• 1
    galatasaray taraftarının tribüne girerken saatlerce lağım suları içinde beklediği, binbir zorluktan sonra girebildikleri tribünlerde koltukların üzerine çürük yumurta ve tezeklerle karşılaştıkları, kafalarına sidik dolu torbalar yediği bir garip futbol maçı. galatasaray ali güneş ve yusuf şimşek'in sayılarına suat kaya'nın golüyle cevap verdiyse de mağlubiyetten kurtulamamış, ligin bitimine 3 maç kala iki takım puan puana gelmişti.
  • 5
    bu maçla ilgili internete düşen efsanelerden biri galatasaray tribününe girenlerin tellere pankart yerine kurusun diye tshirtlerini asmaları; diğeri de deplasman tribünü girişinde "bele kadar lağım suyu içinde bekleme" seansı sırasında birçok biletin manyetik kısımlarının arızalandığı, hatta birçok biletin lağım suyu içinde yüzdüğüdür. ercan saatçi isimli zat stad hoparlörlerinden "ölecek ölecek öleceksiniz" diye yırtınmış, tüm stad da "ananızın a... göreceksiniz" diye cevap vermiştir. şimdilerde derbi maçtan, tribünden, staddan, futboldan soğutan; birçok kimse için takım sevgisinin önüne geçen "anti" anlayışın, iğrenç küfürlerin, tezahüratların hakim olduğu ortamın tohumlarının atıldığı maçlardan biridir. düşünüyorum da, ne yapmışız zamanında da tahammül sınırlarını kat kat aşmışız ki böyle olaylar yaşanmış. sami yen'de ne zaman oynanmış böyle bir maç. çok değil, bir sezon önce onlar değil miydi sami yen'de kendilerine eski açık tribünün neredeyse tamamı tahsis edilen, bulundukları tribünü kaplayacak boyutta bir bayrak açabilecek kadar rahat olan, yeni açık alta giren 15-20 tanesi polis eşliğinde eski açığa kadar sağ-salim götürülen,"tarihi" bir galibiyet alıp bir araba da küfür edip evlerine dönen? tek suçumuz kupa almak, şampiyon olmaktı sanırım. oraya giden 2000 civarı "insan"ın bu muameleye maruz kalmasının tek sebebi buydu. ne kadar garip değil mi?
  • 6
    yaş 21,elde bilet yok,mekan sami yen.. polisler bileti olmayanı otobüslere yaklaştırmıyor.ev kadıköyde,maçın oynanacağı stada 5 dk. mesafede ama mecidiyeköy üzerinden gitmek zorundayız.yanımda o zamanın tribün efsanelerinden bir hatun* var.bir şekilde otobüslerden birine sıkışıyoruz.cabrio otobüslerle stada ulaştığımızda,meşhur lağım göllerinde beklememiz gerektiğini görünce,yağan yağmura inat ortam iyice alevleniyor.yapacak bir şey yok,bileti olanlar kuyruk yaptı bile,biz kenarda bekleşiyoruz.ulan gökten bilet mi yağacak sanki derken,gerçekten de yağmaya başlıyor.meğer biletler içerdeymiş ! birileri yukardan üçer beşer sallıyor biletleri ve aşağıda bir itiş kakış başlıyor.zaten sular dize doğru tırmanmış,bir de bilet kapalım derken pantolon son nefesini veriyor.

    eh elimize bir tane bilet geçirdik,ıslak falan ama bilet işte.hatuna bileti veriyorum,sen bekle diyor içeri girince ben bilet bulurum ! o rezil ortamda bayanları içeri öncelikli aldıklarından o giriyor,ben beklemeye devam.kapıya yaklaşmak mümkün değil,yağmur yağıyor bir taraftan,maça kaldı 1 saat falan.üstümde başımda nokta kadar kuru yer kalmıyor.burada dikkat edilmesi gereken nokta şu; o güne kadar böyle bir ortamla karşılaşmamış taraftarın kalbine nefret tohumları silinmemecesine ekilmiş oluyor.artık duygular asla eskisi gibi olmayacak !

    herneyse içeri girmeyi başardık,yumurta çimen sidik dolu bir ortamda gırtlak patlattık işte.sonra bestekarlardan biri bir beste yapıyor,söylemesi keyifli..

    bizleri lağımın içinde bekleten
    tribüne koydurdu yumurta çimen
    o... ç... i..e gö.ve.en
    aziz yıldırımın a.. ko..m ! *
  • 7
    bugün bir ton olay çıkan fenerbahçe - galatasaray veya galatasaray - fenerbahçe maçlarının anasıdır. eğer bugün, her spor programında bir derbiden önce ya da sonra futbol, basketbol, vs. konuşulmuyor, ilk olarak olaylar konuşuluyorsa bunun başlıca sebebi bu maçtır.
    bu derbiden önceki maçlarda çıkan olayları ve sonraki maçlarda çıkan olayları incelersek, sonrakilerin ne kadar çirkin bir hal aldığını görürüz. maalesef, bu maçtan sonra iki takım arasındaki rekabet yerini nefrete bırakmıştır.
  • 11
    bu maca gidip de o rezil kepaze ortamı yaşayan ne kadar sözlük yazarı varsa bildiklerini zerresine kadar yazmaları gereken maçtır. lanet olası kadıkoy sendromunun ve puansızlık serisisinin ilk maçıdır. stadyumda yaşananlar, at pislikleri, çürük yumurtalar ve taraftarımıza atılan sidik torbalarının fenerbahçe yönetiminden onay alınmadan yapılması imkansızdır. hatta bu maçtan bir sonraki hafta ali sami yen'deki lig maçında * bu mactaki olayların müsebbibi olarak fenerbahçe yönetiminden murat özaydınlı 'yı işaret eden bir kitapçık dağıtılmıştır. uzunca bir süre saklamıştım bu kitapçığı. ve hala ne zaman murat özaydınlı denen adamı görsem bu mac aklıma gelir. sonuclarıyla, yasanılanlarla cok fazla irdelenmesi gereken bir mactır. beş sene üstüste şampiyonluk yolumuza konulan en buyuk taştır. son olarak yazarlarımız (bkz: ezeli rakip ebedi dost ) baslıgına gorus yazmadan once tum detaylarıyla ögrensinler bu macı. oyle yorum yapsınlar!
  • 12
    o zamanlar ankara'da oturuyorum. pazar günü oynanacak maç için ankaralı aslanlar'dan 3 kişi, bendeniz ve fenerbahçeli bir arkadaşım olmak üzere 5 kişi arabayla cumartesi günü akşam saatlerinde istanbul’a geliyor ve hemen istiklal’e akıyoruz. hiçbirimizde bilet yok. balık pazarı’nda mercan adlı mekanda çarli’nin yanına uğruyor ve sofrasına katılıyoruz. çarli orada tek başına demleniyor o sırada. bizim elemanlar çok uzun senelerdir tribün kovalayan elemanlar oldukları ve muhtemelen reisleri tanıdıkları için zar zor 3 tane bilet buluyorlar bir şekilde. ben biletsiz kalıyorum, ama pes etmek yok, ta ankara’dan bu maç için kalkmış gelmişim, maça girmeden dönmeye niyetim yok. fenerbahçeli arkadaşım ile birlikte telsim tribününden 2 tane bilet buluyoruz. o zaman stad daha inşaat halinde ve telsim tribünü ilk defa o maçta seyirciye açılacak. her neyse, geceyi geçirmek üzere kadıköy’e yollanıyoruz. galatasaray taraftarı arasında maç izleyemeyeceğim için içimde bir burukluk var. kadıköy rıhtım’daki ara sokaklardan birinde iğrençten de öte bir otel buluyoruz-ki yanlış hatırlamıyorsam 3 liraya mı ne gecelemiştik- tuvaletten bozma, penceresi olmayan sadece 2 yatağın bulunduğu g.t kadar odada uyuyoruz fenerbahçeli arkadaşımla. o kadar tırsmışız ki üzerimizdekilerle aynen yatağa uzanmışız, ne olur ne olmaz diye. ertesi sabah uyandığımızda galatasaraylı arkadaşlar mecidiyeköy’e doğru yola çıkmış bile. öğlene kadar fenerbahçeli arkadaşımla oyalanıyoruz, öğle saatlerinde bokludere’ye doğru yürümeye başlıyoruz. telsim tribününün önündeki sırada kuyruğa giriyoruz. ha, önemli bir detayı atladım, üzerimdeki gömleğin altında telsim logolu formam var, üst düğmenin arasından az da olsa formanın kırmızı yakası görünüyor. orada bir fark edilsem anında linç edilirim, o derece. zaten fenerbahçeli taraftarlarda 4 senedir galatasaray şampiyonluğu görmüş olmanın verdiği bir hırs ve nefret var. biz sırada beklerken korkunç bir sağanak yağmur bastırıyor, iliklerimize kadar ıslanıyoruz. bir kazaya uğramadan sağ salim içeri giriyoruz. tribünün koltukları bile takılı değil henüz, bildiğin beton halinde açmışlar adamlar. federasyon buna nasıl izin vermişti hala merak ederim, şimdi olsa kıyamet kopar. şimdiki maraton tribünün telsim’e daha yakın olan kısmında 2 bin küsür galatasaraylı kükrüyorlar, ben çaresizce onları seyrediyorum. muhakkak oraya geçmeliyim. şansımı deneyeyim diyerek tribünün en altına, sahaya açılan kapının önünde duran polis’in yanına gidiyorum. alçak bir sesle galatasaraylı olduğumu ve kendi taraftarımın arasına geçmek için kapıyı açmasını rica ediyorum. içimdeki formayı görürlerse buradan benim cesedim çıkar diyerek ikna etmeye çalışıyorum adam nuh diyor peygamber demiyor. hatta cebimden para çıkarıp rüşvet teklif ediyorum adam fikrini değiştirmiyor. sonra yanımıza bir genç daha geliyor, o da galatasaraylıymış ve adana’dan gelmiş maça. ikimiz yaklaşık 15 dakikalık bir dil dökmeden sonra komiseri ikna etmeyi başarıyoruz. adam kapıyı açar açmaz sahanın içinden son sürat koşarak kendi taraftarımızın olduğu bölüme doğru seğirtiyoruz, o kadar mutluyum ki, üzerimdeki gömleği parçalarcasına çıkarıyorum üzerimden. tribünde ankara’dan birlikte geldiğim arkadaşları buluyorum ama herkes yaşananlardan dolayı perişan halde, herkesin üstü başı sırılsıklam, ortalık leş gibi yumurta kokuyor. bu şartlara rağmen iyi bir tribün performansı çıkartıyoruz ancak maçı 2-1 kaybederek şampiyonluk yolunda çok ağır bir yara alıyoruz. ankara’ya dönüş yolunda herkes yıkılmış durumda, kimsenin ağzını bıçak açmıyor. sabaha karşı ankara’ya varıyoruz, eve vardıktan sonra duşumu alıp, traşımı olup işe yollanıyorum, gözlerim uykusuzluktan açılmaz haldeyken.
  • 14
    o kadar sarhoştum ki, herşey silik. geceden içmiştik. sabah 06:00'da evde masadan kalktık. çıktık kahvaltı yaptık. akıllandık mı? hayır! bira içmeye devam ettik. hava da soğuk. sonra mecidiyeköy'den fb stadına. gitmeden önce üç tane yarım ekmek köfte yiyerek ben bile bu performansıma şaşırmıştım. bu kişisel durum girizgahından sonra gelelim maç öncesine. lağım sularının içine kim neden girer derdim? girdik. bekledik. tribüne çıktık, o kesif yumurta kokusu asla burnumdan gitmiyor. bu nasıl olabilir dedim kendi kendime. her koltuğun üzerine itinayla yerleştirilmiş tezek-çimen karışımı bir şeyler. sene 2001. milenyum. istanbul. vay anasını lan dedim. ne maçı hatırlıyorum ne de başka şeyleri. nefret mi? nefret ne arar lan kadıköyde? anti-fenerbahçelilik mi? siz ne anlarsınız anti-fenerbahçeliliktenki? maç mı? yazmışlar işte....
  • 23
    hayatımda ilk kez evin dışında izlediğim maçtır. rahmetli babam fenerliydi ama fanatik değildi. ben de o zamanlar çocukluğun da verdiği heyecanla hastalık derecesinde galatasaraylıyım. o gün bi kaç mekan gezdik her yer tıklım tıklım dolu. neyse babamın arkadaşı sayesinde bir mekan bulduk gittik lokal tarzı bir yer, alkol alanlar falan da var.
    ne oluyor, nasılmış maç izlemek diye düşünürken tosun kale dibinden kaçırdı golü dk 5 falan. türkiye kupası'nda o dakikalarda atmıştı golü. ben alışmışım tabi bizim takımın başarılarına yeneriz uçarız kaçarız havalarındayım. fener'e karşı deplasman olayını bilmiyorum tabi. sonra ali güneş attı, fenerliler seviniyor kadeh tokuşturanlar, sevinenler olduğu kadar galatasaraylılar da üzgün. sonra yusuf attı maç da gitti aslında. suat golü atınca umutlandık ama sonuç değişmedi.
    şimdi öyle bir ortamda maç izlenebileceğini düşünmüyorum. benim gibi çocuklar da vardı ama alkole rağmen kimse birbirine sataşmadı herkes efendice maçını izledi. o günden sonra yine böyle fener maçlarında babamla maçlara gittik. heyecanla maç gününü beklerdim maça gitmek için. şimdi ne babam var ne de maçların heyecanı.
  • 24
    vay anasını, tam onbeş sene olmuş.
    dün gibi geliyor insana.
    suatın golünden sonra rüştü sakatlanmış ve yerine oğuz dağlaroğlu denyosu girince bu maçı her türlü alırız diye düşünmüştüm, ancak oğuz o gün son onbeş dakikayı oynamasına rağmen akıl almaz bir şekilde hayatının maçını oynamış ve inanılmaz toplar çıkarmıştı.
  • 25
    2000-2001 sezonunun çoğu maçı gibi radyodan dinlediğim maç. ali güneş'in golünü ve o yaşta * yaşadığım dev hayalkırıklığını dün gibi hatırlarım. resmen ağlamaklı olmuştum. suat'ın golünü de hatırlıyorum, maçtan umudu kesmiş bir taraftar olarak buruk bir sevinç yaşamış olmam sebebiyle. yusuf'un golü ise hiç aklımda değil.

    ali güneş'ten nefret etmeye başladığım ilk maçtır ayrıca.