• 6
    galatasaray yazarlarından beklediğimiz yazıyı bir beşiktaşlı olarak kaleme almış bir tarafsız milliyet yazarı. bugünkü yazısında maç değerlendirmesinin altında uzun bir e.s. analizi yapmış mutlaka okunası. özellikle aşağıdaki kısma dikkat!!

    "bu keskin ve hızlı yükselişe itiraz eden galatasaray yöneticilerine bir müdür arkadaşımız şöyle soruyor : “siz galatasaray’ın problemleriyle uğraşmak yerine kendi medyanızı mı dizayn etmeye kalkıyorsunuz ? ”
    şimdi şu soruyu da sormak gerekmez mi : acaba fenerbahçe de kendi medyasını mı dizayn etti de galatasaray bundan rahatsız oldu ?"

    --- alinti ---

    bu gündeme girmeye pek niyetim yoktu.
    kendimce doğru yanlış saptamalarım olduğunda zaten taze taze görüşlerimi dile getirebiliyordum (lig tv /günaydın futbol).
    fakat mesele giderek dallanıp budaklanmaya, dikenli uzantılar vermeye başladı. herkes bir ucundan tutarak aklından geçeni, içinden geleni söylemeye, yazmaya başladı.
    fotoğrafın tamamına bakmayı (bilerek ya da bilmeyerek) ihmal ettiler.
    belki benim gördüğüm fotoğraf da yetersizdir. kendimce kötü bir kadraj yapmış olabilirim ama...
    meseleye daha geniş açıdan bakmaya karar verdim.
    konu, beklediğiniz gibi ercan saatçi’nin adı etrafında yoğunlaşıyor.
    ercan saatçi, bir müzik adamı... endüstriyel dünyaya ayak uydurmuş, o nedenle “yaratım” aşamasından “üretim” moduna geçmiş bir pop müzik mensubu...
    şahsen pek meraklı olmadığım bu alanda aklımda kalan bir şarkısı var yine de :
    “sarı mavi, yeşil meşil fark etmez... aynı yolun yolcusuyuz biiz” diye sürüp giden bir şarkıydı.
    koyu fenerbahçe taraftarı bir pop sanatçısından futbolda renklerin kardeşliğini çağrıştıran bu şarkı, arka planda vokal yapan oğuz çetin gibi kulak fukarası futbolcularla beni çok etkiliyordu. doksanlı yılların başıydı sanırım... o kadar etkilendim ki ercan saatçi’yi “fair play” ödülüne aday gösterdim. tmok’ta fair play kavramını eze büze değerlendiren büyüğümüz (!) hiç kale almadı bu önerimi (canı sağolsun)!
    neyse...
    zaman çabuk geçiyor. köprülerin altından çok sular akıp denize, okyanusa ulaştı, buharlaştı...
    ercan saatçi, sırf futbolu ve fenerbahçe’yi sevdiği için yazar oldu. sadece fenerbahçe’nin bakıldığı, sadece fenerbahçe’nin tartıldığı, sadece fenerbahçeli futbolcuların kürsüye çıkarıldığı yazılar yazmaya başladı...
    kimse itiraz etmedi!
    o tek taraflı, yarım porsiyonluk maç analizleri, bilgisini de sezgilerini ve tespitlerini de alıp götürüyordu. ama maalesef taraftar yazarlığın gün geçtikçe yayılıp kitleler önünde kulüp misyonuna dönüştüğü günlerdeydik... birileri bu işi üstleniyor, kendi yıldızını parlatmaya çalışıyordu. taraftar kimliğiyle yazıp çizenlerin içinde naif ve ilkeli, hoşgörülü ve vizyon sahibi insanlar da vardı, ercan saatçi de !
    bu duruma kimse itiraz etmedi.
    bugün ercan saatçi, künyesinde esat yılmaer olarak bildiğimiz hürriyet spor servisi müdürü olarak tanıtılıyor medyada... kimi yerde koordinatörlük yaptığı yazılıyor.
    ercan saatçi’nin etkisiyle hürriyet’te gözle görülür bazı değişiklikler oldu. artık yazı yazması istenmeyen korkut göze, ilhan söyler, meriç enercan’la yollar ayrıldı. yücel telören’in sayfa sekreterliği (mizanpaj) dönemi sona erdirildi. haber ve yorumlarda ilgi çekici magazin ağırlıklı renkli içerikler zenginleşti.
    arada nasıl yapıldığı tartışma konusu bir bünyamin gezer haber/röportajı var.
    maalesef gerçek bu...
    izlemeye devam ediyoruz.
    bazı spor yazarı arkadaşlar, ercan saatçi’nin böyle bir statüye yükselmesini elbette yadırgıyorlar.
    oysa yanıldıkları bir şey var : türkiye bir “know how” ülkesi değil. ama kesinlikle bir “know who” ülkesi.
    türkçesi, bilgi toplumu değiliz... o nedenle liyakatin önemi yok. ama kim olduğun, kime yakın olduğun önemli.
    ercan saatçi’nin pozisyonu, buna iyi bir örnek. spor gazeteciliğinin artık hiç önemsenip ciddiye alınmadığı bir ülkede taraftarlık aidiyeti, hiç muhabirlik, editörlük, röportajcılık yapmasan da seni bir yerlere getirip iktidar koltuğuna oturtabilir.
    maalesef gerçek budur.
    o nedenle ercan saatçi’nin göreve gelmesine galatasaray’dan yükselen itiraz seslerinden önce ben meslektaşlarımın sesini duymak isterdim. cem kurel, turgay demir ve coşkun türk itiraz ettiler sadece. fenerbahçe şampiyon olduğunda stattaki kutlamalarda rol üstlenip galatasaray’a göndermeli slogan attıran arkadaşımız, şimdi medyada bizim aramıza katıldı.
    bu keskin ve hızlı yükselişe itiraz eden galatasaray yöneticilerine bir müdür arkadaşımız şöyle soruyor : “siz galatasaray’ın problemleriyle uğraşmak yerine kendi medyanızı mı dizayn etmeye kalkıyorsunuz ? ”
    şimdi şu soruyu da sormak gerekmez mi : acaba fenerbahçe de kendi medyasını mı dizayn etti de galatasaray bundan rahatsız oldu ?
    ...ve asıl soru : hangisi bizi dizayn ediyor ?
    taraftarlık aidiyeti mi, yoksa gazetecilik liyakati mi ?
    ercan’ın hakkı
    hepimiz gibi ercan saatçi’nin de kendi özel yaşamını, o yaşamın sınırlarını savunmak, mahremiyetine sahip çıkmak hakkı vardır.
    doğru ya da yanlış. o mahremiyete saygı göstermeliyiz.
    ercan saatçi ile bir melek gibi görüp sevdiğim metin özülkü’nün kendi aralarındaki “mahalle çocuğu” geyikleri, üç yıl aradan sonra önümüze çıkarılıp servise konuldu.
    bu işi beceren arkadaş (!) da büyük bir olasılıkla medya mensubu.
    oradaki konuşmaları kamuoyuna taşıyıp bundan öfke, tepki, protesto ve hır gür çıkardığı için mutlu mudur acaba ?
    ben sıkılıyorum.
    birkaç ay önce de arda’nın kız arkadaşıyla bir evde çekilmiş masum fotoğraflar yayınlanmıştı internet sitelerinde.
    ercan saatçi de arda turan da mahremiyet haklarına karşı açık saldırıya uğradılar. hele metin özülkü, bu olayın en günahsız kurbanı oldu.
    şu teknolojiye bakın...
    sovyetler birliği’ni dağıttı, utanç duvarını bir günde yıktı.
    ama bir yandan da utanç kuleleri inşa ediyor. yazık.
    bu arada sayın mehmet helvacıoğlu’na bir öneri :
    ercan saatçi’yi, kınayabilirsiniz... metin özülkü’ye kızabilirsiniz...
    itiraz etmem.
    ama dava açmak...
    biraz abartı, biraz fırsattan vazife çıkarmak, biraz da taraftara selam çakmaksa...
    adamlar özür diledi...
    hayır! uzatmayın, bitsin!

    --- alinti ---
  • 8
    "her şeyden önce dünkü sonuca ilk deplasman galibiyeti olarak kayıt düşmek pek doğru gelmiyor bana. ev sahibi sizin kadar iddialı değil. ligin en zayıf ekiplerinden biri. ve başkentteki galatasaray taraftarları, o statta her zaman çoğunluğu sağlar. galatasaray'ın asıl deplasman testleri, bursa, trabzon, fenerbahçe ve inönü statlarında yapılabilir ancak. dünkü galatasaray da yüksek rekabet standardı için henüz ışık vermiyor. galatasaray'ın omurgasına baktığımızda kaleci muslera için zihnimizde soru işaretleri var. savunma göbeğinde ujfalusi gayet iyi, gökhan'la uyumlu... ama orada servet aranıyor yine de..."

    diye buyurmuş yazar.

    1- galatasaray'ın arena'da oynamadığı her maçın galibiyeti altın değerindedir. sebebi de geçen sezonda saklıdır. çok da mühim bir konu değil ama madem her dediğine sallayasım var belirteyim bebeeem.
    2- muslera için zihninde soru işareti varmış. benim de kendisi için zihnimde ünlem işareti var. dayı neyini gördün adamın? adam degajı pas olarak atıyor.
    3- servet aranıyormuş yaaaa. işte zurnanın zortladığı yer. servet aranıyormuş anasını satayım ya. servet aranır mı abicim? servet aranıyormuş yaaa. resmen servet aranıyor demiş bu adam! servet aranıyor! servet çetin demek istedi heralde bu. dediyse saçmalamış çünkü. servet aranıyor haaa. vay arkadaş ya spor yazarı bu bir de. yaşlı başlı adam. servet aranıyor ne olm? servet aranıyor... servet... servet... aranıyor ha? servet... servet lan bildiğin resmen. innsabihi servet demiş ya...
  • 9
    servet çetin'i tek arayanın servet'in sümkürürken yakın çekim yapmak isteyen lig tv kameramanlarından başkasının olmadığını bilmesi gerekiyor. biz servet'siz çok mutlu ve huzurluyuz. daha ne olsun 2 maç oynamadı gol yemedik. gökhan zan'ın hataları olmasa 2 maçta pozisyon bile vermeyecektik.
    atilla abi biraz daha gelişime açık olmalısın. servet gibilerin nesli tükendi. en azından büyük takımlar için.
  • 10
    klasik bir galatasaraylı olmayan, başka takımlardan birisini tutan yazardır. her sezon olduğu gibi göt tutuşunca "yaa aslında takım o kadar iyi değil" modunda dolaşır. muslera gibi kaliteli ve götünü tutuşturan isimlere takar. en sonda da yüzyılın en yeteneksiz oyuncular topluluğu olan servet gökhan aydın gibilere yağ çeker. biz aptalız demi. biz maçları götümüzle izliyoruz. kusura bakma attila bey biz kimin ne mal olduğunu biliyoruz. yok yani rıdvan da gürcan da güntekin de demirkol da aynı bokun lacivertleri. onlarda yıllardır aynı yorumları yapıyor. oradan biliyoruz.
  • 14
    08.12.2011 tarihli mille gazetesindeki yazısı

    --- alıntı ---

    özledikleri gibi

    eğri oturup doğru konuşalım... galatasaray’ın özlediği sadece üç puan değildi, sadece galibiyet de değildi. hayır, belki uzun bir aradan sonra elde ettikleri liderlik de umurlarında değildi.
    galatasaray, yıllardır başka bir şeyi özlüyordu.
    fenerbahçe’yi rahat bir oyunla, kendi oyununu oynayarak, rahat bir skorla, ezerek yenmeyi özlüyorlardı.
    ali sami yen’de yıllardır yaşadıkları özlemi dün tt arena’da bitirdiler.
    gönüllerinde besleyip büyüttükleri o hasret çiçeklerini dün şık bir bukete dönüştürüp taraftarlarına sundular.
    hepsini kutlamak, başarılarına saygı duymak, alkışlamak gerekiyor.
    fatih terim’i, eboue’yi, elmander’i, melo’yu, genç emre’yi, muslera’yı, selçuk’u, hakan balta’yı...
    hepsini!...
    fenerbahçe açısından elbette talihsiz bir dönemin en talihsiz gününe rastladı bu derbi... başkanı ve bazı yöneticileri metris’te, şampiyonluğu yargı kantarında, avrupa’da temsil hakkına el konmuş fenerbahçe, onca sıkıntıya rağmen, sabır ve ısrarla direniyordu... aykut kocaman ve futbolcuları, başarılı bir zirve mücadelesinin yanı sıra, kulübün kaderine de ortak olmuşlar, onur mücadelesinin yorgun savaşçılarına dönüşmüşlerdi.
    aykut hoca bekir’in sakatlığından savunma organizasyonunda zorunlu olarak bilica’yı oynattı dün. belki stoch’u en formda haftalarında kenarda bekletmemeliydi. ama bilica’yı oynatma zorunluluğu, dia’ya da stoch’a da ilk onbir kapısını kapatmıştı. dahası, bienvenu’nun oyuna sağ kanatta başlaması, ne onun ne de bizim anlayabildiğimiz bir şeydi!
    kurgudaki tutarsızlıklar, fenerbahçe’nin başka yetersizlikleriyle sıkıntıyı büyüttü.
    alex ve emre de kendi çizgilerinin uzağındaydılar. caner, gökhan, cristian umulanı veremiyordu.
    ayağındaki topu rakip ceza alanına taşıyamayan, kazandığı topu kaptıran, kanatları çalışmayan fenerbahçe, bu derbiyi yaşamıyordu!
    en büyük trajediyi volkan demirel yaşadı. ilk onbeş dakikada en az 3 golü kişisel çabasıyla önledi. sonrakilere engel olamadıysa kabahati volkan’dan çok bilicalı savunmada aramalı!
    fenerbahçe açısından günün tek tesellisi, alex’in yine golcülüğünü göstermesi olabilir mi ? bilmiyorum.
    socrates’e saygı duruşu önermiştim. tff başkanı sayın aydınlar, nezaket gösterip önerimi arena’nın santrasına taşıdı. böyle gürültülü ve saygı düzeyi düşük bir duruş içime hiç sinmedi ama, teşekkürler sayın başkan!

    --- alıntı ---
  • 15
    12.12.2011 tarihli milliyet gazetesindeki yazısı.

    --- alıntı ---

    günün adamı elmander

    iki takım da çarşamba’dan yorgun çıkmıştı... trabzonspor lille’den evine döndü, galatasaray da evinden trabzon’a gitti. o nedenle ikisinin de çarşamba yorgunluğundan yakınmaya hakkı yok. gerçi bu yıl ligin karmakarışık fikstürü ve programı herkesi sıkıyor, hemen her hafta heyecan ibresini daha da aşağı düşürüyor ama, yine de oynayan kazanıyor!
    dün olduğu gibi...
    fatih terim’in elmander - baros’u birlikte oynatarak 4-4-2’ye dönmesi, fenerbahçe galibiyetinden sonra galatasaray’a trabzon’da da haklı bir keyif yaşattı. konuk ekip, sahanın her yerinde rakibinden daha baskındı. daha içten, daha istekli, daha enerjik ve daha hızlıydılar. her şeyden önemlisi daha da organize idiler.
    savunmalardan başlayalım... giray - glowacki, trabzon’un göbeğinde birbirlerinden kopuktular... buna karşılık semih ve ujfalusi son derece uyumluydu. genç semih, çabuk ve cesur hamleleriyle güven yaratırken, ujfalusi zaman zaman solunu da kontrol ederek hakan balta’nın ileri çıkışlarına katkıda bulundu. durgun ve soğuk oyunuyla zaman zaman eleştirilere hedef olan hakan, iki büyük maçta adeta bir kanat hücumcusuna dönüştü. eboue ve serkan, hücuma çıkmaya hevesli ve niyetli modern bek portresi çiziyorlardı dün... hakçası, eboue serkan’dan daha etkiliydi.
    iki takım arasındaki asıl belirleyici fark, orta alanda yaşandı. trabzonspor’da zokora ne savunmada ne de oyunun hücum yönünde oynayabildi. gördüğü kırmızı kartla takımına ayrıca zararlı oldu. colman iyi niyetle mücadele etti ama, galatasaray’ın presi ve savunması karşısında durdu... trabzonspor’da henrique de durgun ve etkisizdi. burada asıl sıkıntıyı halil yaşadı. takımının orta alandaki en çalışkan, en etkili oyuncusuydu. ne var ki sol kanatta, kaleden uzak oynatılması, hem burak’ın yalnız kalmasına hem de şut sayısının azalmasına neden oldu. adrian da kalabalık orta sahanın işgörmez oyuncularından biriydi.
    galatasaray’ın orta alanında selçuk ve melo, rakip takımın beş kişiyle yaptığını fazlasıyla gerçekleştirdiler. her iki futbolcu da hem defansif hamlelerle oyunu kontrol altında tuttu, hem de hücumda etkin ve belirleyici rol üstlendiler. selçuk ve melo’nun ikinci goldeki frikik organizasyonu da mükemmeldi. kazım’ın elmander’in golündeki asisti iyi de, devamını oynayamadı. genç emre çolak da kendinden beklenenleri rahatlıkla yerine getirdi.
    günün adamı bence elmander... erken attığı ilk golle takımını rahatlattı. tek santrfor oynayamayacağını yazmıştım ama, baros’la birlikte çok etkili oynadı... hem orta alanda pozisyon hazırlığına girişti hem de golcü olarak üzerine düşeni yaptı.

    --- alıntı ---
  • 22
    14 aralık 2011 tarihli milliyet gazetesinde yazdıkları açıkça küme düşme lobisinin emrine girdiğini göstermektedir.

    --- alıntı ---
    sportif ya da adli suç işlemişlerse, yöneticileri elbette cezalandırılmalıdır. hem sportif, hem de adli yaptırımlar elbette uygulanır. ama 100 yılı çoktan geride bırakan camialara, milyonlarca taraftarına acı çektirilmez. bu dört takım küme düşürülmez...
    çünkü küme düşmek onlar için bir ceza olabilir ama, lig için felaket demektir.
    --- alıntı ---

    dünyanın bir çok ünlü 100 yıldan daha yaşlı kulüpleri küme düşmüştür. bunların içinde şike sebebiyle küme düşünler de vardır.

    küme düşmek ayıp değildir. şike yapmak adi bir suç ve aynı zamanda ayıptır. ancak şike yapanları küme düşürmemek çok daha büyük ayıp ve söylemeye dilim varmıyor ancak peçetecilik yapmaktır.

    şikeciler iddianamenin açıklandığı tarih itibariyle müsabaka gelirlerini, yayın gelirlerini haksız yere almaktadır. şikeciler adam olup bir dakka iddianameyi okuduk gerekeni yapın deseler söyleyecek lafımız olmaz. ancak şikeciler küme düşme kaldırılsın demekte.

    şu anda tff ve pfdk net suç işlemekte.
    bu sebeple ısrarla ve önemle diyorumki. (bkz: şike soruşturması için pfdk'ya başvuru )
  • 25
    yarin obur gun 4 tane de ulke'nin en varlikli yada siyaseten guclu ismini kosesine tasiyip "bunlar ne yaparlarsa yapsinlar ceza almasin. adam da oldurseler, tecavuz de etseler ozgurlukleri sabitlensin. cunku onlarsiz bir turkiye'nin zevki cikmaz" diye yazarsa sasirilmamasi gerekir artik. iste turkiye'nin bu hale gelmesine sebep olan "birilerini kutsamak" edebiyati. ne mutlu ki yeni nesil kanun ve nizam acisindan herkesin esit oldugunu, hayat gorusu ne olursa olsun soylemekte ve savunmakta. bir tek fenerbahceliler bazi isimlerin kayirilmasini dusunuyor. onlara da allah gunah yazmaz zaten. ne de olsa akil sagligi aranan birinci sart!