• 1
    ankaragücü'nün 2-1 kazandığı turkiye birinci ligi 2000 2001 sezonu 32. hafta maçı. ankaragücü 10. dakikada faruk namdar, 61. dakikada da rogerio ile 2-0 öne geçmiş; 63. dakika'da hasan şaş'ın golü skoru değiştirmekten öteye gidememiştir. nazarımda okan buruk ve emre belezoğlu isimlerini silmiş olan maçtır. her ne kadar daha sonraları o maçla ilgili teşvik primi iddia ve itirafları ortaya çıktıysa da kaybedilmesinin tek sebebi galatasaray takımının sahadaki haliydi. kariyerlerinin son demlerini yaşayan gheorghe hagi, gheorghe popescu ve ikinci yarının ortalarında sahaya girip golünü atan hasan şaş dışında maçı kazanmaya niyetli kimse yoktu. o günlerde kapağı italya'ya attıkları sağır sultan tarafından bile işitilmiş olan emre ve okan maça ilk 11'de çıkmış; kendini attırmak için çırpınana okan 33. dakika'da kırmızı kart görmüş, emre ise 90 dakikada sahada kalırken rahat tavırlarıyla dikkat çekmişti.
  • 3
    fenerbahçe ile puan puana götürdüğümüz lig mücadelesinde ali sami yen de yenilerek şampiyonluğu kaybettiğimiz maç.

    yıllar sonra bu maçta ankaragücünde oynayan (bkz: cafer aydın) medyaya 500.000 usd teşvik primi aldıklarını, teknik direktörleri ersun yanal'ın adil biçimde bu primi dağıttığını açıklamıştır.

    faruk süren'in ayağını kaydırmak için bir takım "galatasaraylı" abilerinden akıl almış emre ve okan'ın galatasarayın mağlup olması için ellerinden geleni ardlarına koymadıkları gerçeği de gözden kaçırılmamalıdır. kısacası alçaklık ve ihanet dolu maçtır.

    tarihsel önemi ise ertesi gün oğlumun doğumuna (14 mayıs 2001) sevinmemi engelleyen maç olmasıdır.
  • 5
    bir hafta evvel kadıköy deplasmanında her türlü rezilliği gördüğümüzü zannederken, okan'ın ınter'e sakat gitmemek adına kendini oyundan attırmasını ve emre belezöğlu'nun maç biter bitmez galatasaray formasını sırtından öyle bir kin ve öfkeyle çıkardığını gördükten sonra beterin de beteri varmış dediğim maç.
  • 6
    tarih: 15 kasım 2004... yer: milli takım'ın kamp yaptığı polat renaissance oteli'nin lobisi... milli takım, 2 gün sonra servet'in shevchenko kabusu yaşadığı ukrayna maçına çıkacak.

    vatan spor servisi müdürü ibrahim seten kampı ziyaret ediyor. seten, ersun yanal, zaman zaman menajer can çobanoğlu ve mentör turgay biçer'in de katıldığı sohbet saat 22.00 sularında başlıyor, bittiğinde saatler 02.00'yi gösteriyor. o sıralarda beşiktaş-istanbulspor maçında teşvik primi gönderildiği söylentileri var. seten bu konudaki bilgileri yanal'a anlatıyor. yanal, "bak birader" deyip söze giriyor. "benim başımdan öyle bir şey geçti ki, senin anlattıkların solda sıfır. türkiye'de bu iş bitmiş. sana bunları anlatırım ama bana söz ver, eğer bir gün türkiye'de bu işlerin temizlenmesiyle ilgili bir kamuoyu oluşursa bunu kullan. yoksa bizi kimseye kurban etme."

    ve bizzat yaşadığı teşvik skandalını başlıyor anlatmaya:

    "2000-2001 sezonu... f.bahçe ile g.saray kıran kırana bir şampiyonluk yarışı içinde. g.saray, üst üste 5. şampiyonluğa koşuyor. f.bahçe ise mustafa denizli ile onlara yetişmeye çalışıyor... g.saray puan kaybetmezse de f.bahçe'nin şansı hiç yok... son haftalara girildikçe, bizim gibi (teknik direktörü olduğu agücü'nü kastediyor) takımlarla iki kulübün oynadığı maçlar önem kazandı...

    13 mayıs'ta, yani ligin bitmesine 3 maç kala g.saray ile ali sami yen'de karşılaşacağız. hafta boyunca bana f.bahçe kulübü'nden bizim futbolculara teşvik primi gönderileceği yolunda duyumlar ulaştı... takımı toplayıp sert bir konuşma yaptım:

    'teşvik primi alanı bu takımda yaşatmam. helal olmayan bir parayı almak, insanın ailesini satmasıyla eş anlam taşır. g.saray'ı yenmek için f.bahçeliler'in sizinle bağlantı kurmaya çalıştığı dedikodusu ayyuka çıktı. sakın bu yollara girmeyin, primi alanı affetmem. hepiniz ayağınızı denk alın.'

    johnson-kennedy bağlantısı

    tabii bu konuşma oldu ama ben hepsini sonradan öğreniyorum, 2 takım futbolcuları kendi aralarında işi pişirmişler. mesela o sırada f.bahçe'de oynayan johnson, a.gücü'nün yabancılarından kennedy ve augustine'le konuşmuş, onlar para konusunda anlaşmışlar. bu ikisi takımdaki diğer yabancılar kaleci da silva ve stoper rogerio'yu da ayarlamışlar. yani zaten 4 oyuncu teşvik primine kendiliğinden 'okey' vermiş. cafer'le ayrı bağlantı kurulmuş, hakan keleş'le ayrı... takım, kendi kendine f.bahçeliler'den teşvik alma konusunda uzlaşma sağlamış.

    ben maçtan önce soyunma odasında yaptığım konuşmada herkesi son defa uyardım. neyse sahaya çıktık, olağanüstü oynadık. hakem bülent uzun da bize yardımcı oldu, diyebilirim. (işte burası çok önemli) 10. dakikada faruk ilk golü attı, 1-0 öne geçtik. g.saray ilk yarıda okan buruk kırmızı kartla atılınca 10 kişi kaldı ve paniğe kapıldı. rogerio, 61. dakikada durumu 2-0 yaptı. hasan 63'te skoru 2-1'e getirdi ama yetmedi, biz maçı kazandık, f.bahçe erzurum'u 2-1 yenip büyük avantaj sağladı.

    ne güvenilir taksiymiş ama

    esas bomba maçtan sonra patladı. malzemecimiz 'hocam, bir taksi şoförü bunu size vermemi söyledi f.bahçeti yönetici.. (ismi bizde saklı) yollamış' diyerek soyunma odasına bir çanta getirdi. çantayı açınca beynimden vurulmuşa döndüm. f.bahçeli yöneticilerden birinin bize yolladığı çantanın içinden dolarlar fışkırıyordu. soyunma odasında birden hareketlenme oldu, nerdeyse bıraksam herkes çantanın üstüne atlayıp paraları orada paylaşacak. hepsine çok ağır hakaretler ederek çantayı kapattırdım.

    malzemeciye emanet ettim ve 'hayatımda böyle işlerin içinde olmadım. sizin sayenizde geldiğimiz noktaya bakın. bizim şerefimizin satılık olmaması gerekirdi. ama madem bu para geldi, en azından bunun dağıtımının nasıl olacağını ben belirleyeceğim. herkes duşunu alsın ve benden haber beklesin' deyip kapıyı vurup çıktım.

    neyse, ankara'ya döndük. çantadaki para sayıldı, içinde 300 bin amerikan doları vardı. 3 gün sabahlara kadar uyumadan ne yapacağımı düşündüm. aklımdan parayı alıp federasyona gitmek ve herşeyi anlatmak da geçti. ama cesaret edemedim.

    al parayı, at imzayı!

    sonra 300 bin doları nasıl dağıtacağımın yöntemini buldum. beyaz bir dosya kağıdı aldım. madem böyle bir şerefsizliğin içindeydik, gelen paradan gariban çaycının bile faydalanmasını sağlayacak bir metot geliştirdim. sayfanın başına 'teşvik primi alanlar' diye yazdım ve her futbolcunun adını alt alta sıraladım. ben ve antrenörlerim bu paraya hiç dokunmadık ama malzemeciye, masöre, çaycıya, tesislerdeki bekçiye varıncaya kadar herkesi bu işten nasiplendirmeliydim. futbolcuları teker teker evime çağırdım ve paylarını dağıttım. adam başı 15 bin dolar civarında bir para düşüyordu. parasını her alan, kendi adının yanındaki boşluğa imzasını attı. mesela cafer 'ben o şerejsizin evine gidip para almam. hakkımı yollasın' demiş, onunkini de takım arkadaşlarından biri götürdü. ama yine ona da imzayı attırdım. bu parayı son dolarına kadar dağıttım, sonra da beyaz dosya kağıdını evimde sakladım.

    bu 'beyaz dosya kağıdına imza attırma işi'ni niye yaptım biliyor musun? teşvik primine madem benim dahlim olmadan karıştılar, ben de onları yakacak bir belgeyi elimde sigorta olarak tuttum."

    işte telegol'ün geçen yıl cafer aydın'ı konuşturarak başlattığı teşvik primi skandalının gerçek perde arkası bu...

    300 bin dolarlık teşvik primini yollayan f.bahçeli bir yönetici...

    alan ve aldıkları paranın karşılığında boş bir kağıda imza atan a.güçlü futbolcular...

    ve bu belgeyi o günden beri saklayan teknik direktör ersun yanal...
  • 8
    teşvik priminin devlet kayıtlarına geçtiği ilk maç bu sanırım.

    okan ve emre galatasaray'ı satmış, fenerbahçe şampiyon olmuştur, peki o günden beri ne oldu hiçbirşey hakkımızı arayan çıktı mı hayır, emre fener'e gitti, okan geri geldi yüzsüzce, ersun yanal milli takıma kadar yükseldi. şimdi bakınca herkese süs payı fazlasıyla verilmiş görüldüğü gibi.
  • 9
    bu maçta teşvik primi aldığını itiraf eden, ve çaycısına kadar tüm takımın da teşvik primi aldığını söyleyen cafer aydın'ın nasıl susturulduğu ve can güvenliğim yok diyerek ortadan kaybolduğu günler geliyor aklıma. sonrasında da zaten zoraki olarak ersun yanal bizzat itiraf etmişti her şeyi.

    türk futbolundaki kirliliğe sistematik kazandırmış gözlüklü bir adam ise bu konuyu konuşan herkesi susturmuş, cafer aydın'ı ise üstü kapalı öldürmekle tehdit etmişti. yetmedi bu konuya programında yer veren serhat ulueren de işinden olmuştu.

    hey gidi günler hey. keserler, saplar dönmeye başlamış, yıkılıyor şimdilerde haramilerin saltanatı.

    (bkz: denizli maçında şike yapıldı/#704362) tam 2 hafta önce yazmıştım bu entry'i. bu entry'de adı geçen 2 fenerbahçeli de şu an şike suçundan dolayı tutuklu. daha ne diyim ki?
  • 17
    keşke bir imkanım olsa da tekrarını izlesem dediğim maç. radyodan dinlemiştim ve dört dönmüştüm evin içinde. 2-0 yenik duruma düştüğümüzde, 96-2000 arası o efsane dönemin sonunun geldiğini düşünmüş ve hissetmiştim ikinci defa. o duyguyu ilk defa, bu maçın bir kaç hafta öncesinde 3-2 yenildiğimiz kocaelispor maçında yaşamıştım. özetle, sıkıntılı bir mayıs akşamıydı ayın 13'ü.

    hatırladığım kadarıyla okan'ın kırmızı kartı haksızdı. hakem hatasıydı. ama kimsenin dilinden düşmeyen, emre belözoğlu'nun "kendini toptan sakınma" halini doksan dakikayı izleyip gözlemlemek isterdim. isterse dünyanın en alçak insanı olsun, bir futbolcunun -oynadığı takım şampiyonluğa giderken- mücadeleden kaçtığını aklım almıyor, kanım donuyor.

    bu maçtan sonra hatırı sayılır bir kitle florya'ya gidip sert bir tepki göstermişti. ama tepki hangi oyunculara yöneldi, kimlerin kulağı çınlatıldı hiç hatırlamıyorum.
  • 20
    yeniler hatırlamaz sinirden kendimizi parçaladığımız maçtı bu. okanın iki sarı karttan kendini attırdığı atılırken de üzülme tripleri yaptığı maç. 2-1'i bulmuştuk ama yetmemişti. emre okan ikilisi intere imza attıktan sonra kazasız belasız sakatlanmadan gidebilmek için oynamadıkları bir başka maçtı.

    eğer o sene de şampiyon olsaydık üstüste 5. kez şampiyon olacaktık. sonraki sene zaten şampiyonduk. 6 olacaktı. ne o fark kapanırdı ne de o psikolojiyle fener bir bok yapabilirdi.

    emre okan ikilisi fenerin yükselişinin temelini atmışlardır. efsanedirler ama fenerliler için.