• en mutlusu sensin be , kriz seni teğet geçmiş
    rahatın da yerinde, 700.000 alırsın
    allah sana boy vermiş, gerisini koyvermiş
    yavrum aman dikkat et, belki bir top tutarsın

    ispanya gezisi nasıldı , güzel miydi oralar
    şampiyonlar liginde maça bile çıkmışsın
    cristiano yoktu ama gereth bale gol kovalar
    adana söyledim sana, kalede acıkmışsın
    neden kalecilik be eray, bence hata yapmışsın.

    :(
  • iskender baydar kendisiyle ilgili harika bir yazı kaleme almış: http://www.iskenderbaydar.com/metinden-utanin/

    --- alıntı ---

    metin’den utanin

    galatasaray’ın üçüncü kalecisi eray işcan’ın son model porsche cipiyle florya zeminine dalıp köpeğini gezdirdiği, sevgilisinin de instagram’da paylaştığı o malum fotoğrafı gördüğümden beri canım sıkkın.

    “söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil” modundayım açıkçası.

    önce kısa bir anımı aktarıp mevzuya dalayım.

    bundan yaklaşık 1,5-2 sene önceydi… florya’nın çim sahalarını yapan ankara merkezli fbk firmasının sahipleri ile metin oktay tesislerinde buluşmuş; çim deyip geçtiğimiz işin ekiminden, bakımına kadar nasıl bir uzmanlık gerektirdiği üzerine konuşmuştuk.

    zeminin dümdüz olması futbolcuların sakatlanmaması açısından büyük önem taşıyordu. bu nedenle florya’da çim bakımında kullanılan araçların lastikleri bile avustralya ya da amerika’da bu konuda uzmanlaşmış üreticilerden özel olarak getiriliyordu.

    hatırlarsınız; didier drogba’nın ayağında terliklerle poz verdiği ziraat mühendisinden bahçıvanına kadar hayli geniş bir kadro da sabahın köründen akşam karanlığı çökene kadar çimlerle ilgileniyordu.

    sohbetimiz bitince, otopark alanına doğru yürüdüm. benim mütevazı otomobilimin arkasında gıcır gıcır bir range rover evoque duruyordu.

    güvenliğe “araç kimin” diye sordum.

    kaleci eray’ın olduğunu söylediler.

    eray o günlerde de tıpkı bugünlerde olduğu gibi neredeyse hiç forma şansı bulamıyordu.

    bu anıyı kafamın bir köşesine kaydettim o gün… ilerleyen aylarda da “bu ülkede ya sağ bek olun, ki sol bek de olabilir ya da üçüncü kaleci. birinci seçenekte oynamanız garanti… ikinci seçenekte ise oynamamanız garanti. her halükârda paranız garanti” diye bir yazı yazdım.

    haklı da çıktım. oynamayan ve muhtemelen asla oynayamayacak olan eray’ın maaşı yıllık 72 bin liradan 700 bin liraya yükseltildi ünal aysal döneminde ve her yıl 100 bin lira artacak şekilde uzun süreli bir kontrat imzalandı kendisiyle…

    bu kadar parayı hiç oynamayan kime verirsen ver kendini sadrazamın bilmem neresi sanır; sahaya aldığı zamla yenilediği cipiyle de girer, tepene de çıkar, sen de sesini bile çıkartamazsın…

    ne de olsa adamın elinde kapı gibi kontratı var oynamadan kazanmasına imkân veren…

    oysa aynı florya’nın bir başka noktasındaki duvarda “seni buraya getiren yeteneğindir, burada tutacak olan ise karakterindir” yazar.

    ve o florya, galatasaray’ı bırakması için önüne konan serveti elinin tersiyle itip “bizi sevenleri üzmeyelim baba” demiş metin oktay’ın adını taşır.

    --- alıntı ---
  • normalde sözlükte linç olaylarına karşı nötr kaldım. şimdi ise kelimeleri yazıp yazıp siliyorum sırf ceza almamak için... 2 çift lafımın olduğu kalecidir.

    8 yıldır galatasaraydasın, ve sahip olduğun bir çok şeyi bu klübe ve bu taraftara borçlusun burada insanlar bu takım için yaptıkları fedakarlıklardan söz etmiş. ben bir basketbol maçı için param olmadığını ama bir şekilde denkleştirip gideceğimi bu platformda belirttiğimde 2 kişi hesap numaramı istedi. ben olamıycağım kardeşim bari sen orada ol takımı yalnız bırakma diye... insanlar maddi ve manevi bu fedakarlıkları yaparken dolayısıyla karşı taraftan yani sizden bazı şeyler bekliyorlar ve buradaki insanlara adamın verdiği cevaba bak. bu kadar şey borçluyken birde...

    çok merak ediyorum yanındaki kız arkadaşın galatasaray'da oynamasan ve yıllık o kadar para almasan (anlatılana göre çok fazlaymış umurumda değil açıkcası) gene kız arkadaşın olurmuydu ? bu sorunun cevabını az çok sende biliyorsun. hele bu konulardaki yeteneğin kalecilikteki gibiyse...
  • ileride çoluğumuz çocuğumuz okur, babam bunun hakkında fıkra yazmış desin.

    bir gün galatasaraylının biri antrenmanı izlemeye floryaya gitmiş. bakmış ki hamza hoca kaleye eray'ı koymuş oyunculara şut çektiriyor. bunu gören taraftar hocanın yanına varmış ve "hocam ne yapıyorsun" demiş. hoca da;
    -görmüyor musun eray'ı kaleye koyuyorum, diye cevap vermiş. bunu duyan taraftar hocaya;
    -aman hocam olur mu öyle şey, eray hiç top tutabilir mi? dediğinde,
    hoca durur mu hiç, yapıştımış cevabı;
    -ya tutarsa?

    :(
  • iyi bir kaleci olmadığını biliyorduk da, adam da değilmiş. eray haberini görünce istemeden de olsa 30 yıl önceye gittim.

    --- alıntı ---

    daha sonraları kulüp başkanligi yapacak olan alp yalman ve faruk süren, 1984 senesinde jupp derwall'i ikna etmek üzere almanya'ya giderler. dönemin galatasaray başkanı da ali uras'tır.

    derwall nuh der peygamber demez. ancak iki genç yönetici de geri adım atmaz. neticesinde en azından türkiye'ye gelip şartları görmeyi kabul eder.

    derwall türkiye'ye iner, florya'yı görür görmez oteline geri dönmek ister. florya kum, taş ve çakıldan oluşmaktadir.

    ali uras, derwall'i florya'da yönetim katındaki terasa çıkarır ve kulübün bütçesini derwall'in önüne koyarlar. "bu kadar paramız var. kimi transfer etmek istersin?" diye sorar. derwall terastan önlerinde uzanan toprak antrenman sahalarını gösterir. "buralar böyleyken maradona'yı getirseniz ne fark eder?" ali başkan mesajı almıştır. çim saha sözü verir.

    otele dönen derwall, sabaha kadar boğazi seyreder, uyuyamaz, ve ertesi gün teklifi kabul eder.

    o günlerde florya'yı ziyaret eden gazeteciler gözlerine inanamaz. galatasaray'ın başkanı, ve aynı zamanda bu ülkenin en önde gelen cerrahlarından biri profesör doktor ali uras, gündüzleri dizlerine kadar paçalarını sıvayıp çim sularken, geceleri gözü gibi baktığı çimleri kargalar yemesin diye tüfeğiyle nöbet tutmaktadır...

    derwall döneminde gençlerin idman sahaları dahil her yer yeşile dönmeye başlar.

    1984-1988 yılları arasındaki derwall'le geçen 4 yıl boyunca, tarihe geçecek başarıların ilk adımlarıyla birlikte avrupalı galatasaray’ın temelleri atılır.

    1984'te florya yeşillenir, galatasaray'a güneş doğar.

    --- alıntı ---

    yaptığı işe bile saygısı olmayan, galatasaray ahlakından bi haber, antrenman sahasına araba sokacak kadar görgüsüz ve karakter yoksunu topçuları, florya çimlerinde görmek istemiyoruz!
  • şanslıdır. bakın özellikle 'şanslı kaleci' veya 'futbolcu' demiyorum. çünkü ne kaleci ne de futbolcu. kaleci olabilmek için hiçbir vasfı yok. sadece boyu uzun. bunu kulüp serbest bıraksa emin olun değil süper lig veya birinci lig, ikinci ligde bile ilk onbir oynatmazlar. amatörde belki. bak bu kadar kötü birinden bahsediyoruz. ama kendisi galatasaray futbol takımında milyonlarca insanın kazanamayacağı paraları kazanıyor. kıskandığımdan değil yanlış anlaşılmasın da bu hak değil be kardeşim. bunun gibi biri daha var. ufuk ceylan. o da şu an başakşehir'de senede bir kez oynadığı maçta uzak mesafeden üstüne gelen, sert bile olmayan topları içeri almakla ve muhabir dövmekle meşgul. yazık be kardeşim. nasıl oluyor bütün bunlar! kimse demiyor mu yahu siz kaleci değilsiniz, olamazsınız defolun bu kulüplerden diye. valla şunun adını solda ne zaman görsem kan beynime sıçrıyor.
  • bana kendimi değersiz hissettiren.

    ben 15 yıldır kendi kazandığım paranın yarısını galatasaraya harcıyorum. bir 30 sene daha harcamaya devam edicem. fakat benim bu 40-50 sene boyunca klübe döktüğüm para, galatasaray tarihinin gördüğü en kötü kalecinin bir yıllık maaşından az olacak.

    ağzına sıçayım adalet.
  • galatasaray ile kupalar kazanmışlığı, şampiyonlar ligi'nde oynamışlığı, muslera'yı en yakından izlemişliği, kız arkadaşıyla florya çimleri üzerinde arabasını park ettikten sonra fotoğraf çekmişliği, dünyalar kadar da para kazanmışlığı olan yetenekleri sınırlı, galatasaray seviyesinde olmayan kaleci. bazılarına şans neden bu kadar overdose gülüyor?

    https://media.giphy.com/...HdDf5XXE7S/giphy.gif