştirmek için bir manivela olarak kullanmasına doğru gitmektedir.
    kime, ne kadar zarar vereceği göz ardı edilerek hem de...
    bu “vehme” nasıl mı kapıldım?..
    forma sahtekârlığını müstakbel galatasaray başkanı yiğit şardan’ı feda ederek dengelemeye çalışan yönetim’in, kendilerini galatasaray’ın sahibi, kulübü de malları olarak görenleri tatmin edemediğini belgeleyen “galatasaraylılar derneği’nin deklarasyonuna” bakın:
    * * *
    “.... topluma örnek olacak kararların alınmasını bekliyor; galatasaraylılığı yaşayan, yaşatan, bunu kulübün mayasına katan ölümsüz kurucularımızın izinden ayrılmamış ve bu değerli mirastan en çok nasibini almış galatasaraylılar olarak bu konunun ısrarlı takipçisi olacağımızı peşinen ilan ediyoruz.”
    özetle diyorlar ki, “istifa et polat”...
    “zaten ‘değerli mirastan’ pek nasip almamış birisin. liseli bile değilsin.”
    ama unutmasınlar; sahtekârlığı bilerek, isteyerek, planlı bir şekilde yapıp galatasaray’ı cümle aleme rezil eden “ekip” de liseliydi!
    liseli olanın spor suçu işleyip, liseli olmayanlar tarafından kovulmasını mı sindiremiyorlar acaba?
    ayrıca, her liselinin “değerli mirastan” en büyük payı aldığı nereden belli?
    * * *
    galatasaray’daki “lise” üzerinden bu bölünmeyi ben icat etmedim. liseli olmayan galatasaraylıların da ayrışmayı körüklediğini sanmıyorum.
    en azından ortada belge yok.
    bir “bölünme” varsa ki, apaçık - liseli olanlar hatayı kendilerinde arasın.
    daha önce de yazdım. liselilerin “bu kulüp bizim” demek haklarıdır. ama o zaman kitlelerin sevgisini de kaybetmeyi göze alacaklar, küçülmeyi de, üç büyüklerden biri yerine okul takımına sahip olmayı da...
    hem “herkes galatasaray’ı sevsin” hem “galatasaray bizim” olmaz. olmuyor.
    * * *
    ister misiniz, biraz daha derinlere dalalım!..
    belki, galatasaray’ın liseli olmayanlar elinde toparlanmasından ve dizginlerin iyice ellerinden kaçmasından korkuyor okullu galatasaralılar!
    neden olmasın?.. sahiplenmenin doğal sonucu kıskançlıktır. kıskançlığın adama sevdiğini öldürtmesi az yaşanmamıştır.
    bakınız; giderek büyüme istidadı gösteren gs telefonu, gs tv’si, gs bilyoner’i, gs bonus card’ı, gs internet televizyonu gibi kalemler var. buna 29 ekim’e yetişmesi tasarlanan stat localarından, kombinelerinden gelecek dev rakamları da ekleyin. basketboldaki rezalet futbolda veya yönetimde tekrarlanmazsa önü açılabilir galatasaray’ın.
    kim açar?
    liseli olmayanlar.
    çağın koşullarına ve en temel demokratik haklara bile baraj kurarak, oyuncağını elinden bırakmamaya çalışan mektepli bir zihniyet, kendi mülkünde mektepsizlerin başarısına ne kadar hoş bakar?
    “rezalet büyük, istifa edin” tamam...
    “sen sahte forma giydiren mekteplileri kovdun, ben de kulübün sahibi olarak seni kovmak istiyorum” tuhaf...
    “fırsat bu fırsat” ayıp...
    ortada bir rezalet var. o doğru... ama önemli olan, bunu kimlerin hangi amaçla kullanmaya niyet ettiği. galatasaray’ın “sahibi” ile “işletmecisi” kavga ediyorsa vay haline kulübün.
    --- alinti ---
  • 4
    bugünkü yazısında arda'nın “bu ülkedeki herkes bizim dünya kupası’na gitmemizi istemiyor” sözünden hareketle sen de mi arda tepkisi vermiş spor yazarı. arda kimse istemiyor demiyor, herkes istemiyor diyor. ne demek bu? yani milli takıma gitmeyi istemeyen müstesna insanlar var herkesin içine dahil edilemeyen. bunu diyor adam. bir başka deyişle milli takımın dünya kupasına gitmesini istemeyen bir azınlık var demek istiyor. doğru değil mi? ben mesela 2000 yılından sonraki fatih terim'i tutmam ama milli takımın her ne olursa olsun dünya kupasına katılmasını isterim. misal hiddink'in ekibinin tümünün fenerlilerden kurulmasına da karşıyım ama milli takımın başarılı olmasını istiyorum. benim gibi olanlar var mesela. fakat milli takımımızın mutlak surette dünya kupasına katılmasını isteyen şahsımın da içine dahil olduğu çoğunluktan farklı olarak çok önemsiz bir azınlık da sırf fatih terim'e kininden, federasyona duyduğu şahsi nefretinden ötürü milli takımın da zarar görmesini arzular. e arda da bunu demiş. ne var bunda sayın ercan güven? malumu ilam etmiş.
  • 5
    sanırım bu arkadaş fenerbahçeli bir spor yazarı. bilemiyorum. galatasaray forumlarından bazı yazıları alıp kendince mevzuyu yorumlamış, galatasaray bursa'ya yatıp şampiyon yapar mı yapmaz mı? mevzuyu dallandırıp budaklandırıp eşek eti yedirenlerle, her türlü ahlaksızlığı ve soysuzluğu yapanlarla aynı hizaya yerleştirmiş. böyle düşünenlerin ikincilerden farkı olmadığını vurgulamış. daha önceleri galatasaray'ın yarıştan kopmasına rağmen önüne gelen rakipleri yenerek şampiyonluk yolunda üçüncü takımlara avantaj sağladığından dem vurup aklınca "hayır, olamaz, olmamalı" tepkisi vermiş. bir spor yazarının görüşü olan bu yazı yazdığı gazetenin de haber sütunlarında en başta yer almış, sanki ortada bir haber varmışçasına.

    galatasaray forumların birinde bir galatasaray taraftarı tarafından sarfedilen görüşler "hangi zihniyetle tüm takıma mal edilebiliyor?" bir veya birkaç adamdan hareketle koskocaman bir spor kulübü hakkında böyle bir şeyler yazıp aklınca ters motivasyon yaratarak galatasaray'ın fenerbahçe'nin istediği sonucu elde etmesini isteyebiliyor?

    ortada son derece adil bir rekabet varmışçasına gayri adil düşünenleri eleştirmesi cin olmadan peri iyi etmeyle aynı hizada okunmalıdır. fenerbahçe'nin yaptığı rezaletlerden bahsetmeyen, o rezaletleri suskunlukla geçiştiren böyle adamların iş fenerbahçe'den başka takımlara geldiğinde tam bir "adalet savaşçısı" ya da tam bir "erdem kumkuması" kesilmeleri şark kurnazlığı değil de nedir?

    fabio bilica, emre belözoğlu, hakem hüseyin göcek, fener medyası, galatasaray'la oynanan o ilk maçta keita'yı kündeye getirip sinirlerini bozan roberto carlos, basının önüne çıkıp utanmadan tüm maçlardaki hakem hatalarını gösterip avantaj sağlamaya çalışan densiz başkan, bir takımda kalmak istediğini söylediği halde bazı mafya bağlantılı elemanlarla mehmet topuz'u arabasına bindirip bir gün herkes fenerbahçeli olacak şapkasını giydiren eleman, galatasaray'a alenen küfreden aynı medya grup spor yazarı, yine galatasaray'ı yerden yere vuran bilmem ne meriç adlı şahistan tek kelime dahi etmeden; adil oyun hakkında tek kelam etmeden erdem müsveddesi kesilmek kusura bakmayın ama yeterince değil hiç mi hiç inandırıcı değil sayın güven.

    bu arada bunları söyleyen ve düşünen bir zihniyetin temsilcisi olarak bu bizim bursa'ya yatışıımızın rasyonelleştirilmesi olarak görülmemeli. ben ve benim gibi düşünen taraftarlar her halükarda takımımızın galip gelmesini ve şampiyonlar ligi umutlarını son maça kadar sürdürmesini istiyoruz. bu sebeple rakip bursa olmuş, başka bir takım olmuş farketmez; her koşulda tek sonuç isteriz galibiyet. ancaaaak, bu sahnelenen kirli oyunlardan da haberdar olmadığımız biçiminde de düşünülmemeli!
  • 6
    21 nisan tarihli yazında, galatasaray taraftar forumlarından örnekler vererek aklı sıra galatasaray'ı baskı altına almaya kalkacağı kadar, antu'da bornova belediyesi- fenerbahçe ülker maçına yönelik galatasaray cafe crown play-off'a girmesin diyenleride görseydi de biraz olsun durumu dengeleseydi dediğim fenerbahçe'li medyamızın bir üyesi.
  • 9
    öncelikle;

    (bkz: linke tıklama buradan oku)

    --- alıntı ---

    rijkaard’a bunu da anlatın!

    basketbol milli takımımız’ın “referandum promosyonu” olarak kullanılması, vatandaşın ağzında buruk bir tat bırakıp ağzını bozdurduysa, bunu sayın bakan özak’ın “edepsizler, ahlaksızlar, ilkesizler” tespitine kafa sallayarak geçiştiremezsiniz.
    gerçi finalde sayın başbakan’ı protesto edenler, muhtemelen “darbeci” ve “aptal” (!) ama söz konusu milli takım-millet ilişkisi olunca hassasiyet farklı...
    yazılı olmayan toplumsal sözleşme diyebiliriz buna:
    * * *
    birincisi... “milli forma”, hak edenler açısından fiyatı olmayan bir gurur, terazisi icat edilmemiş sorumluluktur. yürek çarpıntılarıyla giyilir, cansiperane korunur, son gücüne kadar ona hizmet edilir.
    ibadet gibidir. tüm ihtiraslardan, kişisel hesaplardan hatta ekonomik sonuçlardan arınmış olarak taşınır o forma.
    “açık arttırmalı” prim, yakışmaz ona.
    * * *
    ikincisi... millet de aynı hisler içindedir. görevlendirdiği sporcunun hiçbir farklı niyet sahibi olmadan bayrağı için mücadele edeceğinden emindir.
    siyaset bir numara küçük gelir.
    bu sözleşme insan doğasına aykırı olabilir. ama bir insan topluluğunun yaratabileceği en güzel sinerjilerden biridir:
    milletinin vekaleti ile her şeyini ortaya koyan adamlar ve onları taparcasına kucaklayan millet...
    daha ötesi, şehitler ve gazilerdir.
    * * *
    buraya kadar “hemfikir” miyiz?..
    o zaman, herkes “kıssadan hissesini” almalıdır.
    mesela galatasaray yöneticileri, bu toplumsal sözleşmeyi rijkaard’a tercüme etmelidir!..
    önce arda sakatlandı diye milli takım’a bozuk çalan rijkaard, şimdi sabri üzerinden milli takım-millet ilişkimizi sorgulayacak ve yeniden yapılandıracak adam değildir.
    aslında kimsenin haddi değildir (şimdilik)!..
    ısrarcı olanların “birkaç yıl” daha beklemesi gerekiyor en azından. “ulus” kavramı biraz daha boşalsın, o zaman.
    * * *
    peki, neden “müstemleke valisi”ne dönmektedir bu ülkeye gelen yabancı hocalar?..
    çünkü müsaade edilmektedir.
    gelmesi lütuftur, nerede kaldı bizim hassasiyetlerimiz için uyarmak!..
    zaten, “kim” “kimi” uyaracak.
    bakın, rijkaard neredeyse milli takım’ın lağvedilmesini talep edecek kadar boşboğazlık ederken galatasaray’ın duayenlerinden ergun gürsoy, “tuzla koşmuştur” rijkaard’ın fikrine. tazminattan falan bahsetmiştir.
    galatasaray başkanı adnan polat ha keza...
    sorarım onlara; hangi milli maçta hangi milli futbolcumuzun spor hayatı bitmiş de bu millet onu görmezden gelmiştir?
    hiç merak etmesin sayın gürsoy, telaşlanmasın sayın polat; galatasaray unutsa bile millet unutmaz.
    söyledikleri galatasaray’ın bir maçlık menfaatine halel gelmesiyse, bu yüzden tazminat istemişlerse, miktarını açıklasınlar onu da verelim.
    lakin 20’sine gelmeden kalleş keleşlerin önüne gönderdiği kınalı kuzuları, tabutuna sarılan al bayrakla “milli” olan analara ödenen üç kuruştan fazla olmasın sakın.
    ve sonuç:
    başbakan’a tribünden tepki, ne normal ne de iyi... tam da sandık sürecinde milli bir meseleye siyaset karıştırıldığı fikri çıldırtmış olmalı tribündekileri.
    rijkaard’a bunu da anlatın.

    --- alıntı ---

    evet bu kadar yüzeysel bu adamlar ve bir o kadar da gerizekalı ve bir o kadar da ahlaksız evet ah-lak-sız. rijkaard'a çakmak için şehit ve gazileri argüman olarak kullanan adam ahlaksızdır. bir kere şunu iyi kavrayalım, rijkaard hiddink'e galatasaraylı oyuncuları milli takıma çağırdı diye çatmadı. rijkaard'ın kendisi de milli takım teknik direktörlüğü yaptı böyle ahmakça bir şeyi isteyebilir mi allahaşkına? rijkaard'ın kızdığı, sabri'nin sakat sakat milli takıma çağırılması, üstüne de 180 dakikalık 2 maçın 160 dakikasında bu sakatlığına rağmen oynatılmasıydı. kalan 20 dakikayı da fenerbahçeli sakat(!) gökhan gönül oynadı zaten. şimdi de arda sakat ve rijkaard, sabri'nin yaşadıklarını arda'nın da yaşayacağından endişeleniyor. bunu da dile getirince suçlu oluyor. sakat oyuncu milli takımda oynar mı? aptal mısınız siz? bir de üstüne şehitleri, gazileri katarak hem oyuncunun hem de teknik direktörün üzerinde baskı oluşturuyorsunuz, onları kamuoyuna hedef gösteriyorsunuz. yarın bir gün arda'yı milli takımda oynamak istemeyen, rijkaard'ı da milli takıma oyuncusunu göndermek istemeyen adam olarak lanse edeceksiniz. evet size 2 araştırma konusu öneriyorum;

    - son 2 yılda(rijkaard'ın galatasaray'ın başında olduğu dönem) milli takımda kaç galatasaraylı oyuncu sürekli biçimde ilk 11'de oynadı?
    - yine son 2 yılda fenerbahçe'nin avrupa standartlarında, müthiş(!) sağ belki gökhan gönül milli takımın oynadığı maçların yüzde kaçında oynadı?

    bu 2 sorunun cevabını ver ve ayıbını temizle ercan güven.
  • 10
    bugün gazetesinde schusterin rijkaarddan daha 'delikanlı' oldugunu buyurmuş olan köşe yazarı. yazının tamamı burada:

    http://www.milliyet.com.tr/...ven&KategoriID=6

    savunduğu olay da schusterin rijkaard gibi futbolcularını suclamak yerine, yerlerde sürünen nihata bile sahip cıktıgıymış ki bu yüzden sonu rijkaard'a benzemezmiş. halbuki aynı gazetenin hemen yan sayfasındaki haberin ana başlığı şöyle : nihattan bernd schuster de ümidini kesti: satılık.

    türk spor basının resmidir.
  • 12
    yine yeşillenmiştir. görünen o ki geçen pazar hevesi kursağında kalanlardan biri de kendisidir, midesindeki hazımsızlığı bütün hafta boyunca galatasaray'a sataşan yazılarıyla çıkarmaya çalışmış, halen daha ıkınıp kıvranmaya devam etmektedir. bugünkü hedefi de hagi olmuş bu hazımsızın, karakter analizine falan girmiş hiç utanmadan. cuma neşesi içinde geldiğim ofiste keyfimi kaçırmış, bana sabah sabah milliyet gazetesine mail attırmıştır.

    http://www.milliyet.com.tr/.../1307517/default.htm

    --- alıntı ---
    o bir fatih terim değil ki, memleketinin hafızalarına adını kazımak istesin ve sebatla inadı birleştirip en tepeye kadar dirensin. bir jenerasyon bulsun, onlarla şampiyon olsun, aynı futbolcularla milli takım’ı uçurmayı hayal etsin.
    yuvası, akrabaları, oteli, işleri uzakta. neye yarar mutluluk ve başarı dostlarla paylaşılamadıktan sonra?
    maksat para kazanmaksa, başarırsa avrupa’dan bir teklif geldiğinde kim tutacak hagi’yi? başaramazsa apar topar yollanması kader olduğu gibi.
    velhasıl, galatasaray ne kendini ne de kimseyi kandırsın; hagi bu sezon sonuna kadar var.
    terimle o muhteşem yıllar bir kere yaşandı ve bitti.
    --- alıntı ---
  • 14
    --- alıntı ---
    2004 yılında abd kadınlar profesyonel basketbol ligi (wnba) takımlarından phoenix mercury tarafından draft edildi. wnba’de ilk 3 maçında 20 sayıyı aşan ilk oyuncu olmayı başardı ve yılın çaylağı ödülüne layık görüldü. atina'daki yaz olimpiyatları'nda altın madalya kazanan abd ulusal takımında yer aldı. 2008 pekin'de aynı başarıyı tekrarladı. 2007 ve 2009 yıllarında wnba şampiyonluğu yaşadı. 2006, 2008 ve 2009 sezonlarında wnba’in sayı kraliçesi oldu. 2009’da sezonun ve finallerin en değerli oyuncusu seçildi.
    kim mi?.. diana taurasi.
    hani, 2010’da fenerbahçe kadın basketbol takımı'na transfer oldu. 2011’i göremeden doping kullandığı ortaya çıktı ya... işte o.
    bizden kaçar mı... seni gidi ne mal olduğu ancak türkiye’de anlaşılabilen dünya starı!
    ya amerika’da, avrupa’da doping denetimine bizim kadar dikkat etmiyorlar, ya teknolojileri yetersiz ya da istanbul üniversitesi maçı taurasi’nin hayat memat maçıydı! “yutarım dopingimi kendimi dünya’ya kanıtlarım” dedi her halde!
    tuhaf mı?
    neremiz tuhaf değil ki.
    --- alıntı ---

    diana taurasi'nin ismini türkiye'ye gelmeden önce duymadığına kafamı koyacağım ercan güven, son yazısında aklınca türkiye'yi aşağılayıp ayar vermeye çalışmış.. yazıdaki hatalı bilgileri, wnba'deki doping kontrol sıklığından bi haber olmasını, olayın teknolojiyle bir ilgisi olmamasını geçtim, marion jones olayını hiç mi duymadın be adam.. her konu hakkında bilgi sahibi olamaz ki insan, niye duyduğun her şeye atlıyorsun da böyle bir yazı yazıp kendini gülünç duruma sokuyorsun..
  • 15
    --- alıntı ---

    hakan şükür’e yanıt
    galatasaray o hale geldi ki, artık acıklı "durum tespitlerinin" zamanı geçti... kavga, kaos, fitne, fesat, "haber" olmaktan çıktı. skandal gündelik, hezimet haftalık vaka sanki.
    bugün, bu aşamada söylenecek tek şey kaldı:
    "çözüm yolu bilen varsa ayağa kalksın lütfen"!..
    "parmağını kaldırsın".
    "hapşırsın".
    en azından "ateşe odun atmasın".
    ne gezer...
    başta galatasaray’da semirip palazlananlar, üşüştüler galatasaray’ın başına. ölmeden didikliyorlar.
    iştah onların, sevgi onların; istediklerini yaparlar...
    yaparlar ama bizi karıştırmasalar!

    "yüz türk büyüğü"nden hakan şükür hazretleri, el koyduğu trt stadyum programında buyurmuş ki;
    "şunu açık ve net söylüyorum, yönetici murat yalçındağ’dan dolayı galatasaray medyada çok fazla eleştirilemiyor. öyle bir pembe tablo çiziliyor ki, inanamazsınız"!
    inanamadım!
    sadece alındım.
    o "susturulan" medyada ben de varım.
    üstelik, koca sezonda polat ve galatasaray "lehine" üç beş yazı varsa, birini de ben yazmışım.
    işte yakalandım "usta" yorumcuya!
    sevgili hakan...
    en sert eleştirilerimde bile senin futbolculuğuna tek kelime etmedim ama basın adamlığına hakaret etmemek için kendimi zor tutmaktayım.

    kardeşim, ne zannediyorsun burayı, bizleri?.. başımızdakiler cemaat lideri mi? bizler siyasi torpille mi köşe edindik?
    emir kulu muyuz, mürit mi, dava neferi mi?
    sen medyaya parti paraşütüyle indin, bilmezsin... her ne kadar gol başına bir milyon almıyorsak da bizde de alın teri kutsaldır. ne gazetelerin yöneticileri böyle işlere tenezzül eder, ne de alın teriyle yaşamış insanlar emir komuta ile kalem yontar.
    okumuyor musun gazeteleri? sarı-kırmızı dramı olanca açıklığı ile çarşaf çarşaf veriyorlar. galatasaray kulislerini allak bullak edip kavga gürültüleri bile sütunlara taşıyorlar. senin şu iddianı bile veren doğan grubu gazetesi.
    daha ne yapacaklardı?.. başkana linç, kaptana itibarsızlaştırma kampanyası mı?
    ya da seninki gibi “kıvama gelinceye kadar dipten oyma” politikası mı?

    ispat edeceksin murat yalçındağ’ın baskısıyla pembe tablolar çizdiğimizi sevgili hakan.
    ispat edeceksin. yoksa laf olsun diye konuşan ekran hokkabazlarından birine dönüşeceksin.
    sayın yalçındağ da ispat istemeli.
    hakan şükür, sen çimenli dikdörtgenlerin kralısın, o kadar... yüzlerce insanın meslek onuru ile oynayacak krallık bu çağda hiçbir allah’ın kuluna nasip edilmedi.

    --- alıntı ---

    *
  • 21
    http://spor.milliyet.com.tr/.../1392503/default.htm

    bismillah daha ilk günden başlamışlar sallamaya.. bir de bu adama objektif falan denir.. objektif olan hiç bir allahın kulu geldiği ilk gün böyle bir yazı yazmaz.. bu resmen, şimdiden kulübe nifak sokmak amaçlı yazılmış bir yazı, tutarsa ilerde "ben demedim mi", tutmazsa zaten hasır altı.. kendisine ozan güven style yaklaşmak istiyorum, "bak arkadaşım bu işin raconu şöyledir, önce hoşgeldiniz fatih bey dersiniz, sonra kusarsın nefretini.."
  • 22
    medyaya objektiflik ayağı altında sokulup, alaattin metin'den daha çok fenerlilik taslayan fakat gazetesinin el değiştirmesiyle artık yıldırım demirören'in gazetesinde çalışan kişidir. seneye bol bol beşiktaş ve yıldırım demirören övgülü ve onları daha çok savunan yazı görebiliriz kendisinden.