• 1
    atilla türker'in 2003 yılında ümit yayıncılık tarafından yayınlanan kitabıdır. çok sayıda ünlü türk futbolcu, teknik direktör ve hakem ile görüşen türker'in, bu yıldızların anlattığı anıları içermektedir.
    metin üstündağ'ın kaleminden kısa bir özet:

    can bartu anlatıyor:
    - bir gün karşıyaka ile hazırlık maçımız vardı. bu maçın benim açımdan değişik bir önemi vardı. annem de izleyecekti. evet, çok sevgili annem, bu karşılaşmada tribündeki yerini alacaktı. maç başladı. bir ara orta sahada topla buluştum, dizimin üzerine aldım, sektirmeye başladım. dizimin ve ayağımın üzerinde sektire sektire gittim. karşıma gelen her oyuncuyu vücut çalımlarıyla geçtim. tribünler adeta 'can! can!' diye inliyordu. topu kimseye vermeden gittim, savunma oyuncularını da geçtim ve kaleciyle karşı karşıya kaldım. bir vole çaktım. top ağlarda.
    tribünler coşmuştu artık. tezahürat durmak bilmiyordu. tam o sırada, tribünde annemin hemen yanında bulunan bir seyirci tüm gücüyle bağırıyordu. 'vay! o.. çocuğu! attığı gole bak!' hızını alamıyor, tekrar bağırıyordu. 'bu çocuk tam bir o. çocuğu.' annemi tanıyanlar 'aman sus, can'ın annesi burada' diyor fakat iş işten geçmiştir artık.
    annem, bir daha hiçbir maçıma gelmedi.

    bülent korkmaz anlatıyor:
    - 1998-99 sezonuydu, kocaelispor'la oynuyorduk. 2-0 öndeydik. bir frikik
    kazandık. tabii ki hagi kullanacaktı. topun başına geçti, ben de yanına gittim. önce bir gerildi, sonra bana döndü, mırıldandı.
    'gel topun üzerinden atla, koş git, topu ağlardan al.' şaşırdım. hani bu kadarı da olmazdı. hagi'ye baktım. israrlıydı.
    'topun üzerinden atla. topu ağlardan al.'
    dediğini yaptım. topun üzerinden atladım, deparı bastım. fazla koşamadım. bir baktım top ağlardaydı. hızlı bir şekilde gittim, eğildim, topu ağlardan aldım. hagi'ye baktım, elleri havadaydı.

    tugay kerimoğlu anlatıyor:
    - samsunspor'la kendi sahamızda oynayacağımız maç öncesi kampa girdik. boş bir zamanımızda isim-şehir-hayvan oynamaya başladık. oyunu oynayan futbolculardan biri de sedat balkanlı idi. (bu değerli arkadaşımız amansız hastalık yüzünden futboldan çok çabuk koptu. allah şifa versin.)
    oyun hararetli bir şekilde devam ediyordu. d harfine geldik. d harfinden kelimeler yazacaktık. herkes yazdı. yazılanlar okunmaya başlandı. sıra sedat'a geldi. sevgili arkadaşımız ülke-şehir-hayvan adını filan okudu. sonra bitki adını söyledi:
    'döner.'
    herkes şaşırdı, afalladı. 'kardeşim, dalga mı geçiyorsun, döner bitki mi?' dedik. sedat gerekli cevabı anında verdi; 'ne kızıyorsunuz yahu, benim yazdığım, yaprak döner.'

    hakan şükür anlatıyor:
    - bilindiği gibi ben bir ara torino'ya transfer oldum. ancak bu ünlü takımda bir türlü mutluluğu yakalayamadım. uyum sağlayamadım. beklenen performansı da ortaya koyamadım. öyle ki la republica gazetesi bana 'italya'da hüzünlü türk golcü' unvanını layık gördü.
    torino'nun yaz kampındaydık. aynı günlerde ise galatasaray sezonu açıyordu ve ben galatasaray'dan, arkadaşlarımdan ve o muhteşem taraftarlarımızdan ayrıydım. böyle bir hüzün ve üzüntü olabilir mi?
    torino'dan istanbul'a, galatasaray kulübü'ne bir faks çektim. kısa ama çok anlamlı bir fakstı bu; 'o faks kâğıdının yerinde, istanbul'da ben olmak isterdim.'